Bir gün aynı işi yapacağımız ve de bir gazetenin aynı sayfasında yer alacağımızı hiç düşünmedik. Bu da oldu! 12. yılına giren ve her yıl daha da çok ilgi gören “Küçük Oteller Kitabı”nı bu yıl beraber hazırladık. Batı ve Akdeniz bölgesini o gezdi, Karadeniz bölgesini ben gezdim. Karşınızda bir “Kız kardeşler prodakşın” var! Warner Biraderlerden sonra Tönbekici Hemşireler! Kitabı beraber yaptığımız gibi röportajı da beraber yaptık. Ben ona, o bana sordu. İşte Küçük Oteller cadılarından nefis bir sektör değerlendirmesi.
Müjde Tönbekici:
Travmalar atlatmak içindir çalışmak en iyisi...
Geçtiğimiz yaz, basına da yansıyan çok büyük travmalar yaşadın. Nasıl atlattın, hayatını nasıl toparladın?
Allah vergisi bir pozitif enerji ile yaratılmışım. Depresyona yatkınlığım yok. Anında B planına geçme özelliğim var. Daha olayların içindeyken planı kurgulamıştım. Bana bütün güvenceyi de veren bu. Başka bir moda, başka bir düzleme hemen geçebiliyorum. Geçmişe yönelik bir kahır psikolojim yok. Tevekkül denen şey belki de budur. Travmaya girdiğimi bile anlamadım. Söz konusu ‘münasebetsiz olay’ boşanabilmem için bir vesile oldu.
Bütün bunlardan çıkardığın bir ders var mı?
Çıkarttığım en güzel ders şu oldu: İnsan, günahıyla sevabıyla kendi kararlarını kendi vermeli, kendi uygulamalı. Bir partnere bağımlı olmamak ve bir partnerin de bana bağımlı olmasını talep etmemek işin esası. Çok yorucu bir şeymiş. Özgürlüğümün tadına fena halde vardım bu bir yıl içinde.
Ne yaptın bu bir yıl içinde?
Bizimkisi bir iş ve eş ortaklığı olduğundan hukuki süreç uzun sürdü. Bu aşamada benim yaşadığım travmaya benzer travmalar yaşayan ‘eğitimli’ kadınların bir hayli fazla olduğunu fark ettim. Adana’dan İzmir’e, İzmir’den Artvin’e onlarca kadınla tanıştım. Onlarla röportajlar yapmaya başladım. Bu benim arınma sürecim içinde bir aşama oldu. Tamamladıktan sonra bunu bir kitap olarak yayınlamayı düşünüyorum. Bu arada eski işim olan rehberliğe döndüm. Çok güzel turlar yaptım ve halen de yapıyorum. Zaten araya kitap girdi. Kendi dertlerimi düşünmek için böylelikle fazla vaktim kalmadı. Bir de çocuklar var tabii.
Seninle harika bir iş çıkardık çok az kavga ettik
Kitap nasıl oldu da ‘kardeşlerin’ oldu?
Sevan Nişanyan ile iş paylaşımı yaptık. Otel işletmesi onun oldu, kitap seninle benim. Zaten geçen sene sen çıkartmıştın, doğal bir geçiş oldu.
Nasıl bir şeymiş kız kardeşle çalışmak?
İkili olarak başladık, yine ikili olarak devam ediyoruz. Hemcinsimle çalışmanın enerji dinamikleri benim için daha yapıcı oluyor. Kendimi birkaç yıldır küçük oteller içinden soyutlamıştım. Kendi otelimizi çalıştırıyordum. Seninle ile harika bir çalışma sürecimiz oldu. Çok az kavga ettik.
12 yıldır küçük ve butik otelcilikte lider bir yayıncılık yapıyorsun, bu zaman zarfında nereden nereye gelindi?
On iki yıl önce bu işe 81 otelle başlamıştık. Açıkçası onları da zorlaya zorlaya bir araya getirmiştik. Son dört yıldır bir butik otel furyası yaşandığından artık yüzlerce otel arasından tercih edebilme şansımız var. Lakin gelişmelerden hoşnut değilim. Türkiye’de bir “butik otel” konsepti oluştu. Bu çok da hoşuma giden bir şey değil. İşletmeleri ve işletmecileri her zaman samimi, içten ve sıcak bulamıyorum. Fazla bir kasma var. Oysa biraz tevazu ile dünya güzeli mekanlar yaratılabilir.
Nedir sorun?
