Evime gökten düşen iki Hollandalı

Haberin Devamı

İki gündür hiç tanımadığım ama dünya şekeri iki Hollandalı kız ağırlamaktayım. Kelimenin tam anlamıyla gökten düştüler!

Hadise şu: Bu kızlar Hollanda’da yemek kitabı çıkaran iki aşçı. Yemek kitapları düz tarif vermekten öte aslında bir nevi de seyahat kitabı. O yemeği nerede yediklerini ve kimden öğrendikleri hem hikayesiyle hem fotoğraflarıyla anlatıyorlar. Hakikaten çok güzel bir kitap.

İlk kitaplarını Fas, Tunus, Lübnan, İtalya’nın Sicilya adası ve İspanya’nın Endülüs bölgesine giderek hazırlamışlar. Kızlardan biri Fas asıllı olduğu için temaları “Arap etkisi”. Arap izler taşıyan yemeklerin peşine düşmüşler. Kitapları da hayli ilgi görmüş. 10 bine yakın satmışlar.

Bu yıl benzer kitabı bir ayağı Türkiye’de olacak şekilde hazırlayacaklar. Fakat sorunları şu ki: Bütçeleri hayli az. İstiyorlar ki bir takım kuruluşlar ve bir takım oteller bunlara sponsor olsun. Zaten öyle büyük bir masraf yaptıkları da yok. Uçak, otel ve araba kiralama.

Karşılığında da kitabın son bölümünde hem kaldıkları otelleri hem yemek yedikleri restoranları hem de uçtukları havayollarını falan yazıyorlar. Bu kızlar ayrıca Hollanda’da dergilere yemek kritikleri de yazıyor. Yani yazıları hayli takip edilen iki kız.

Türkiye’yi medeni bir ülke sayıp bir takım kuruluşlara başvurmuşlar.

İlk ve son derece doğal olarak Hollanda’daki Türk Turizm Ofisi’ne başvurmuşlar. İki ay “bugün git, yarın gel” taktiği ile bizim kızları oyalamışlar. Ne evet ne hayır hiçbir şey söylenmemiş. Bizim kızlar “herhalde hazırlanıyorlar” diye beklerken son gelen cevap ne olsun? “Biz bir şey yapamayız. Size yardımcı olsa olsa ’Küçük Oteller Kitabı’yardımcı olur” demişler.

Yani kim? BEN!

Var mı böyle bir şey? Adı Turkish Toursim Board olan bir yerden gelecek cevap bu mudur? Bu nasıl bir “başından iş atmak”tır böyle!? Peki o zaman ne için varsınız? Avrupa’daki belediye otobüslerinin üzerine “Go Turkey” afişlerini asmak için mi?

Fakat tabii bir yandan da gurur duydum. Kossssskoca... olmadığı her halinden belli... Türk Turizm Ofisi’nin ilk ve son aklına gelenin biz olması da acayip yani. Açıkçası bizlerden haberleri olmalarına bile şaşırdım.

Her neyse. Bu arada hani belki bir ulaşım sponsoru buluruz diye de

Pegasus Havayolları’na başvurmuşlar. İki üç ay konuşup yazıştıktan sonra Pegasus Havayolları bunların uçak biletlerini karşılamaya karar vermiş. Harika değil mi?

Hayır değil. Çünkü bütün plan program yapıldıktan sonra birden Pegasus Havayolları’nın Hollanda sorumlusu beyefendi telefonlara çıkmaz olmuş. Ne telefona çıkıyor ne de maillere cevap veriyor. Tanıdık geldi mi? Evet tipik bir Türk davranışı. Araya Londra’dan tanıdıkları birini sokarak beyfendiye ulaşıyorlar ve el cavap: “Kusura bakmayın size yardımcı olamayacağız.” Gerekçe yok. Öyle. Bir hafta kala pat diye.

İşte o son hafta içinde, panik içinde bana mail atıyorlar. Bayan Vazife Mutlu Hanım, amaçlarına uygun tur programlarını yapıyor, sonra gitmek istedikleri bütün şehirlerdeki tanıdıklarını ve tanımadıklarını arıyor, sponsor olacak otelleri buluyor, ucuza arabalar kiralıyor, onlara yemek pişirecek hanımlar buluyor ve yetmiyormuş gibi bir de İstanbul ayağında onları evlerinde ağırlıyor!

(Bu arada Antakya ve Antep sınıfı yüz üzerinden yüzle geçti, hem misafirperverlikte hem de işin promosyonel tarafını kavramakta. Ama Adana sınıfta kaldı. Adana’da sponsor olmak isteyecek tek bir otel bulamadım iyi mi! Çok hallenmişsiniz siz, bravo...)

Her neyse. Kızlar hakikaten çok tatlı, çok eğlenceli çıktı. İki gündür İstanbul’un sevdiğim bütün lokantalarına gittik. İstedikleri şey şu: Evet geleneksel olsun, Türkiyeli olsun, Avrupai olmasın ama esnaf işi de değil. İşin içine bir yaratıcılık da girsin.

Çok zevkli bir turdu. Gittiğimiz lokantaların çoğu, yine bir tarafları kalkmış olanlar haricinde, ilgiyle yaklaşıp, bir sürü ikramlarda bulundular. Bir İstanbullu olarak iki günde yeniden keşfettim İstanbul mutfak dünyasını. Ve şunu anladım ki evet çok şahane bir mutfağımız ve çok yaratıcı aşçılarımız var.

***


Az evvel Adana’ya yolladım onları. Hesapça üç gün kalacaklardı orada, hani çok övünür ya Adanalılar yemekleriyle, dedim bırakın orayı, siz bir gece kalın bir yerde, sonra doğru cânım Antakya’ya gidin.

Nitekim öyle yapacaklar. Durduk yerde hararetle haberlerini beklediğim iki Hollandalı “kuzenim” oldu iyi mi... Allah’ım inşallah başlarına Pippa’nın başına gelen gelmez.. Gelirse var ya, yıkarım ortalığı...

DİĞER YENİ YAZILAR