3 gündür “Gümüşlük Akademisi”ne gidip geliyoruz. Her sabah sekizde kalkıp, kahvaltı bile etmeden paldur küldür yollara düşüyor, Gümüşlük’e giden kıvrımlı yolu kat ediyor, yaşlı pırnal ağacının altına oturuyor, Latife Tekin ile edebiyat sohbetleri yapıyoruz. Neredeyse gece yarılarına kadar...
Çok yazarla tanıştım ama içindekini bu kadar açan, kendini bu kadar sakınmayan bir Latife Tekin’dir herhalde. Şunu fark ettim ki birini basından takip etmek, etmeye çalışmak, ettiğini zannetmek hakikaten boş bir şeymiş.
Röportajlar yalan söyler demek istemiyorum ama o röportajlarda söylenenlerin 50 yıllık serüvenini bilmeyince (ki bilme imkanı da yoktur, bir başlık, iki spot ve üç bin kelime ile birini tanımaya çalışırsın) o zaman röportajlar da “yalan” oluyor haliyle.. Eksikliğin doğurduğu yalan diyelim. Ki düz yalandan daha fena bir şeydir aslında.. Ne söyleyen, ne yazan, ne okuyan farkındadır...
Her neyse. Benim anlatmak istediğim bu değil bugün. Gümüşlük Akademisindeki tecrübelerimi anlatmak istiyorum.
Akademi deyince gözünüzün önüne kocaman kocaman beton binalar gelmesin. Kampusumuz Ege bölgesinin tüm güzelliklerini sunan bir arsa, bir kütüphane, bir mutfak ve bir meşe ağacından ibaret. Bir de kalmak isteyenler için küçük sevimli odalar.
Çok farklı bir zihniyet, çok başka bir yerden bakarak oluşturulmuş bir kurum Gümüşlük Akademisi. Bir vakıf. Antik çağlardan kalma bir okul gibi. Latife Tekin’in şimdi oturduğu meşe ağacının altında 3000 yıl önce Sokrat da öğrencileriyle oturmuştu deseler kimse yok canım diyemez. Öyle bir hava.
Neler konuştuğumuzu da tam hatırlamıyorum aslında. Üç gün boyunca binlerce cümle, yüz binlerce kelime döküldü ağızlardan. Yazılar okundu, yorumlar yapıldı, romanlar tartışıldı, kimileri lime lime doğrandı, kimileri yeniden birleştirildi\’85 Bir metodumuz da yoktu. Kendiliğinden oldu, kendiliğinden gelişti.
Latife Tekin ile beraber başka türlü kolay kolay tanıyamacağım sekiz kişiyle de tanıştım bu sayede. Elif Sivas katliamından sonra dayanamayıp Türkiye’ye terk eden ve Nepal’e yerleşen, orada bir İngiliz ile evlenip yakışıklı mı yakışıklı bir çocuk yapan yumuşacık bir kadın. Manolya Çince öğrenmeye karar verip Şangay’a yerleşen cin gibi bir kız. Lale master tezini Latife Tekin’in Buzdan Kılıçlar romanı üzerinde yapan nefis gözlü dünya güzeli bir kadın araştırmacısı, Uran bir köpeği bir saat boyunca tek parmağıyla sevebilen değişik bir delikanlı, Murat babasının annesine aşkını anlatırkenkini halini anlatırken gözleri yaşarabilen bir oyuncu, Cem ise bir gün Nobel Edebiyat ödülünü alacağından emin aramızda roman yazmış tek kişi. Üstelik tanıdığım da en sevimli öğretmen... Memleketin dört bir yanından ilginç insanlarla üç gün boyunca edebiyat çekiştirdik durduk. Beraber denize de gittik, beraber pizza da yedik. Her akşam eve döner dönmez sözü edilen ama okumamış olduğum kitaplara baktım internette, bir çoğunu da şu an İstanbul’da olan Manita Bey’e ısmarladım. Tekrar 20 yıl önceki coşkulu öğrenci halime döndüm. Hakikaten mutlu oldum.
Latife Tekin edebiyat atölyesi bitti ama Gümüşlük Akademisi bundan ibaret değil. Bodrum’da olup iyi bir şey yapmak isteyenler sitelerinden atölyeleri takip edebilir. (www.gumuslukakademisi.org)
Gümüşlük’te gerçekten iyi bir şey
Haberin Devamı

