Memlekette hayatın tadına varanlar sadece İzmirliler

Haberin Devamı

Hadise fakirliğe, zenginliğe bakmıyor. Hakikaten başka bir ruh var bu insanlarda. Bu overdoz, abartılı laikçilikleri bazen sinir bozucu olabiliyor ama insan anlıyor da. Hayatın keyfini bu kadar tatlı tatlı çıkartırken birilerinin öte tarafta “günaaaaah, ayııııııp, yasaaaaak” demesi asap bozucu olabiliyor.
İki gündür buralardayız. Aslı’nın annesinin ‘küçükev’inde. Menemen Foça arasında, Allah’ın bir dağ başında, küçük şirin dünya tatlısı bir ev. Kendi elleriyle, taş üstüne taş koyarak, harç karıp, tuğla taşıyarak yapmış. Kadın başına! Oğlu evi çizmiş o da ustalarla cebelleşe cebelleşe, üç kuruşu oldukça bir taş daha, bir cam daha, bir kulp daha, bir musluk daha diye diye 4 yılda bitirmiş.
Şimdi sabahtan akşama kadar bahçede. 20 tane ağaç dikmiş. Onun yaprağı, bunun dalı nasıl mutlu nasıl mutlu! Kocası da seviyor evi, İzmir’e neredeyse hiç gitmeyecekler.
Sonra Kozbeyli köyüne gittik. Köyün biraz ötesinde Aslı’nın amcasının ve yengesinin kulübesine uğradık. Kulübe diyorum çünkü hakiketen öyle. 20 metre kare bir evcik. Paraları olunca büyüğünü yapacaklar, daha doğrusu niyetleri öyleymiş ama şimdi çok da umurları değil. Kulübe işlerini görüyor. Bütün malzeme gemilerden çıkma. Kapı, pencere, döşeme. Aliağa’ya gidip gelip malzeme almışlar. Her hafta sonu geliyorlar. Verandada yatıyorlar, çok üşürlerse el arabasında ateş yakıyorlar, olmadı İzmir’e evlerine kaçıyorlar. Onlar da dikmiş bir sürü ağaç, bir de yanaşma bir Bobi’leri olmuş. Çok mutlular!

Dedim budur! Pazar arabasıyla çimento taşıyarak, gemilerden çıkma malzeme ile bir kulübecik yapıp bunun keyfini sürmek ancak bir İzmirlinin yapabileceği şey. Şortlar askılılar, şipidik parmak arası terlikler çoktan geçirilmiş bile üste başa!
Sonra etrafa bakıyorum. Pancurları kapıları sıkı sıkı kapalı yüzlerce asık suratlı pahalı yazlık! İstanbullu bilmem kimin, Ankaralı bilmem kimin.. Kös kös, kupkuru, sevimsiz sevimsiz, mezar taşı gibi dizilmişler yan yana. Neden bu kadar büyük, neden bu kadar ihtiyacın üzerinde, neden böyle saray-şato taklidi yapar bu yazlık villalar o da ayrı mevzu.
Biz burada komik bir fırında zeytinli ekmek pişirir, son bebek enginarları ayıklarken o sevimsiz yazlıkların sahipleri eminim şu an şu dakikada boğaz trafiğinde sinir krizleri geçiriyordur.
Gel baba buraya! Madem dikmişin bir yazlık, madem dütmüşün doğanın içine, gel bari! Sula çiçeklerini, dik ağaçlarını!
Bu Ege Bölgesi, “yeter ülen sizden çektiğimiz, ne haliniz varsa görün” deyip “Ege Cumhuriyeti” olmadıysa bugüne kadar tek bir nedeni var ama bunu söylemeyeceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR