Bono sağ olsun, aklımızı başımıza getirdi. Yahu bir köprümüz var ve yılda bir kere Avrasya maratonu bahanesiyle yayaya açık ve biz bunu değerlendirmiyoruz!
Hakikaten olacak iş değil! Sen 22 yıllık İstanbullu ol ve bir kere bile köprüye yayan çıkma! Dedim kalkın gidiyoruz. Koşmuyoruz diye ceza verecek değiller ya! Yürürüz, dolanırız, etrafı seyrederiz.. Sonra aklımıza eylem de yapmak geldi. Niye herkes köprü üzerindeyken, 3. köprüyü protesto etmeyelim? İş işteyken, koca kocadayken, köprü de köprü üzerindeyken protesto edilir.
Planı hazırladık. Ben Diyarbakır’dayken (DB maceramı da sonra anlatacağım) şimdi isimi lazım değil bir arkadaş pankartı hazırlayacaktı. Ben cumartesi gecesi DB’dan döneceğim, söz konusu arkadaş da pazar sabahı elinde pankartla gelip beni evden alacak, motorla köprü ayağına gideceğiz.
Pankart hazırlanmış gerçekten. Fakat şöyle: Arkadaş, bir gece önceden bulmuş bir bez parçası, “kumaş boyası yerine akrilik olamaz mı?” demiş kendi kendine, sonra “olur olur” demiş ve yazması gerekeni yazıp kurusun diye bir güzel terasa asmış. Gece de bir güzel yağmur çiselemiş, su bazlı akrilik boya da bir güzel akmış. Sabah kapımı çaldı ve elinde bütün harfleri dağılmış, her tarafı bulaşık olmuş iğrenç kapkara bir bez parçası tutuyor.. “Sence burada ne yazdığı okunuyor mu?” diye de soruyor bir de..
“Orada okunsa okunsa ‘ben koca bir sersemim’ okunur” diyeceğim, kendimi zor tuttum. Bir haftadır planını yaptığımız eylemin pankartına bak! Peee..
Geçen sene yine bugünlerde, Reha Muhtar, son derece temelsiz nedenlerle tutuklanıp hapse giren Aylin’imize moral desteği vermek için yine benim hazırladığım bir pankarta bakıp “Bunlar mı militan savcı bey? Şu hazırladıkları pankarta bakın? Lise yıllığına yazar gibi yazmışlar. Bunlar yanlışlıkla örgüt elemanı olsalar anında atılırlardı..” minvalli bir yazı yazmıştı. Bu sabahkini görse neler derdi kim bilir.. Acemi eylemcilerin işi bu kadar olur. Hey gidi 68-78 gençliği. Şıkır şıkır yazıverirlerdi “kahrolsunlu” bir bez afiş, yağmurun tillahı yağsa bana mısın demezdi.
Eee ne yapacağız? Yeni bir pankart lazım ama bizim de sadece 10 dakikamız kaldı. Ve o saatte açık her hangi bir dükkan bulmamız imkansız.
Çare? Aklıma benim makyaj malzemelerim geldi. Kullanmadığım ne kadar rimel, kalem, eye liner ve ruj varsa hepsini çıkarttım. Bir çarşafı da ikiye böldük. On dakikada yazdık bir şeyler. Oldu mu? Oldu. Eh işte post darbe 12 Eylül çocuklarından bu kadar oluyor. Makyaj malzemesinden pankart!
Köprüye çıkmamızdan önce bir de arkadaşlarla buluşma maceramız var. 5 insan Capitol’ün önünde nasıl buluşamazın kısa filmini çektik gibi bir şey. Biri bizi kaydediyor olsa sıkı bir komedi çıkartırdı. Şaşkın eylemciler part tuu. Fakat en komiği Altunizade’den E5’e çıkmamız oldu. Binlerce insan aynı anda üstgeçide yığılınca trafik sıkıştı iyi mi! Ama insan trafiği. Ne ileri ne geri gidebiliyoruz! Üstgeçitte sıkıştık kaldık. Üstelik yaptığımız o kadar saçma ki zira yollar araçlara çoktan kapanmış üstgeçitten gitmeye gerek yok ki! İstediğin yerden geç karşıya kardeşim! Alışkanlığın beyinde yer etmesine bak. Üstelik normal zamanda yasak delmeye ileri düzeyde meraklı bir halk olarak.. Sonunda vardık köprüye. Mmmm.. Bono haklıymış hüleynn! Hakikaten çok güzel bir şeymiş köprü üzerinde yaya dolaşmak..
Kahvaltı yapanlar mı istersiniz, kağıt oynayanlar mı, topluca kitap okuyanlar mı, çilingir sofrası kuranlar mı, paten kayanlar mı, bağıra çağıra dini meseller okuyanlar mı, bisikletçiler mi.. Bayıldım bayıldım.
Eylemimiz de çok destek gördü. Köprüde en az 100 kişiyle fotoğraf çektirdik. Facebook’ta en çok bizim afiş yoksa ne olayım.. Fakat seneye için çok ciddi hazırlanmamız lazım arkadaşlar! Sizlerden mesela bir nikah bekliyorum! Yok mu bunu yapabilecek matrak bir çift ve bunu kabul edecek matrak bir nikah memuru? Köprü bari senede bir kez işe yarasın!
Yarın: Protestomuzu anlamayan Belediye Başkanımız! (Bu sefer ciddi yazacağım..)

