Mardin Midyat’tayım. Yeni açılan Kasr-ı Nehroz otelinin bir taş odasında, dışarıdan gelen kuş seslerini dinliyorum. Güneş batmak üzere. Kuş seslerine, çocukların oyun sesleri karışıyor. Az sonra anneleri eve çağıracak. Son dakikalarının keyfini çılgınca çıkartıyorlar. Anlamadığım ama çok hoşuma giden bir dilde.
Hesapladım, tam üç kere gelmişim Midyat’a. İlk gelişim 1998’in Ekim’i. Akşam dörtten sonra (veya beş miydi?) yolları kesiyorlardı. Şehirlerarası yolculuk yapmak yasaktı. Neredeysen orada kalmak zorundaydın. Ve o zamanlar Midyat’ta doğal olarak otel yoktu. Dışarıdan kim gelecekti ki buralara? Annem defalarca gitme demişti.
Ne yapsak etsek derken aklımıza Mor Gabriel Manastırı’na sığınmak geldi. Akşam hafif hafif çikmeye başlamışken çaldık kapısını manastırın. Metropolit, bizi önce biraz çekinerek, sonra tatlı bir misafirperverlikle kabul etti. Avluda uzun uzun sohbet ettik. Manastırın elektriklerinin ve sularının iki de bir kesilmesinden şikayet etmişti. Öyle dememişti ama biz yapılanın “olağan yıldırma politikası” olduğunu anlamıştık. Hiç bitmeyen, kanımıza işlemiş “terk ettirme” siyaseti. Sonra açık havada, yıldızların altında uyumuştuk.
Midyat hiç aklımdan çıkmadı. Bugüne kadar çektiğim belki de en güzel fotoğrafımı burada çekmiştim. Tam bir ‘abbaranın’ altından geçerken kıpkırmızı örtülü bir kadının üzerine çok acayip bir ışık düşmüştü ve ben de tam o anda deklanşöre basmıştım. Yıllarca bakakalmıştım o fotoğrafa. Nasıl böyle bir şey olabildi diye...
12 yıl sonra P&N’nin desteklediği çok güzel bir proje için buradayım yine. Darüşşafakalı çocuklarla Midyatlı çocukların bir araya gelmelerini ve bir gazete çıkarmalarını izlemek için.
Yarın devam edeceğim...
İki günün en’leri
Dün okuduğum en hoş saptama: “Ben tecrübeye fazla değer vermeyen bir insanım. Tamam tecrübe de önemli ama daha önemli şeyler var: Yaratıcı olmak, yenilikleri takip etmek ve onlara adapte olmak. Son 10 senede olan değişiklikler, İsa’nın doğumunda bu yana olanlardan daha fazla. Anlatabiliyor muyum?” Tarık Şara. Ayşe Arman pazar röportajı
Bugün okuduğum en hoş benzer itiraf: “Yaşlanmanın sağladığı hiçbir avantaj yoktur. Ne daha akıllı, ne daha zeki, ne daha nazik olursunuz. Buna karşı sırtınız daha fazla ağrır, yediklerinizi daha zor hazmedersiniz, gözünüz daha az görür, işitmek için kulağınıza aygıt takarsınız... Eğer mümkünse yaşlanmayın...” Woody Allen, 74 yaşında. Aktaran Mehmet Barlas.
Dün okuduğum en acayip hayal kırıklığı: Roche kazığını ortaya çıkaran ve devlete 5.2 trilyon TL kazandıran eski Roche çalışanı Veysi Mungan’ın 6 yıldır işsiz olması! Hayal kırıklığım ve sitemim Veysi Mungan’a değil, ona iş vermeyen sisteme. Aktaran Ezgi Başaran.
Dün sevindiğim en süper şampiyonluk: Bursaspor’un şampiyonluğu.
Bugün okuduğum en komik Fenerbahçe esprisi: “Deniz Baykal Fenerbahçe’nin başına geçsin, Anayasa Mahkemesine başvurup şampiyonluğu geri istesin.”
İki gün evvel CHP ile ilgili bana yollanan en matrak öneri: “CHP kapatılsın, düşünce kuruluşu olsun, gelirleri demokratikleşme, çağdaşlaşma vs gibi konularda düşünce üretimine harcansın. Memlekete bin kat daha faydalı olsun”
Bugün öğrendiğim en iğrenç şey: Köpek eti yiyen Vietnamlılar, köpeği öldürmeden önce sopalarla döverlermiş ki eti çıtır çıtır olsun. Aktaran Ayşe Arman. (Ayşe! Allah cezanı vermesin! Yazma bir daa böyle şeyler..)

