Kadının özgürlüğü çamaşır makinesiyle mi başladı?

Haberin Devamı

Dün Radikal’de vardı. Vatikan’ın resmi yayın organı L’Osservatore Romano’da bir yazı çıkmış. Katolik kadın yazar Lucetta Scraffia kadınların özgürleşmesinde ve gelişmesinde çamaşır makinesinin icadının, doğum kontrol hapının bulunmasından ya da kadına çalışma hakkı tanınmasından çok daha önemli olduğunu savunmuş.

“Batılıların 20. yüzyılda kadını özgürleştirmek için yaptıkları en önemli şey nedir? Kimileri doğum kontrol hapı, kimileri kürtaj, kimileri de kadının ev dışında çalışma hakkının en önemli şey olduğunu ileri sürüyor. Ama daha cesur davranmaktan çekinmemek lazım: Aslında en önemli icat, çamaşır makinesidir” demiş Lucetta Hanım.

Elde çamaşır yıkamak hakikaten sinir bozucu bir şey. Zira yaptım. Bundan 17 yıl önce, daha üniversitede okurken yaz için bir tatil köyünde iş bulmuştum. Yaptığım seksen sekiz tuhaf işten biri: Kuyumculuk! Ayıp mı? Değil. Namusumla, kimseyi kandırmadan, kazıklamadan güzel güzel kolye, yüzük, bilezik satıyordum.

Ve lakin koşullar biraz vahşiydi. Bütün personel (üç kişi) bir evde kalıyorduk. Hepimizin bir odası vardı, o bakımdan sorun yok ama evde medeniyet namına bir tek buzdolabı vardı. Üç çekyat ve bir buzdolabından müteşekkil, üstelik kuş uçmaz çamaşırhane geçmez, saçma sapan bir yerde bir ev. İzin haftada sadece bir gündü. O da sırf gündüz. Akşamında gene çalışıyorduk.

Benim hem bedenimi hem kafamı dinlendirmek için denize girip güneşlenmem gerekirken ben o bütün günümü çamaşır yıkayarak geçiriyordum. Bir leğene bütün çamaşırları koyup üzerinde tepinerek...

Yeminle bütün günümü alıyordu. Deterjanla, beklet, üzerinde tepin, deterjandan arıtmak için defalarca yıka.. Ve en fenası: sık!

Akşamına daha da yorulmuş vaziyette tekrar dükkana gidiyordum.

***

Evet ama bundan dolayı koskoca feminizm tarihini bir çamaşır makinesinin icadına bağlamak hakkaniyetli midir? Kadın özgürlüğü teknolojinin “beklenmedik” bir “yan etkisi”ymiş gibi... İcat edilmeseydi biz kadınlar dünyanın bir ucundan diğer ucuna vızır vızır uçup türlü nümerolar çeviren erkeklere bön bön bakakacakmışız gibi... “Hazır Çin’e gitmişken bana deterjan getirsene hayatım” diyecekmişiz gibi...

O zaman çamaşır makinesine “aile düşmanı” gözüyle de bakabiliriz. Zira çamaşır makinesi sayesinde erkekler kadınlara (veya bu bakış açısında “evlilik bağıyla yaratılmış resmi kölelerine”) daha az ihtiyaç duyuyorlar, o yüzden pırt diye evi terk edebiliyorlar diyebiliriz. Yalan mı? “Karı mı çamaşır makinesi mi” sorusuna “çamaşır makinesi” cevabı verecek bir sürü erkek tanıyorum.

Ve hatta çamaşır makinesi yüzünden çocuklar da evi daha erken terk ediyorlar diyebiliriz. Al bir makine, kurtul anne baba dırdırından. (Bir reklam sloganı olarak hayli başarılı olabilirmiş bundan 20 önce)

O vakit AKP’nin, seçim rüşveti olarak çamaşır makinesi dağıtması büyük hata. Bütün değerlerine aykırı! Zira ödleri kopuyor Türk tipi birbirine göbekten bağlı ailelerin dağılmasına. Kafalar kırılsın, gözler çıksın ama yine de bir arada olunsun...

Çamaşır makinesinden arta kalan zamanında da sanırsın kadınlar kütüphanelere koşuyor! Sanki gidiyorlar harıl harıl Virgina Wolf okuyorlar. Hayır oturup Seda Sayan izliyorlar!

Özgür olmak isteyen kadın, bir yaz boyunca leğende çamaşır yıkama bedeline karşılık, harıl harıl çalışan kadındır. Bu kadar basit. O yaz kazandığım parayla gidip bir fotoğraf makinesi almıştım. Öyle bir kaptırmıştım ki fotoğraf çekmeye aha işte şimdi karşınızda bir gazeteci olarak car car ötüyorum. Özgür müyüm? Evet özgürüm.

Çamaşır makinemi seviyorum sevmesine ama bu iş gönül işidir. Makine bahane.

DİĞER YENİ YAZILAR