Moskova’da gece kulübü maceraları

Haberin Devamı

Üç günlük basın gezisinden 3 haftalık malzeme çıkartanlara her zaman hayran kalmışımdır. Beraber gitmişizdir, beraber dolaşmışızdır, hatta ben çok daha fazla dolaşmış ve bilgilenmişimdir ama ben bir, bilemedin iki gün üst üste ancak yazmışımdır, o ise bakarım aradan aylar geçmiştir hâlâ maceralarını anlatmaktadır köşeciğinde. Sanırısın müze müze dolaşmış, sanırsın onlarca rehber kitap hatmetmiş, sanırsın aylarca orada kalmış.

Bu sefer sıra bende. Bildiğiniz gibi “Yevrevidinya 2009” (yani Eurovision) nedeniyle 3 gün boyunca Moskova’daydım. Olmamışın bir Moskovası olmuş evet anlatacağım! Üstelik gittiğimiz gece kulübünü!

(Nasıl dikildi kulaklar hemen.. Görmüyorum sanmayın! Bu köşede kamera var! Ho ho ho...)

Gittiğimiz gece kulubünün adı “Pasha” idi. Türklerle bir ilgisi var mı, sahibi bizimkilerden mi diye sorduk ama kimse bilemedi.

Fakat “paşa gönlümüzü” ziyadesiyle ihya eden bir yer olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ki ben gece kulüplerini cidden sevmem.

Hadise şu: Çok geniş ve kat kat yayılmış bir mekan tasarlamışlar. Bazı katlardan diğer katları da görmek mümkün. Dekorasyon ve ışıklandırmda çok büyük bir numara yok belki ama ferah olmuş.

Bizim gece kulüplerinden en büyük farkı: Herkesin fosur fosur sigara içmesine rağmen içerde zerre sigara dumanının olmaması ve daha da güzeli, müziğin asla konuşmayı, sohbet etmeyi engelliyor olmaması.

Böylece Türk işletmecilerinin iki iddiasının da boş olduğunu anlamış olduk. Zira bizimkiler “bu kadar yoğun sigara tüketimini karşılayacak havalandırma daha icat olmadı” der, mide bulandıracak kadar açık müzik için de “eeee ne yapalım.. Müziğin sesini kısarsak millet içmiyor. Ne kadar açıksa müziğin sesi o kadar çok içki tüketiliyor” şeklinde iddialı iddialı konuşur.

Meğer neymiş? PALAVRAYMIŞ. Moskova’daki gece kulübünde ne sigara dumanından zehirlendik, ne konuşmaktan geri kaldık ne de kimsenin “ay müzik konuşmaya engel değil, sohbet edebiliyoruz, o zaman ben en iyisi içki içmeyeyim” diyen bir hali vardı. Lıkır lıkır gidiyordu votkalar...

Fakat tabii esas numara bu değil. Esas numara kulübün her köşesine yayılmış profesyonel dansçı kızlardı.

Hareket aşağı yukarı 1 gibi başladı. Bizden başka kimse 1’den önce gelmemişti. Gelenlerin çoğu kızdı. Ve istisnasız bütün kızlar diskoya gider gibi değil de nişana veya mezuniyet törenine gider gibi giyinmişti.

Rus kızları eskisi gibi kötü giyinmiyor ama yine de hâlâ bir denyoluk var giysilerinde. Giysilerinde yoksa bile çantalarında var. Hepsinin elinde askısız el çantası vardı ve dans ederken nereye koyacaklarını bilemedikleri için ellerinde çantalarıyla dans ediyorlardı. Bazısı ise bir şekilde Louis Vouitton çanta yapmış, ama kocaman, fakat illa ki herkese gösterecek, oraya da getirmiş, canı dans da etmek de istiyor, e o kocaman şeyle de olmaz. Ne yapıyor? Pistin ortasında yere koyuyor ve etrafından dans ediyor. Komik ama gerçek.

Sonra, birden profesyonel dansçılar çıktı ortaya. Mmmmm... Erkek cenneti herhalde böyle bir şey olmalı. Birbirinden güzel en az 20 kız, üzerlerinde mendil kadar kırmızı bikinileriyle, özel platformlarda bir dans ediyor... Ama bir dans ediyor... Taş olsan etkilenirsin. O derece yani.

En geniş katın tam ortasında da bir “Paşa” ve “Cariyesi” mizanseni yapmışlar. Gerçi daha ziyade “harem ağasıyla” “cariye” mizanseni olmuş. Zira paşa kılığında olan türbanlı bir zenci idi ve hiç etkilenmiş görünmüyordu... Her neyse.

Mizansen şu: Paşa bir kanepede uzanmış, cariye de etrafında dans edip onu kocaman bir tüy yelpaze ile yelliyor.

Son derece “kiç”, son derece “banal” bir sahne ama buna rağmen ne yapıyoruz? Affedersiniz, öküz gibi seyrediyoruz. O kadar ki paşa / harem ağası şahıs bize içki yollatıyor iyi mi! Artık nasıl baktıysak..

Gecenin ilerleyen saatlerinde ise bir akrobat striptizci çıktı sahneye iyi mi! Sahne dediğim havada asılı bir halka. O halkaya bir güzel tırmandı ve ondan sonra halkaya asılı vaziyette bir kıvırdı bir kıvırda. Ha düşecek ha düştü derken bir de striptiz yapmasın mi? Yaptı valla.

Özetle, aldıkları parayı son kuruşuna kadar hak eden ve bütün bu anlattıklarıma rağmen son derece de klas bir yer olan bir kulüptü. Sonuç olarak 4 gibi çıktık. Hayatımda ilk defa bu kadar geç saate kadar kaldığım için pişman olmadım.

Çıktığımızda çok saçma bir şey oldu. İki atlı kız yaklaştı yanımıza. Gecenin 4’ü ve at üstünde iki kız görüyoruz! Tamam çıplak değillerdi ama saat 4 için giyinik bir şekilde at üzerine olmaları bile acayip değil mi? Hayal görüyor olmalıyız derken dilenmeye başladılar. Ata yem parası...

At üstünde dilenen kızlar... Absürt film yarışması aday film ismi gibi. Taksiye zor attık kendimizi. Tabii taksi de ayrı macera ama yerim bitti.

***


Yazımı yollarken öğrendim. Türkan Saylan’ı kaybetmişiz. Başımız sağolsun.

DİĞER YENİ YAZILAR