Memleketin her köşesinden biri var!
Volkan Işık’tan ders almak için Türkiye’nin neredeyse her yerinden gelmiş insanlar. Sakarya’dan, Bursa’dan, Ankara’dan... Kimisi karı koca, kimisi tek, kimisi iş arkadaşıyla gelmiş. Aramızda iki Hollandalı bile vardı! Türkiye’de çalışıyorlarmış, fırsat bu fırsat deyip...
Ufuk Bal, Kanal 7’de kurumsal iletişimci olarak çalışıyor. Küçük yaştan beri ralli yapmak istiyor. Muhtelif kurs denemeleri olmuş, başaramamış... “İyi ki gelmişim. Çok mutluyum ve iddialıyım” diyor.
Ali Enis Akbulut, 40 yaşında. Hızlı araba kullanmayı seviyor ama çok büyük bir kaza atlatmış. Bir şeylerin eksik ve yanlış olduğunu düşünüp, eğitim almaya karar veriyor. “Geleyim hem şu ambiyansı yaşayayım hem neler yapabileceğimi göreyim dedim” diyor. Amacı taksitle ralli arabası almak. “Derdim birincilik değil. Egomu tatmin edeyim yeter” diyor. Damla ve Burak, Ankara’dan geliyorlar. Başbakanlıkta memur olarak çalışıyorlar. “Her sabah Ankara sokaklarında ralli yapıyoruz, bari gel adam gibi yapalım” demiş Damla Hanım. İkisi de çok keyif aldılar. “Rüyamdı bu benim” diyor Burak Bey.
Minibüs muhabbetleri tam gaz
- Sabahtan akşama kadar Volkan Işık’tan ders alayım, Carlos Sainz olmazsam şerefsizim. O kadar da zor değil yani.
- (Başka bir öğrenci için) Ohooo... Bu kağnı arabası gibi. Ben bunu sollarım!
- Arkadaşlar, birleşip haftaya pisti kiralayalım mı? Sandviçler benden! (Pistin günlük kirası 2000 dolar!)
- Ankara’ya gelseniz? Sandviç artı çay da yaparım. (Yorulmuş ve üşümüş bir Ankaralı)
- Siz kayıt mı yapıyorsunuz Mutlu Hanım? Anaaaa... Aleyhime delil olacak!
Ralli dediğin nedir?
Öyle gar gar gar gaza basma değil. Bağdat Caddesi’nde gaza basma hiç değil! Ralli, organizasyon tarafından belirlenmiş mesafeleri, en kısa zamanda tamamlama prensibine dayanan, dünyanın dört bir yanında, her türlü hava ve yol şartında, insanın ve makinenin sınırlarını test eden, iki insan ve bir makinenin birlikte yarıştığı, kapalı bir pist dışında, asfalt veya toprak zeminli dağ ve orman yollarında gerçekleştirilen bir motor sporları dalı. “Nesi spor bunun?” derseniz, bir şey diyemem. Ama resmi olarak spordan sayılıyor. Ter dökme bakımından da basketboldan eksik kalır yanı yok. Her yarışta litrelerce ter dökülüyor. Araba bozulunca itmeyi kakmayı, lastik değiştirmeyi, sağa sola savrulmayı, rekabeti, heyecanı, sinirlenmeyi, adrenalini da hesaba katarsanız hayli kalori yakıldığı da ortada. Bu durumda sahil kenarında dandik bir yürüyüş “spor” oluyor da bu niye olmuyor?
Tartışmaya açık bir konu.
Ama çevreci bir spor olduğu söylenemez. İnsanları dağlara bayırlara çıkartıyoruz, bak ne güzel deseler de yok aga... Piknik değil. Karbondioksit emisyonunun haddi hesabı yok. Bir gün inşallah elektrikli arabalar rallisi mazotlu arabalar rallisinin yerini alacak deyip konuyu geçiştiriyorum.
Ama çok sıkı kuralları var. Öyle canın istediği gibi yarışıp bitiremiyorsun. Deli bir disiplinle yarışılıyor. Bir kere araçlar çok sıkı kontrolden geçiyor. Kural harici bir şey taktırıp, çıkardığın zaman yarışa bile sokmuyorlar.
Sonra her aracın etaplara giriş dakikası ayrı, çıkış dakikası ayrı... Şimdi burada anlatmak çok zor ama şöyle diyeyim zamanlamayı tutturmadın, dakikalarını karıştırdın, zaman karnesi diye bir şey var, onu gözetmene işletemedin, en iyi yarışçı sen ol, diskalifiye ediliveriyorsun.
