Havuza çıplak girmek uğruna...

Haberin Devamı

Sokakta kalmak ne acayip bir şeymiş... Peki düzelteyim. İnsanın evinin olmaması diyeyim... Beni bir haftadır sevgiyle (yani... öyle olduğunu umuyorum) misafir eden arkadaşlarımın kalbini kırmayayım şimdi durduk yerde. Allah razı olsun onlardan.

Bir de ne tam zengin ne tam fakir olmak sinirimi bozuyor. Fakirsindir hayal bile kurmazsın. Kursan da kalkışmazsın. Kırarsın bacağını, oturursun flüoresanlı evinde, zengin evlerinde geçen dizilere takılırsın.

Ama yarı fakir olunca hayalleniyorsun. Hayallenince başlıyor kanın bitlenmeye. Kanın bitlenince illa da bir satıcı çıkıyor karşına. “Bak ne güzel araba! Almak istemez misin?” Veya “Bak ne güzel ev. Havuzu da var. Niye senin de olmasın. Acık sıksan olur.”

İstediğin kadar yok mok de eşeğin aklına karpuz kabuğu düşmüştür bir kere.

Sevgilin de senin gibi hayalci düdük makarnanın tekiyse, hayattaki en büyük arzusu domates yetişirmek ve havuza ÇIPLAK girmekse...

Hapı yutarsın.

Sihirli sözcük şudur: “Sevgilim o evi tutsak ne güzel olurdu di miyeee?”

Sahneyi de detaylandıralım: Yatağa girilmiştir. İki taraf da sırt üstü uzanmıştır ve tavana bakmaktadır. Hatta birinin kolları kafasının altındadır. Temas yok, pijamalar üstte, sahnede hiçbir seksüel durum yok. Kamera tavandan çeker. Artık ne deniyorsa o çekime..

Biri o sihirli ve şeytani cümleyi etmeye cesaret ettikten sonra ipin ucu kaçar. Gaza gelirsin, utanmadan hayalini gerçekleştirmeye kalkarsın.

Eh... Kenarda bir üç beş kuruşun da varsa. Tamam, olur sanırsın. Zengin taklidi yapabilirim sanırsın. Ona onu, buna bunu denkleştirelim dersin falan filan.

Hayır öyle olmuyor. Çakma zengin olunmuyor.

Dün yazdım ama canım tekrar etmek istiyor: Bodrum’da ev tutabilmek için İstanbul’daki kira evimi kiraya verince (zira ikisine birden gücüm yetmiyor) ortada kaldık.

Niye? Çünkü işimiz uzadı, Bodrum’a gidemedik. 1 haftadır göçebe vaziyetteyiz. Her evde bir şeyimi unuta unuta dolanıyorum. Diş fırçam, temizleme sütüm ve fön fırçam kayıptır, bulan insanlık namına saklasın.

Üstelik buna kendi kendime neden oldum. Kardeşim ya hayal kurma, haddini bil ya da kalkıştıysan bir şeye planlı programlı ol!

Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

(Böyle durumlarda bu dize gelir hep aklıma. Ülkü Tamer’in “Konuşma” diye bir şiirinin bir dizesi. On yıldır sadece bu dizesini bilirdim. Dün şiirin tamamını okudum. Dünyanın en sürreal şiiriymiş meğer.)

***


Şimdi bir şey diyeceğim uyduruyor diyeceksiniz.

Az evvel İsviçreli karşı komşum ve aynı zamanda çevirmenim Nicole’den bir mail geldi.

“1 aylığına New York’a gidiyorum, kedilerim evde yalnız kalsın istemiyorum, Arnavutköy’de bir aylığına benim evde takılmak isteyecek tanıdığın biri var mı?”

Önce dalga geçiyor sandım. Ciddiymiş!

Dedim o benim! Sersem karşı komşun sokakta kaldı.

Yaptığım karman çorman planın çorba olmasını dünyanın en planlı programlı milletinin bir ferdine anlatmam aşağı yukarı yarım saatimi aldı.

Sonunda anlaştık. Çok komik ama perşembeden itibaren kendi evimin karşısındaki dairede oturuyor olacağım!

Heh... Buna da sersem şansı deniyor galiba...

DİĞER YENİ YAZILAR