İnsanın suç ortağı S. Duman olacağına 100 milyar dolar borcu olsun

Haberin Devamı

Dakka bir gol bir. Daha ilk gün tutarsız beyanatlarla ortalığı karıştırdık gene..

Ben 6. sayfada “Tuğçe Baran’ın fotoğrafını Levent Ertem bulduydu” diyorum, o 24. sayfada “maça gitmeden önce Savaş Atalay buldu” diyor. Ben diyorum soyadımın üçüncü harfi Niğde’nin neeesi o diyor Malatya’nın meeesi...

Yani beraber gidip banka soysak, onu geçtim ağaca tırmanıp erik çalsak, yakalasalar, karakolda ayrı ayrı sorgulasalar “tutarsız beyanattan” anında kodesi boylayacağız...

“Erik değil badem, yok yok badem değil kabak, o zaten benim amcamın oğlu/komşumun kızı” derken hakim “Ne diyorsunuz kardeşim siz?” deyip durduk yerde iki ay hapis verir mi verir yani...

Selahattin Duman harikulade bir dost, ona hiç şüphe yok, Allah razı olsun pek de güzel bir yazı yazmış hakkımda ama belli ki suç ortaklığı yapmamak lazım. Daha “erik” derken yanarsınız alimallah! (Doğrusu benim yazdıklarım)

Okur yorumlarında da biri şöyle yazmış: “Ben adının Mutlu Tönbekici olduğuna da inanmıyorum artık...” Bu da über paranoyak!

Gerçi ne dese haklı! Daha peşrevde senkron tutturamadık.

Fakat ah be güzelim. Sorarım: Dünya üzerine tek bir kimse hayal edebiliyor musun böyle “korkunç” bir soyadı takma isim olarak kullanmaya kalksın? Var mı böyle enayilik?

Hayatım, soyadımın uğradığı tahrifatları izlemekle geçti. Bir ben bir de tahmin ediyorum meşhur heykel sanatçımız Handan Börüteçene bilir neler çektiğimi. (İnşallah doğru yazmışımdır soyadını)

“Tönbekçi”, “Tömbelekçi”, “Tönbe-KEÇİ”, “Tömbölce” “Tünbüklüce”, “Tömelenci” ve en güzeli: TÖHBELİKEN! (Soyadımın İsveç, Danimarka versiyonu!) Tüm bu harf kombinasyonlarında mektup, davet ve hatta giriş kartı almış bulundum şimdiye kadar. Gazetedeki odamın kapısına iftiharla asıyorum böyle gelmiş olan davetiyeleri. Şöyle diyeyim: Kapıda yer kalmadı!

Telefonda görüştüğüm her hangi bir sekreter daha yok ki soyadımı duyduğunda “oha” ifadesiyle aynı tonda bir “NE?” çekmesin.

Nasıl şaşırıyorlarsa, kibarlığı mibarlığı komple unutup yüksek perdeden “ne?” liyorlar.

“Tünbek NEY? A hi hi ho ho ho..”

İlkokuldayken soyadı “As” olan bir sınıf arkadaşım vardı. Allahım nasıl özenirdim anlatamam. As ya As! Dünyada hiç kimse yanlış anlayamaz, hiç kimse yanlış yazamaz, hiç kimse dalga geçip kıkırdayamaz! Soyadların en mükemmeli! Bir soyadı şaheseri! Lö kral dö la soyad!

Çocuk mıymıntının tekiydi fakat ben yine de niyeti bozmuştum. Lise biter bitmez bununla evlenip sekiz vagonlu tren soyadımdan kurtulacaktım. “Mutlu As” diye imza provaları bile yapıyordum. Sondaki s’nin kuyruğu tekrar baştaki m’ye kadar uzanıyor falan..

Heyhat! Beşinci sınıftan sonra okullarımız ayrıldı ve bir daha onu görmedim. Bu mükemmel soyadın kıymetini (o ve varsa karısı) biliyorlarsa ne mutlu onlara!

Üstelik daha da komiği şu: Akrabaların yarısı Tömbekici (doğru imla bu. Selahattin Duman’ın bir suçu yok yani) yarısı Tönbekici. (Nüfus memuru denyoluğu). Sülalede BİLE birlik yok. İyi haber: Devam ettirebilecek erkek yok! Son erkek amcamın oğlu ve onun da çok şükür iki kızı var!

Özetle: Selahattin Duman’dan suç ortağı, Tönbekici’den takma soyad olmaz.

DİĞER YENİ YAZILAR