Volkan Işık’la ralliye ilk adım
Volkan Işık, “Ralliye İlk Adım” eğitimini yedi yıldır veriyor. Her sene Aralık-Mart ayları arasında yapılan, meraklısı için, Körfez Pisti’nde “antre” niyetine seminerler bunlar. Bu seminerlerin o kadar çok meraklısı var ki (her grupta 27 kişi oluyor) önümüzdeki üç seminerin üçü de dolu. Ancak meraklıysanız 14-15 Mart günlerinde de bir seminer daha vermeyi düşünüyorlar. 555 832 01 01 çağrı numarasından bilgi alabilir, kayıt yapabilirsiniz. Seminer ücreti 600 lira. Buna iki tam gün eğitim, kahvaltı ve öğlen yemeği de dahil. Konaklama dahil ücreti ise 800 Lira. “Ralliye İkinci Adım” gibi daha ileri düzey kurslar da olacak. www.deltasport.org sitesinden Volkan Işık’ın tüm aktivitelerini takip edebilirsiniz.
Eğitimde
neler yapılıyor?
İlk gün, iki saatlik bir “Viraj nasıl alınır” teori eğitimi aldık. Tahtada çeşitli virajlar çizildi ve o virajların “apeks” (doruk) noktası nedir, viraja nasıl girilir, hangi noktada “apeks”e kapanılır, virajdan nasıl çıkılır onu öğrendik. Dersten sonra piste indik ve önce slalom, sonra kendi etrafında dönme, sonra ralli eğitimi aldık. Her birinin püf noktaları var. “Ne var ki bunda, pır pır dönüyorsun işte” deyip iddialı olmamak gerekiyor. Kendi etrafında dönme eğitiminde bizim grubun en iddialısı sonuncu, en iddiasız kızı ise ikinci geldi mesela. Birinci günün sonunda tekrar sınıfa girip, rallinin bitmek tükenmek bilmez kurallarını öğrendik. İkici günün sabahında ise yine teorik co-pilot eğitimi aldık. Yemekten sonra ise öğrenilen kurallar doğrultusunda gerçek bir yarış yaptık. 10 hakem gözetiminde herkes ikişer tur attı. Herkesin derecesi tutuldu. Zaman karnelerine gerçek ralli kurallarına göre derecesi yazıldı, hataları işlendi. Pilotun (yani biz çömezlerin) yanında oturan pilot eğitim hocaları da 1.5 gün boyunca aldığı eğitimi doğru uyguladı mı diye not verdi. Doğru start, direksiyon tutuş, viraj alış gibi on - on bir maddeye 1’den 10’a kadar puan verdi. Birinci kim oldu? Hollandalı, iyi mi?
El freni ile U dönüşü nasıl bir şey?!?
Şahane bir şey! Gazlıyorsun gazlıyorsun, dönmeye 5 metre kala vitesi küçültüyorsun, 4. vites, 3. vites, 2. vites, el frenini çekip... Vıjjjt! Ama kolay değil. Kolay olmayan dönmek değil. Dönülüyor. Önemli olan döndüğün zaman doğru rotada olmak. Döndükten sonra kıçın başın tarlaya girmişse bir işe yaramaz. Döndükten sonra arabanın önü başka yere bakıyorsa yine faydasız. Veya dönme anında 1. vitese almamışsan yine manası yok. Çünkü döner dönmez gazlaman lazım ki zaman kazanasın. Ama itiraf edeyim çok havalı!
İşte ralli hakkındaki duygularım
Yılların, “Temkinli kullan, gaza basma, değmez üç saniye daha önce varmaya” telkinlerinden sonra açıkçası çok tuhaf geldi deli gibi araba sürmek. Üstelik ufak tefek olduğum için, o özel ralli koltuğuna bir gömüldüm, önümü zor gördüm. Gerçi sonra minder koydular altıma ama yine de yettiğini söyleyemem. Ralli arabası dediğiniz şey, normal arabalar gibi değil. Tamamen fonksiyon üzerine. Lüzumsuz her şey ayıklanmış. Neredeyse külüstür diyeceğim ama gaza basınca “Kim külüstür? Çarparım bi tane” diyor. Peki sevdim mi? Bir kere yanımdaki eğitmeni düşünmekten konsantre olamadım. Bir hata yapar da adamın canına mal olur muyum diye korkarak geçti ilk tur. İkinci turda da yağmur yağmaya başladı, bu sefer de kendi canıma mal olur muyum diye düşündüm, yine gitti konsantrasyon. Üçüncü turda da egzoz ve gürültü yüzünden çok yorulmuştum, yine beceremedim. Zevkli, heyecanlı ama bir o kadar da yorucu. Benden olsa olsa co-pilot olur. Seksten bile daha iyi bir şey! Ama pilotu o kadar çok azarlarım ki kimse beni yanında istemez. Dolayısıyla, tamam, yaptık iyi güzel ama bu kadar.
İki günde Carlos Sainz olmazsam şerefsizim!
Yaptım! Bunu da yaptım! Ünlü rallicimiz Volkan Işık’tan ders aldım! Bir yarış arabasıyla ralli yaptım! El freni ile U dönüşü yaptım! Frene basmadan slalom yaptım! Tam gaz basıp viraj aldım! Bazen alamayıp tarlalara girdim, çamurlara bulandım! Boyum hâlâ bir karış, ralli uğruna üşüttüm nezle oldum ama olsun! Siz içimde uyanmış yarışçı aslana bakın! Peee...
Haberin Devamı

