Kapadokya’da bir haftasonu

Haberin Devamı


Bu hafta sonu, CCR isimli otelin açılısı işin Kapadokya’da Uçhisar’daydım.

Otel görmek özel ilgi alanıma giriyor. Yeni, değişik, farklı bir şeyler görebilir miyim diye “kış günleri Kapadokya depresiftir, çekilir nane değildir” demedim gittim.

Otel konusuna sonra anlatacağım. Benim için farklı olan şu oldu. İlk defa “sosyete”denilen insanlarla bir aradaydım.

Gazetelerin, dergilerin magazin sayfalarında gördüğümüz insanlardan söz ediyorum. Yüzlerini kardeşimden bile daha çok gördüğüm insanlardan.

Kendilerinin veya kocalarının ne iş yaptıklarını çoğu zaman bilmediğimiz, neden davetlerin daima baş davetlisi olduklarını çözemediğimiz, verdikleri birbirinin aynı ışıltılı pozlarla bazen sinirimize dokunan ama yine de ısrarla bakmaktan kendimizi alamadığımız o insanlardan söz ediyorum.

Aynı sofrada oturmadıysak da ayrı uçakta yolculuk ettik, aynı otelde konakladık, aynı salonda yemek yedik, aynı asansörle inip çıktık. Yer yer selamlaştık, yer yer sohbet ettik. Onlar da davetliydi ben de davetliydim.

Biraz uzaktan tatlı tatlı inceledim onları. Neydi onları biz sıradan halktan ayırt eden? Aramızdaki yedi fark neydi? Kazancın dışında da bir fark var mıydı?

Sonuç olarak şunu anladım ki...

Cana yakınlıklarıyla, mesafeleriyle, zevkleriyle, görgüleriyle, bilgileriyle, çocuk yetiştirmeleriyle, otobüse bir türlü binememeleriyle, yabancı birine selam vermedeki tereddütleriyle, tanıdıktan sonraki güler yüzleriyle, memleket hakkındaki az bilgileriyle, sınırlı politik görüşleriyle, geleceğe bakışlarıyla, yaratıcılıklarıyla, ilgilerinin çabuk dağılmasıyla, para harcama şekilleriyle, dillerini kullanmalarıyla, yardım severlikleriyle, mutlulukları ve bunu ifade ediş tarzlarıyla, neşeleriyle, şikayetleriyle, memnuniyetleriyle, kendilerine güvenleriyle, mizahlarıyla...

Bildiğimiz Türk insanıydılar!

Biraz daha kibar, biraz daha zarif, hayli daha ince ve bakımlı, iyi giyimli ama bildiğimiz Türk insanı.

Aramızdaki en büyük fark bavul ölçüsüydü. Bavulları çok ama çok büyüktü! İki gün için benim içine rahatlıkla sığabileceğim büyüklükte valizlerle gelmişlerdi. Beden ve bavul ölçüsünde ayrılıyorduk.

Bundan memnun mu oldum yoksa şaşırdım mı bilemiyorum. Ne bekliyordum onu da bilmiyorum. İnsan kafasında farklı şeyler yaratıyor demek ki.



*****


Cappadocia Cave Resort

Kapadokya benim çok etkilendiğim bir yer. Bunu defalarca yazmışımdır. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en acayip yeri! 35 yaşını geçip de, imkanı olup da hâlâ oraya gitmemiş Türkler beni cidden çok şaşırtıyor. Kırk tane Bodrum arasına bir tane Kapadokya sıkıştıramamak bana vatan hainliği gibi geliyor.

Üstelik son 10 yılda muhteşem bir otel bölgesi oldu. Birbirinden güzel tasarım otelleri açıldı. İddialı, konforlu ve kişilikli yerler.

CCR, yani Cappadocia Cave Resort bu zincirin en son halkası. Kapadokya’nın diğer kasabalarına kıyasla daha az ellenmiş olan Uçhisar’da Güvercinlik Vadisi’ne bakan bir yamaçta, büyük paralar ve emekler harcanarak yapılmış bir otel. Yıllar önce terk edilmiş bir mahalle, neredeyle tümüyle ayağa kaldırılmış. Taş işçiliği son derece başarılı. Konfor üst düzeyde. SPA merkezi, meraklılarını fazlasıyla tatmin edecek cinste. Tai masajı kesinlikle denemeye değer. Küçük otellerden hoşlanmayanlar için bir alternatif olmuş.

Fakat dekorasyon konusunda yazık ki olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Bahçe nedendir bilinmez bronzdan hayvanat bahçesi halinde. Atlar, kartallar, geyikler... Dokuya ve ruha hiç uyumlu olmayan bir takım yapı malzemeleri seçilmiş. Ortadan akan yapay dere/şelale veya tam olarak anlamadığım su, güzellik katmayı bıraktım, inşaat henüz bitmemiş havası veriyor. Bir stil birliği yok. Bir ondan bir bundan. İnsan üzülüyor. Kapadokya’nın tarihi dokusunun yeniden ayağa kalkmasına sevinirken keşke paralar zevkli bir ele teslim edilseymiş demekten de kendini alamıyor.


DİĞER YENİ YAZILAR