Hollanda’da bir dram var. Haber şu: Hollanda’da yaşayan Iğdırlı bir aile, 3. çocuklarını altı aylıkken düşürdükleri için devlet “bu aile çocuklarına bakamaz” kararı almış ve üç çocuğu birden koruyucu bir aileye vermiş. (Aile lezbiyen bir çift bu arada) Iğdırlı çift hukuk savaşı başlatmış ve üç yılın sonunda ilk iki çocuklarının velayetini almayı başarmış. Düşürülen en küçük çocuk, koruyucu ailede kalmaya devam etmiş. Bu arada büyük oğlanlar tedavi gerekçesiyle Iğdır’a dayılarının yanına yollamış. Fakat koruyucu aile de “bize ne” dememiş, hiç aralıksız 3 yıl baktıkları diğer oğlanları tekrar alabilmek için mahkemeye gitmiş ve geçtiğimiz günlerde sonuç koruyucu aile lehinde çıkmış. Yani oğlanlar gerisin geriye koruyucu aileye gidecek. İğdırlı aile “Başbakan bize sahip çıksın” demekte.
Her tarafından tuhaflıklar dökülen bir olay. Düşürülmeyen çocuk var mıdır Allah aşkına? İstenen bir şey değil ama oluyor. En sakınan ailelerin bile başına gelebiliyor. Hollandalılar da uzaydan gelme değil herhalde. Onlar da düşürüyorlardır çocuklarını. Bir kere düşürdün diye böyle büyük bir ceza verilebilir mi?
İşin içinde ya hakikaten ağır bir faşistlik var veya haberde olması gereken önemli bir bilgi eksik. Zira bu haliyle akıl alır bir gaddarlık değil. Avrupalıların zaman zaman ne kadar hıyar olabileceklerini bilmeme rağmen işin altında başka bir şey olduğunu düşünmeden edemiyorum.
Sonra haberi dikkatle okumaya başladım. Milliyet’in sitesindeki haberde “lezbiyen” kelimesi tam 11 kere kullanılmış. Başlık zaten “Türk ailenin çocukları lezbiyen çifte verilecek”. Çiftin lezbiyen olduğu spotta da vurgulanmış, haberin içinde de 9 kere daha lezbiyen denilmiş. Çift lezbiyen olmasaydı ne değişecekti? Yoksa “üstelik de lezbiyenlere veriyorlar.. Duble dram” mı denmeye çalışılıyor?
Doğan Haber Ajansı’nın geçtiği haberde de çiftin lezbiyen olduğu bol miktarda vurgulanmış. Üstelik daha da acayip cümleler var: “Nurgül Azeroğlu ile Hanlar Azeroğlu 4 yaşındaki oğulları Yunus’u lezbiyen ailenin elinden kurtarmak isterken...”
Bu cümleden insan ancak şunu anlar: Lezbiyen çift, (lezbiyenlik ederek yeterince sapıklık etmeleri yetmezmiş gibi) Yunus’u çocuk parkından kaçırmış, üstelik seks partilerine oyuncak ediyor, daha şimdiden uyuşturucuya alıştırmış, itip kakıyor, tek dertleri de bir Türk çocuğunu Türk örf ve geleneklerinden uzak yetiştirerek Türklerden intikam almak!
Hayır, çocuk sahibi olamayacakları için belli ki evlatlık için başvurmuşlar, devlet de sıraları geldiği için onlara vermiş, onlar da üç çocuğa üç yıldır bakıyorlar!
Üç yıl az bir süre değil. Üç çocuk da az bir şey değil. Bir çocuğa üç yıl baktıktan sonra insan ona ne kadar bağlanır tahmin edebiliyorsunuz herhalde. Lezbiyen olmak bunu değiştiren bir şey değil. Ama Türk basını çocuk sevgisini belli ki sadece Türklere ve de heteroseksüel çiftlere uygun görüyor. Geri kalanlar canavar.
Olayın aslını belli ki tam olarak bilmiyoruz. Çocuğun bebek sepetinden düştüğünde kolunun kırıldığını mesela haberin en önemsiz detayı olarak okuyoruz. Küçük çocukların kemikleri bu kadar kolay kırılır mı diye sormadan edemiyorum. Ve o nasıl bir düşmedir öyle?
Fakat haberi aramızda tartışırken şunu düşündük: Bu yasa Türkiye’de uygulanıyor olsaydı veya şöyle diyelim Hollanda Gençlik zımbıtısı Türkiye’de iş görseydi kaçımızın çocuğu kendimizde kalırdı acaba?
Zira memleket ikiye ayrılmış durumda: Sapıklık derecesinde çocuklarına düşkün aileler (veletlerinin isimleri de genelde Melisa, Selin, Pıtırcan şeklinde oluyor) ve de kaç çocuğu bile olduğunu bilmeyen aileler.
Her iki taraftan da kurtarılması gereken hayli çocuk olduğunu düşünüyorum.

