Bugün bayram. Kutlu olsun. Mübarek olsun. Kurban kestiyseniz Allah kabul etsin.
Şimdi adettendir. Bütün köşeciler bayram anılarını anlatır bayramın birinci gününde. Çocukluklarında ne kadar şahane bayramlar geçirdiklerini vs vs.
Benim öyle anılarım yok. Kötü bir zamana denk geldi çocukluğum. Bayram yerlerinin kapandığı ama yerine modern lunaparkların, Akmerkezlerin, Cevahirlerin de açılmadığı bir dönemdi. Gri günlerdi. Giysiler de gri idi, binalar da gri idi, ağaçlar da gri idi, yüzler de gri idi. Toz her şeyin üzerini kaplamıştı. Veya bana öyle geliyordu.
Annemin parası yoktu, biliyordum bunu, bu yüzden bana bir şey almasın diye her bayram öncesi illa bir huysuzluk çıkartırdım. Bana çok kızar, “sana bir şey almayacağım” der, ben de acayip rahatlardım. Bu yüzden biz her bayrama küs girerdik. Benim her bayram öncesi neden kavga çıkarttığımı bilmeden öldü. Yaşasaydı bu yazıyı yazmazdım zaten.
Parası olmadığı halde varmış taklidi yapmak durumunda olan annelerden biriydi benim annem. Neden bilmiyorum. Bulunduğumuz ortam bunu gerektiriyordu herhalde. Veya o dönemlerde açık açık para muhabbeti yapılmıyordu çocuklarla. Kendimi kötü hissetmeyeyin diye belki de. En ufak bir fikrim yok.
Fakat annem de bilmiyordu ki kızı sandığından daha uyanık. Çekmeceye kaldırdığı hesap kitap defterlerini durmadan kontrol ederdim. Eldeki para belli, bir kuruş geçmemesi gerekiyordu.
Geçmezdi. Bir mucize gerçekleştirir, her ayın sonunu bir şekilde getirirdik. Benim bayram ve doğum günleri huysuzluklarımın da katkılarıyla tabii.
Birbirimize hile mi yapıyorduk? O da olabilir. Belki annem de farkındaydı benim bir çekmece canavarı olduğumu. Çarşıya çıkmamak için veya çarşının ortasında çıkardığım huysuzlukların sahte olduğunu belki o da biliyordu. Böyle yumuşak bir huysuzluk örtüsü örtüyorduk parasızlığın üzerine.
Bu şık olmadığımız manasına gelmiyordu. Kimsenin annesi boşuna terzi olmaz. Annemin terziliği içeriye dönük bir terzilikti. 14 yıllık korkunç demode bir döpyesi 11 yaşında bir kıza ceket pantolon veya kaban veya mont veya kloş etek yapabilme terziliğiydi.
Bilenler bilir, kolay değildir. Ciddi yaratıcılık ister. Kimsenin çakmaması lazımdır.
En çok bayramda iş görürdü annemin bu marifeti. Ne için bütün bu çabalar? Çocuk mutlu olsun, çocuk el aleme rezil olmasın.
Daha çok rezil olurdum bazen. “Aaa bu annenin elbisesi değil miydi?” diye hafızası kuvvetli biri atlardı illa. Fotoğraflar çıkar, eski ve yeni hali kıyaslanır, annemin terziliği övgüler alır, bense kendimi camdan aşağıya atmak isterdim.
Sonra rahatladım. Umurumda olmamaya başladı yeniden tasarımlanmış anne kıyafetleri. O kadar umurumda olmadı ki anne kıyafetleri bitti sıra baba kıyafetlerine geldi. Son numarası babamın paltosunu bana göre küçültmek oldu. Üç yıllık lise hayatım çirkin lacivert bir baba paltosu ile geçti. Sıcak tutuyor muydu, tutuyordu. E tamam.
Sonuç? Kendime hâlâ kıyafet alamıyorum. Dünyanın en zengin kadını olsam bile bu değişmeyecek bir şey belli ki.
Küçültülmüş anne ve baba kıyafetleriyle çocuklukları geçmiş herkese selam olsun...
Küçültülmüş anne kıyafetleriyle geçen bayramlar
Haberin Devamı

