Tuğçe Baran günlerine geri döndüm... Olmayacak her şey bir araya geliyor yine.
Hatırlar mısınız bilmem. Bundan birkaç yıl önce aynı gün birer saat arayla Tünel’de “Darbeye Hayır!” mitingi ile Sultanahmet’te Hayrünisa Gül’ün resepsiyonu vardı ve ben her ikisine de gitmek istemiş, başıma gelmeyen kalmamıştı. Spor kıyafetle katıldığım mitingin sonuna doğru bir restorana girip üstümü değişmiş ve resepsiyona da motosikletle yetişmiştim. Cumhurbaşkanlığının verdiği resepsiyona motosiklet arkasında giden de herhalde tek benimdir.
Bu sefer de bakan takibini karavanla yaptım. Bildiğiniz gibi üst düzey “evet” “hayır” kampanyası yapmakta. Hiç o konulara girecek değilim. Son gün, gireceğim internete, neymiş işin aslı öğreneceğim ve ona göre oyumu vereceğim. Çok şükür okumam yazmam var, çokbilmişlerin tercümesine ihtiyacım yok. Size de tavsiyem bu. Hadiseyi güven oylamasına dönüştürmeyin, hayırcılara da evetçilere de bakmayın, iki üç saat mesai harcayıp kendiniz karar verin hangisi doğru hangisi yanlış.
Neyse gelelim hadiseye. Şimdi ben ve Zamazingo Bey bir haftadır karavanla dolaşmaktayız. Yıllardır hayalini kurduğumuz bir şey. Benim hafif ticariyi satıp bir karavan almak. Ağızdan ağza dolaşıp Casavan karavan kiralama şirketinin kulağına gitmiş, bize bir haftalık bir jest yaptılar. Fakat karavan maceralarımıza sonra gireceğim.
Tam biz Foça dolaylarındayken haber geldi. Egemen Bağış’ın İzmir, Muğla ve Aydın turlarına katılmak ister miyim diye... Birinden birine isterim tabii dedim. Fakat işte biliyorsunuz karşınızdaki sabık (yani ex) Tuğçe Baran. Terslik meleği peşini bırakır mı hiç? Bırakmaz.
Önce Selçuk Adliyesi’den mesaj geldi. Dava açılmış bana, duruşma gününü haber veriyorlar. Hadeee... Ne davası leyn? Ben boşlayacaktım aslında her zamanki lagarlığımda ama avukat kankimi aradım, “çabuk git ne olduğunu öğren, sanık mısın tanık mısın bilelim, bir de başımıza gıyaben tutuklama çıkartma” dedi. Kanki Ankara’da oturuyor. Yani “git çabuk.. dert.. başımıza.. sakın.. çıkarma!” emri Ankara’dan geliyor ve bildiğiniz gibi Ankara emirleri dönmek bilmez emirlerdir. (Bkz: Orkinos)
Adliyeye uğrayıp hangi suçla isnat edildiğimi, sanık mı tanık mı olduğumu öğrenmem bir gün sürdü. İzmir programı kaçtı.
Selçuk’a gelmişken ne oldu bizim arazilerim imar durumu diye haritacıya uğradım ve anında bir bürokrasi anaforuna kapıldım. (Şimdi arazi-LER dediğim için muhakkak biriniz “Ooo... Köşeci dönüm dönüm arazi de kapmış..” deyip sinirimi hoplatacak. Dönüm falan değil. Üç adet çay tabağı büyüklüğünde arsa. Hepsinin toplamı benim şu an oturduğum daire kadar yapıyor. Ve 35 yıl sonra bu yıl imarı çıktı) Haritacım bana bir aşağı yukarı 500 maddelik “yapılması gerekenler” listesi verdi. Sanmayın ki liste tamamlanınca ben inşaata başlayabileceğim. Bu 500 madde, esas yapılması gerekenler 1000 maddelik listesine başlamak için yapılması gerekenler. Özetle “devlet bürokrasi zulmü” diyeyim. DBZ yani.
İzmir’de Anıtlar Kurulunun önünde yatıp kalkıp sabahın ilk DBZ mağduresi olarak damladım ve beş dakika sürer dediğim uğramam sürpriz şeklinde giren arazi teftişi ile yine tam gün sürdü.
Ez cümle ben Egemen Bağış’a ancak Kuşadası’nda yetiştim. Ve yine aynı Klark Kent’den Süperman’e dönüşme sürecim bu sefer karavanda oldu. Manita Bey aracı sürüyor ben duş alıp makyaj yapıyor, bir yandan yazı yazıyor ve o halde iftara yetişmeye çalışıyorum.
Yetiştim yetişmesine fakat o dünyanın en ciddi iftarına dünyanın en zırva girişini yaptım. Elimde bir çorba kaşığıyla, bulduğum ilk masaya oturup, bulduğum ilk çorbaya saldırarak.
Neyse... Allahtan masalarını paylaştığım Kuşadalı Genç İşadamları Derneği üyeleri pek naziklerdi, iftara geç gelmemi yüzüme vurmadılar.
Eeee ne oldu? Yerim bitti.. Hadee... Neyse devam ederiz...
Karavanla Başmüzakereci takibi
Haberin Devamı

