İran’a 5 yıl önce, yine ülke birbirine girmişken gitmiştim. Durum bu kadar kötüleşmemişti. Sadece Tahran Üniversitesi’nde çatışmalar çıkmış, 40 öğrenci öldürülmüştü. İsyan bastırılmış, eskisi gibi devam etmişti sistem.
Birçok insan tanımıştım oradayken. Kimisi Tahranlı kimisi İsfahanlı. Hepsi devrim çocuğu idi. Yani İslami yönetim dışında bir yönetim bilmiyorlardı. Tanıdığım bütün Tahranlı gençler patlamaya hazır bomba gibiydi. Üniversitede eylem yapan (ve sonra kıstırılıp öldürülecek olan) öğrencilere destek veriyor, seslerini duyurmak için kampusun etrafında toplanıyor, gece-gündüz durmadan kornaya basıyorlardı. Çok ama çok büyük bir kalabalık oluyordu.
Öte yandan sistemin meraklısı da az değildi görebildiğim kadarıyla. Eylemleri bastıranlar polis veya asker değil vatandaştı. Ellerine silah verilmiş bildiğin vatandaş ki İran’da onlara “besicî” deniyor. (Besiç Farsça dayanışma, demek. Besicî dayanışmacı. Yani milis kuvvet. İran Irak savaşı sırasında, savaşa milis bulmak için ortaya çıkan bir oluşum. Sonra devrim muhafızı oldular)
İşte bana korkunç gelen tam da buydu. Asker emir alır vurur. Polis emir alır vurur. Adam ne yapsın, emir böyle geldi diyebilirim. Ama vatandaş vatandaşı vurduğu, tutukladığı, sorguladığı ve sipaha (yani askere) teslim ettiği zaman işte o ülkede hayat damarlarının hemen hepsi kopmuş demektir. Polisin saldırganlığı bir emirle başlayıp yine bir emirle bitebilir. Ama böylesi hem bitmez hem de çok ama çok kalp kırıcı bir şeydir. Komşum, kendinde beni tartaklama, tutuklama ve sorgulama hakkı görüyor! Olacak iş değil!
Nasıl olabiliyor bu? Aslında son derece zekice kurgulanmış bir sistemle. Besicî olmak İran’da çok yaygın bir şey. Aslı maksat devrim muhafızlığı değil. Asıl maksat toplum gönüllüsü olmak. Daha lisedeyken başlıyorsun besicî olmaya. Ağaç ekmek, alt sınıftakilerin derslerine yardım etmek, onları pikniğe götürmek, bilmeyen büyüklere okuma yazma öğretmek, sakatlara yardım etmek, hasta bakımı, okul, cami etmizliği, seçimlerde gözlemci olmak gibi son derece faydalı işler de yapıyorlar.
Bu arada normal hayatın da devam ediyor. Üstelik besicî olarak çalıştığın her dört yıl, askerlik süreni bir yıl azaltıyor. İş bulurken de, bilhassa devlette, besicî geçmişine dikkatle bakılıyor.
Öte yandan devrime yeterince bağlı isen sana gece nöbetleri de veriliyor. Alkol muayenesi, evlilik muayenesi gibi işlere de gidiyorsun. Sistem seni kolluyor, sen sistemi kolluyorsun. Silah? Eh bul işte bir sopa. Kimse ses etmiyor.
İşte bu iç içe geçmişlikte komşun pekala senin polisin, zabıtan, jandarman olabiliyor. Gündüz aynı işte çalıştığın gece seni tutuklayabiliyor. Buna hakkı var.
Ve işte çürümüşlük de bana sorarsanız tam da budur. Sadece ideolojik bir savaş eğil bu. Beni kollayan devleti ben de korurum mantığı bu. Bu nevi aşiret kavgası gibi. Ve bunun kolay kolay çözülebilir bir şey olduğunu sanmıyorum. Çözülse bile insan kendini tartaklayan, döven, tutuklayan komşusunu affeder mi? Yine sanmıyorum.
Tanıdığım İranlıların hepsi dünya tatlısı insanlardı. Çok sempatik candan bir toplum. Hep bunları hakketmediklerini düşünmüşümdür. Yine öyle düşünüyorum. Bunların hak etmiyorlar.
İran’ı izliyorum gözlerim yaşlı
Haberin Devamı

