Kıro olmanın dayanılmaz hafifliği: Şnorkel!

Haberin Devamı

Kıroları da anlamak lazım. Yanlış cümle kurdum. Şunu demek istiyorum. Kıroluk etrafa rahatsızlık verirken failini çok eğlendiren bir şey.

Elindeki mısır koçanını çöp kutusu bulamadığı için evine kadar getirmektense en yakındaki palmiyenin altına fıydırıvermek mesela çok daha eğlenceli bir şey.

Bir kadının poposuna kaçamak bakmaktansa bodoslama ve hiç aralık vermeden bakmak da çok daha eğlenceli.

Telefonla konuşurken elinle ağzını kapatmaya çalışıp gürültü miktarını azaltmaya çalışmaktansa arkana yaslanıp kolunu da koltuğun arkasına atıp şen kahkahalarla bağıra çağıra konuşmak da çok daha eğlenceli. Hele bunu direksiyon önünde ve bir kavşakta yaparsan dünye eğlenme rekorunu kırarsın.

Umumi tuvaletin kapısını tıklatıp içerden ses gelmesini beklemektense kapıya tekme atıp açmak ve içerde birini münasebetsiz bir halde yakalamak da daha eğlenceli. Pardon demek yerine “kapıyı kilitleseydin” diye azarlamak hele eğlencelerin en güzeli. Halbuki kilidi zaten o kırdı..

Kabul etmek gerek... Kıro kıroluğunu yaparken çok eğlenir. Bir başka değişle kıroluk eğlenceli bir şeydir. Maruz kalana eziyet, yapan zevk veren bir şeydir. Dadından yenmez bir şeydir.

Mesela ben sırf bu yüzden maç izlemeye giderim. Medeniyetin yüklediği gerekli gereksiz yüklerden bir iki saatliğine kurtulmak için. Hem terapi etkisi yaratıyor hem de kıroları anlamaya yarıyor.

Zira kibarlık, medeni olmaya çalışmak falan yorucu şeyler. Yorucu ama öte andan iliklerimize kadar da işlemiş. Ha deyince bırakamayız alışkanlıklarımızı. Zaten felsefemize de aykırı. Bizler kırolara örnek olmak için gitmedik mi o okullara, fakültelere, mastırlara... (Ufak at da civcivler yesin..)

Maça gitmek o manada iyi bir mola oluyor. Medeniyet molası. Toplu bir gayrimedenilik ayini. Çöpleri yere atmalar, çitlediğin çekirdeğin kabuklarını ağzından püskürtmeler, çılgın gibi böğürmeler, itmeler kakmalar.. Herkes yaptığı için sen de yapıyorsun, rahatlıyorsun oluyor bitiyor. Çıkınca “medeniyet mantonu” giyip tin tin evine dönüyorsun.

***


Bütün bunları şunun için anlattım: Arkadaşlar yüzmeyi adam gibi bilmiyorsanız benim gibi şnorkelle yüzün. Bırakın size kıro desinler. Bırakın “hıyar yüzmeyi öğrenememiş” desinler. Bırakın nefes almayı beceremiyor salak desinler..

Evet beceremiyorum n’olmuş! 30 yıldır kulaç yüzme çalışmaların hüsranla sonuçlanmasından bıktım usandım. Su yutuyorum, nefessiz kalıyorum, sıkılıyorum... Yapamıyorum bu kadar basit. Her seferinde stres oluyorum. Bu saatten sonra milli yüzücü olacak değilim. Bunu dert edinmeyi de kestim.

Veeeee....

Kıllı göbekli esmer ağbilerin yaptığını yapıp şnorkelle yüzmeye başladım.

Oh bee! Vallaha billaha oh bee.. Buymuş ulan yüzmek! Denizle bütünleşmek, kucaklaşmak, hallenmek vs..

Bir hafta önce yanımdaki veledin şnorkelli gözlüğünü taktığımdan beri dünyam değişti.

O kadar mutlu oldum, o kadar uzun denizde kaldım ki annesi şnorkeli bana hediye etmek zorunda kaldı.

Denize girmeyen M.T. bir anda su kuşuna döndü! Şnorkel denilen şeyin sadece çocuklar ve kırolar tarafından kullanılması ne büyük hata ne büyük kayıpmış meğer!

O balıklar o bitkiler o yosunlar... Hey güzel Allahım.. Bak bak bitmiyor. Televizyonda su altı belgesi izliyormuşum gibi dön dolaş dön dolaş.. Sırf bu yüzden hayatımda ilk defa “oranın denizi güzel değil, buranınki güzel” laflarını etmeye başladım. Kendime inanamıyorum ama güzel koy araştırmaları yapıyorum. Kayalık, bol balıklı yerleri soruyorum millete.

Hayır ciddi ciddi de yüzüyorum bu arada. Bir giriyorum 45 dakika çıkmıyorum. Kilometrelerce değil belki ama sportif faaliyet bakımından Osman Müftüoğlu kriterlerini tatmin edecek kadar hareket ediyorum. Bir kıro(liçe) olabilirim ama sporunu yapan bir kıro...

Tekrar ediyorum: Kendinizi kasmayın. Takın şnorkeli onunla yüzün. Ne buruna su kaçıyor ne de su yutuluyor. Stressiz, gamsız üstelik de manzaralı..

DİĞER YENİ YAZILAR