Sayın İzmirliler! Kendinizi abarttıkça abartıyorsunuz, şehriniz de 2009’da hala lağım Bana pek kızdınız, forumlarda ve bir takım köşelerde bana demediğinizi bırakmadınız ama buyurun bu da sizden birinden gelen bir mektup:
“Ben Dokuz Eylül Üniversitesi’nde resim okutmanı olarak görev yapan bir sanatçıyım. 25 yıldır İzmir’de yaşıyorum. Bugün sizin yazınızı okudum ve nihayet dedim doğruları yazan birisi çıktı. 25 yıldır İzmirlinin kendisini ve şehrini farklı görmesinden bıkmış biri olarak yazdıklarınızın eksiği var fazlası yok. Göremezler. Medeniyetin çıkış noktası İzmir derler ama yerler izmarit, köpek pisliği, tükürük doludur, her yere çöp atarlar. Hafta sonları Karşıyaka sahilleri mısır koçanı, çekirdek kabuğu (onlara göre çiğdem kabuğu), bira şişesinden geçilmez, mini etekli bir kız asla çarşıda rahat yürüyemez. Gerçekten de 40 yıl öncesinin anılarıyla bugünü öyle görmeye çalışıyorlar. Büyük şehir kimliğinden her geçen gün uzaklaşan bir görüntü çiziyor İzmir.
Sanatsal aktiviteler neredeyse bitti. Kipa, Özdilek, Forum gibi alış veriş merkezlerinde açılan amatör ressamların, ev hanımlarının sergilerini gezmeyi kültürel aktivite olarak gördüklerinden gerçeği kavrayamıyorlar. Eskisi kadar olmasa da hâlâ nemli havalarda ve ters rüzgarlarda lağım kokar İzmir. Mithatpaşa istikametine giderken sahil yolunda palmiyelere spotlar takıldı. Yeşil gözüksün diye çünkü çoğu kurudu, o spotlardan da kablo çekilerek sahildeki lambalara bağlantı yapılmış. Tam bir gecekondu mantığı. Bu mudur gelişmişlik, modernlik? Söyleyince çıldırıyorlar. İzmirli gerçeği artık görmeli, şehir elden gitmiş, eskiyle övünmenin bir anlamı yok. Bir liman kenti, turizme açık bir kentin asla böyle olmaması gerekir. Seçimlerde Gavur İzmir’e tepki olarak verildi o oyların çoğunluğu. CHP’den kim aday gösterilse kazanırdı, belediyeler iyi çalıştığından değil. Şehrini seven insan şehrini bu kadar bakımsız, pis ve ilkel bırakmaz.
Bobi van Kenobi
Adı “Bobi van Kenobi” oldu. Bu isim verme hadisesi de galiba sonumuz oldu. Emin değilim ama evet galiba öyle..
Hatırlayacağınız üzre, 5-6 gün önce bir sokak köpeği evimizi kendi kendine evi ilan etti. Sabah uyandığımda yatağımın yanında duruyordu en masum, en saftirik bakışlarıyla.
Yarım paket makarna ile başlayan muhabbet bittabi 6 gün sonra veterinere götürmeye kadar gitti.
Baktık kulağının içinde keneler var, hazır kenelerini ayıklatmaya götürmüşken kuduz aşısı da yaptırdık, pire ilacı da sürdürdük, efendim bir adet karne de edindik, karne doldurma faslı sırasında da bir isim koymak zorunda kaldık.
“Bobi van Kenobi”, hesapta bir gün edinmeyi düşündüğümüz Alman kurt köpeğinin adıydı. Onların öyle van’lı, von’lu isimleri oluyor ya. Biz de bu şecere hadisesiyle dalga geçmek için “Bobi van Kenobi” diye bir isim uydurduk. Aylardır gülüp duruyoruz. Espriyi de çok az kişi anlıyor, o daha da hoşumuza gidiyor.
Kısmet bu Rintintin kılıklı sersemin oldu iyi mi... Berna ısrarla “isim koyduysan bittin sen” diyor ama. Du bakalım daha neler olacak...