Başarılı gibi görünen modellerin çok fazla taklidi türedi. Bunun temelinde de Türkiye’nin ‘imaj ikonları’nın olmaması yatıyor. Yunanistan dendiğinde, Fransa Provence dendiğinde, İtalya Toskana dendiğinde kafamızda hemen bazı renkler, malzemeler, kokular çağrışıyor. Medeniyetler arasında sıkışmış olan Türkiye ne şark, ne garp. Kimlik imajları henüz oluşmadığından zevksiz soğuk mekanlar ortaya çıkıyor. Ya aşırı Avrupa öykünmesi ya da tamamen ‘törkiş’ folklorik. Ben ikisinde de rahat edemiyorum açıkçası.
Ne olsun isterdin?
Şirince’de yıllar yılı yarattığımız mekanlara, köklerimizden hareket ederek yeni çağdaş yorumlar katmaya çalıştık. Ve ben bu tarzın içinde kendimi çok rahat hissettim.
Türkiye’deki küçük oteller doğru yolda değil
Nedir işin sırrı?
Şudur: Eskiden ne yapmışlar, nasıl yapmışlar... İster sarayda, ister köy evinde bir mekana zevk katan unsurlar nedir incelemek ve bunlardan faydalanarak şimdi ve gelecek için yorumlar yapmak. Her türlü sivriltilmiş renk köşe ve malzemeden kaçınmak. Yaptığın işte görgülü olmak. “Less is more” diye bir deyim vardır. Nasıl çevirebiliriz bilmiyorum. Daha ‘az’, abartıdan daha iyi oluyor. Gezdiğim otellerde ayıklanması gereken o kadar lüzumsuz şey görüyorum ki.
Küçük oteller sektörü sence ne durumda? Dürüst bir değerlendirme yapacak olursan mimari, hizmet, sunum ve fiyat olarak nasıl değerlendiriyorsun?
Türkiye’deki küçük ve butik otellerin doğru yolda olduklarını düşünmüyorum. Sri Lanka, Güney Afrika, Fas, Hindistan gibi dünyadaki muadilleriyle kıyasladığında hem aşırı pahalı olduğumuzu hem de hizmet kalitemizin ne yazık ki çok övülecek durumda olmadığını izliyorum. İtiraf etmem gerekirse Hindistan, Fas gibi ülkelerdeki ‘koloniyel etkiler’ turizmde çok zengin yankılamalar yaratıyor. Marakeş’te bir otel komisi bile en kibar Fransızca ile yol tarifi verebiliyor, Hindistan’da bir raca insanları sarayında ağırlarken çok zarif ve abartısız bir tavırla hizmet sunabiliyor. Küçük dağları ben yarattım hissini vermiyor.
Krizden nasıl etkilenir Küçük Oteller?
Büyük oteller kadar etkilenmez. Küçük Otellerden hizmet alan insanlar zaten münferit kararlar almaya alışık insanlar. Yerlisi de yabancısı da. Hele yabancılar için seyahat etmek, yemek içmek, uyumak kadar temel ihtiyaç olduğundan tatil kararlarında bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Belki bir fiyat ayarlaması olacaktır, ki buna ihtiyaç da var bana sorarsan.
Mutlu Tönbekici:
15 kilo verip kendi otelimde Elf kraliçesi gibi dolaşacağım
Okadar çok otel ziyaret ettin. Seni en çok ne etkiliyor? Mimari! Zevk sahibi, ilginç bir şey olsun istiyorum. İlginç olacağım diye kendini hırpalamış da olmasın tabii. O da çok fena oluyor. Ev sahibi tabii en az bunun kadar etkili. Neşeli, cana yakın, yaptığını seven ama ölümüne övünmeyen, rahat, sana da o rahatlığı geçiren, çaktırmadan titiz, çaktırmadan oteline hakim ev sahipleri insana her şeyi unutturuyor. Ben bir de kahvaltıcıyım. Kahvaltıda bana 7 tahıllı, ev yapımı esmer ekmek falan çıkartırlarsa ölürüm ben ölürüm!
En canını sıkan?
Sıkışık odalar, ikiz villalar, pimapen ve IKEA. Odalar niye ferah tutulmaz, banyolar neden uçak tuvaleti gibi minicik yapılır aklım almıyor. IKEA’dan almalarını anlıyorum, çünkü ucuz, pratik falan ama insan kendi evindeki yatağı, şifonyeri, abajuru görmekten ne kadar hoşlanır bir torba dolusu para verdiği yerde bilmiyorum. Bir de kibirli ev sahibi çekilmez oluyor. Otelini dünyanın en güzel, en zevkli, en ilginç, en lüks yeri sananlar, ama yan sokaktaki otele bile gidip bakmamışlar adamı sinir ediyor. Bir de şöyle bir gerçek var: Aslında her kasabada bir tane otel var. İlk açılan ve tutan otelin tarzı ne ise kasabadaki otellerin hemen hemen hepsi onun replikaları oluyor. İlk gelen zevkli bir hanım veya erkekse ne âlâ. Değilse çok feci oluyor. Hangi otel hangisinden ne almış, böyle adım adım takip etmek mümkün oluyor.
