İzmir tartışmasına bir son koymak gerekiyor evet ama iş iyice zıvanadan çıktı.
Her seferinde tekrar etmek gerekiyor anlaşılan: İzmir düşmanı değilim. Aksine İzmir’i belki de İzmirlilerden bile daha çok seven biriyim.
Ama işte tipik Türk kafası. Bir yeri sevince kusurlarını görmezden gelmen gerekiyor. Basmakalıp bir takım övgü cümlelerini arka arkaya dizip, gelmiş geçmiş ne kadar İzmirlinin listesini yapınca “ has” İzmirli oluyorsun da (üstelik bugün öğrendik ki İzmir’e övgü yazısı değil ‘siyasi’ yazıymış..) “ Arkadaşlar, ne boyozu, ne gevreği, ne Avrupailiği, bu şehir kokuyor! Almıyor mu bunu sizin burunlarınız?!” deyince “kaka” kız oluyorsun. Ne sofuluğum kaldı, ne “her zamanki edepsizliğim”, ne “ünlenme çabalarım”...
Ama güneş balçıkla sıvanmıyor.
Milliyet EGE’nin bugünkü manşeti: “İZMİR KOKTU!”
Devamı da şu: “Büyükşehir Belediyesi’nin Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi’nden gelen koku, Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ndeki sanayicilerin yanında İzmirliler’i de isyan ettiriyor. Buradan kente yayılan kokudan duyulan rahatsızlık, günden güne artıyor. Konu, Büyükşehir Belediye Meclisi’ne de taşındı.”
Kokuyu benim burnum, CHP düşmanlığımdan dolayı uydurmuyormuş yani! Bel altı vurmaya çalışan İzmir basını da ayıp ediyor.
Ama çok şükür şehirde aklı başında olanlar da var.
Yeni Asır gazetesi yazarı Bülent Gürlük, 11 Haziran 2009 günü çok gerçekçi bir yazı yazdı. Yerim dar, alabildiğim kadar alacağım. FAKAT tekrar ediyorum. Bu benim yazım değil! Köşemde yayınladığım okur mektubunu benim yazım sanıp bana had bildiren Hamdi Türkmen Bey, size de söylüyorum. Bundan sonraki satırlar yazı hemşeriniz ve meslektaşınız BÜLENT GÜRLÜK’e ait..
Körü körüne İzmir fanatizmini bırakalım... Son günlerde körüklenen ‘farklılık fanatizmi’ rüzgarıyla, garip bir ayrıcalıklar övüncü tutturmuş gidiyoruz.
İzmir’in boyozu varmış, kızları güzelmiş, çekirdeğe çiğdem dermişiz, simide de gevrek...
Aman ne matah! Bana ne faydası var? Bir slogandır gidiyor, “İzmir’in denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız, hem deniz kokar.”
Atmayın! Kızlarımız mis kokar, bir bakan döner bir daha bakar ama ya sokaklarımız? Balkona çıkmanız yeter. Lağım kokuyor yahu lağım!
(Tekrar ediyorum. Bu laf Bülent Bey’e aittir. MT) Üç günlük mesele de değil, haftalardır burnumuzun direği kırılıyor. Bu mu farklı İzmir!
Biz hâlâ farklılıklarımızla övünelim. Neymiş, boyozumuz varmış. Simide de gevrek dermişiz... Çok umurumdaydı! Önce sağlıklı bir soluk alabilsek ya. Dün, Erkin Usman’ın Pota’sında duyarlı bir feryada yer veriliyordu. “Bok kokusu kenti bir ucundan diğerine kadar sardı...” diye.
Hele Mavişehir’de, halkın sağlığı tehlikede. Tüm İzmir’in atığının toplandığı Çiğli’deki arıtma tesisinden çıkan dağ gibi çamur meydana serilmiş, 30 derece sıcakta buharlaşarak semalara yayılıyor.
Meles’te ise ayrı traji-komedi. Çayın getirdiği pislik denize döküldüğü yerde birikiyor. Neden? Çünkü derenin ağzında biriken çamur deryasını oradan kaldıracak kepçe bulamadı.
Gevreğimiz var, boyozumuz var, demokrasi kültürümüz var ama kepçemiz yok. Pisliği geçtik. Kentin ekonomik gelişmesindeki kısırlığına değinelim. Büyütebiliyor muyuz İzmir’in sanayi ağını? Hangi işadamına dönseniz, “İzmir’den bir şey olmaz” yanıtı alıyorsunuz. Zira ya birbirlerini yemekten, ya da Çeşme’de tembellik etmekten yatırıma fırsat bulamıyorlar.
İşte Basmane’de ‘Dünya Ticaret Merkezi’ olarak planlanan arazinin hali. Çukuru kazdılar, 10 yıldır öylece duruyor. Davalık!
Opera Bale ve Devlet Tiyatrosu’nun salonları yangın yerinden hallice... Operacılar da mı akan eski tütün depolarında prova yapıyor, kostüm ve dekorlarını koyacak yer bulamıyor.
Diyelim ki bir yağmur bastırdı, ertesi gün gazetelerdeki manzaraya bir göz atalım. Mavişehir’le Venedik arasındaki 7 farkı bulabilecek miyiz acaba.
Tamam. ‘Gavur İzmir’ yakıştırmasıyla övünelim. Ama “Türkiye’nin en büyük köyüsünüz” denilince de utanalım yahu! Biraz da hayatımızı sınırladığımız alanın olumsuz taraflarını görmeyi ve tepki koymayı bilelim. Bunları dile getirmek, İzmir’den ve İzmirlilikten bir şey eksiltmez ki...”
Tekrar ediyorum: Bu yazı 11 Haziran 2009’da Yeni Asır’da “Bülent Gürlük” imzasıyla çıkmış bir yazıdır.

