“Made in Killing Fields” olmayalım

Haberin Devamı

Bugün, bir grup gazeteci ile Mavi Jeans’in ve bir çok markanın daha üretildiği ERAK fabrikasındaydım.

Mevzu tahmin edeceğiniz gibi kot kumlama olayı.

Takip edememiş olanlar için hatırlatma yapmak istiyorum: Ülkemizde bir “kumlama” faciası yaşanmakta.

Ne demek “kumlama”? Şu demek: Bazı sektörlerde ürünlere kum püskürtülerek bir takım işlemler yapılıyor. Kot sektöründe kotu beyazlatmak için, tencere sektöründe pürüzsüz bir yüzey elde etmek için, diş protezi sektöründe parlaklık elde etmek için, cam sektöründe bir takım dokular elde etmek için ürüne kum püskürtülüyor.

Bu kum püskürtme işlemi, uygun olmayan koşullarda yapıldığı zaman işlemi yapan kişilerde silikosis denilen bir hastalığa yol açıyor.

Bu hastalık solunum yoluyla alınan maddelerin akciğerde birikmesi ve ciğeri iflas ettirmesi anlamına geliyor. Sonu mutlak ölüm. Kumlama işinde 2 yıl çalışmak yeterli.

Facia şu: Memlekette bir sürü kumlama atölyesi var ve bu kumlama atölyelerinde “gereksiz” masraf olmasın diye en küçük bir güvenlik önlemi almaya gerek görmeden işçilere ha bire bir şeyler kumlatılıp duruluyor.

Gencik insanlar patır patır ölmeye başladı. Veya çoktandır ölüyorlardı da hadise silikosis olarak anca kayıtlara geçti de farkına varmaya başladık. Tıpta madenci hastalığı olarak geçtiği ve ancak 30 yıl maruz kaldıktan sonra oluştuğu şeklinde tanımlandığı için doktorların uzun süre aklına silikosis gelmedi. İnsanlara verem tedavisi yapıldı. (“Verem hortladı” haberlerini hatırlayın!) Nice sonra gerçek anlaşıldı. Durum çok daha vahimdi. Silikosis yüzünden en az 5000 kişinin öleceği tahmin ediliyor.

Peki kotu beyazlatmak için kumlama şart mıdır? Tasarımcıların yaptığı bu abidik gubidik orasında çizik, burasında bıyık, burasında beyaz leke hadisesi başka türlü yapılamıyor mu?

Yapılıyormuş. Ben de bilmiyordum. Sanıyordum ki başka yolu yok. Bitsin bu lanet moda deyip duruyordum. Bu gün fabrika gezisi sırasında öğrendim ki kumaşlara gerekli deseni vermek için uzun süredir kumlama yerine lazer kullanılıyormuş. İstediğiniz her tür efekti verebiliyorsunuz. İsterseniz jilet gibi bir Bob Marley resmi de çizmek mümkün, 10 yıldır kullanılan bir kot efekti vermek de.

Yüklüyorsunuz bilgisayara istenilen “yıpranmış” efekti, lazer, çeyrek dakikada pantolonunu “yaşlandırıyor”. Ortada kum mum yok.

Tabii bu bir yatırım. Makineler dünyanın parası. Kendini bilen firmalar bu yöntemi kullanıyor. Fason üretim yapan merdiven altı dediğimiz küçük atölyeler elbette bu yatırımı yapmıyor. Ver işçiye kum tabancasını püskürtsün. Ancak yatırımı yapan firmalar da haliyle töhmet altında kalıyor.

Devlet devletliğini yapmadığı ve bu atölyeleri denetlemediği için Türkiye, insanlarını bile isteye ölüme yollayan bir ülke statüsüne gelmek üzere. O kadar yazdım, belli ki biz umursamıyoruz insanlarımızı ama elin gavuru çok umursuyor. Türkiye’nin adı “ölüm tarlasına” çıkarsa en güzel ihraç kalemlerimizden biri olan blue jean ihracatı fena halde sekteye uğrayabilir.

Bir kampanya ile “Made in Turkey” lafı “Made in Killing Fields” haline gelebilir. Bari bu açıdan bakalım.

DİĞER YENİ YAZILAR