Sana sınırsız para verilse rüya otelini nereye kurardın? Adını ne verirdin? Nasıl bir şey olurdu?
Herkesin aklına ilk bir ada gelir. Bense Sümela Manastırı gibi bir yer düşlüyorum. Bir yamaca tutunmuş 5-6 odalı bir yer. Hadi on olsun. Kartal yuvası gibi tepeden baksın neye bakıyorsa. İnsana hakimiyet duygusu versin. Ulaşımı çok zor olsun. Atmosfer de yine manastır atmosferi olsun. Tapınak şövalyelerin yılda bir toplandığı bir yer gibi. Her tür konfor da olacak bu arada. Ama çaktırmadan! Yemekler ayin havasında, hep beraber. Ve konuklara sürprizler yapmak isterim. Böyle hafif bir Agatha Christie romanı tadında bir şeyler mesela. Ufak tefek oyunlar. Ve otel bu gizemli oyunlarıyla ünlensin. Muhteşem yemekleri ve oyunları için gelsinler. Ben de ortada Elf kraliçesi gibi beyazlar içinde dolaşayım. Bunun için 15 kilo vermem lazım tabii. Yoksa Hobbit kraliçesi olurum olsam olsam.
Kimlerin gelmesini isterdin?
Kimlerin gelmesini değil de kimlerin gelmemesini isterdim diye cevaplayabilirim. Çok görmüş, çok bilmiş insanların da gelmesini istemem hiç bilmeyen keko insanların da. Zira ikisi de heyecansız oluyor. Bilen sıkılmış, öbürü ise neye heyecanlanacağını bile bilmiyor. Bilenin sıkılmamışı diyelim. Detayların tadını alabilecek, yaşam zevki ve merakı olan insanlar gelsin isterim. Şöminenin bir kenarındaki minicik aslan desenini fark edip ‘Bu nedir’ diye soracak insanlar gelsin. Bana zeki önerilerde bulunacak insanlar gelsin isterim.
Kendin tatile çıkacak olsan tercih ettiğin yöre ve otel ne olurdu?
Bu çok acayip bir soru benim için: Ben hiç tatile çıkmıyorum ki! Ben hep seyahate çıkıyorum. Onun da yöresi yok. Maksat gitmek. Ama aklıma ilk gelen yer hep Dalyan oluyor. Dalyan’ı çok seviyorum. Bir de galiba tekrar Tanzot’a gitmek istiyorum. Artvin-Ardanuç’a bağlı bir köy. Çadır kurmuştuk geçen sene. Rüya gibi bir yer.
Küçük oteller taklitten kurtulsun
Küçük otel kurmak isteyen birine ne gibi önerilerin var?
Ablam Müjde Tönbekici’ye danışsınlar! Tanıdığım en zevk sahibi kadın. O olmuyorsa ve kendi zevkleri yoksa yandaki otele bakmak yerine yabancı dekorasyon dergilerine baksınlar. Yabancı küçük ve butik otel sitelerine baksınlar. Rüya gibi döşenmiş şatolar, saraylar görüyorum. Niye bakılıp fikir alınmaz anlamıyorum. Bir de hayati kurallar var. Mimar sokmasınlar tamam ama basamak ölçüsü, klozet yüksekliği, lavabo yüksekliği gibi şeyler bellidir. Hiç olmazsa onları danışsalar çok iyi olacak. Özellikle Karadeniz’dekiler. Bazıları devler ölçüsünde yapıyor bazıları cüceler...
Küçük Oteller Kitabı tek referanstı. Takipçiler ve taklitçiler için ne düşünüyorsun?
Bu iş neden on yıllık bir gecikme ile keşfedildi esas şaşırdığım nokta bu. Ve lakin küçük otellerde yaygın olan sorun burada da var: Yan dükkana bakıp aynısını yapmaya çalıştılar. Neredeyse aynı isim, aynı boyut. Değişik bir şey yaratmadılar. Aynı pastaya hücum ettiler. Bu yüzden ruh eksikliği söz konusu. “Maviyle yeşilin buluştuğu”, “doğa ile konforun birleştiği” gibi kalıp cümleler. Al aynı metni başka bir otelin altına koy, hiçbir şey fark etmez. O kadar ruhsuz ki ona da uyar buna. Farklı şeyleri yine biz yapacağız anlaşılan.
“Küçük Oteller” cadıları iş başında
Abla-kardeş hayat boyu çok konuştuk, çok güldük, çok didiştik ama...
Haberin Devamı

