Bu yaşıma geldim ilk defa Türkiye’de yapılan bir halk eyleminin işe yaradığını gördüm. Şaşkınlıklar içindeyim!
Mühim bir haberdir diyerek herkese söylüyorum. Millet de benim gibi şaşırsın mı şaşırmasın mı, sevinsin mi sevinmesin mi bilemiyor.
Hadise şu: Etiler’den 2. Köprü’ye giden bir yol var. Tepecik Yolu. Bu yolun sonundaki kavşak yoğun saatlerde daima kilittir. Kimse bir yere gidemez. Köprüye girecek olan da gidemez girmeyecek olan da.
Geçen sene bir güzergah değişikliği yaptılar. Köprü yolunu bir ara sokağa verdiler. Böylece köprücüler o kavşağa girmeden direkt köprü yoluna bağlanabildiler.
Fakat ne oldu? O sokakta oturanlar isyan etti. 30 yıldır sessiz sakin bir sokak olan söz konusu sokak birden E-5’e döndü. Sokak sakinleri gürültü ve egzozdan fena halde rahatsız oldular...
Daha doğrusu olmuşlar zira biz, yani halk, bunu oturdukları apartmanlarına astıkları devasa afişlerden öğrendik.
“Nefes alamıyoruz”, “Uyuyamıyoruz”, “Sokağa çıkamıyoruz” diyen kimisi gaz maskeli, kimisi çığlık atan, kimisi ağlayan dev insan yüzleri. (Tam böyle olmayabilir ama aklımda böyle kalmış)
Belli ki sokakta oturanlardan biri başarılı bir grafik tasarımcısı. Veya öyle bir tanıdığı var. Veya iş yerindeki elemanına rica etti. Veya gittiler paşa paşa bir ajansa iş yaptırdılar. Bilmiyorum fakat çok çarpıcı afişlerdi. (Yazdıktan sonra internette biraz araştırdım. Evet afişleri sokakta oturan bir reklamcı (Kerem Ersü) hazırlamış)
Oradan mecburen geçmeme rağmen suçluluk duyuyordum. Tüh niye bu yolu kullandım gene diyordum. Tamam. Ben dünyaya suçluluk duymak için gelmiş biriyim. Ottan da mokdan da suçluluk duyarım. Empati yapmaktan içim şişer (kimseye de yaranamam) yine de vazgeçmem.
Fakat nasıl olmuşsa olmuş bu isyan işe yaramış! Dün gece yarısı eve dönerken baktım yol yine eskisi gibi! Güzergah ara sokaktan alınmış ana caddeye verilmiş. Ağlayan çocuklu afişler yerine Kadir Topbaş’a teşekkür eden afişlerle donatılmış şimdi de.
Ne zaman olmuş bu bilmiyorum. Belki bir iki ay önce oldu. Fakat mesele ne zaman olduğu değil. Olması!
Biliyorsunuz ben de bir semt derneği üyesiyim. Bakanlar Kurulu’ndan imzası çıktığı halde, arsası ayarlandığı, bütçesi belli olduğu halde, iki yıldır mahalleye bir itfaiye kurduramadık! İstinye’den mi ne itfaiye gelene kadar evler çatır çatır yanıyor. Kaç kere başımıza geldi. Defalarca Büyükşehir Belediye’si ziyaret edildi, defalarca dilekçe verildi, “Hocam arsa var, bakanlar kurulu kararı var, e hadi yap şu binayı!” denildi, yaprak kımıldamıyor!
Bu yaz Karadeniz toplu bir protesto içindeydi. Derelerin üzerine kurulacak HES’lere (Hidroelektik santrali) karşı çıkıyorlardı. Başbakan “bir avuç çapulcu” diye, hani en küçücük bir saygı kırıntısı göstermeden, bir padişah tavrıyla “eeeah, gidin başımdan beh”lemişti. Yani halk protestosuna verilen önem bu kadardı.
Bu nedenle, bir sokağın sakinlerinin protestosunun uygun bulunması beni feci bir şekilde şaşırttı. Türkiye koşullarında olmaması gereken bir şeydir. Türkiye koşullarında Kadir Topbaş’ın bunu şahsi bir mesele haline getirmesi, bunu kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak görmesi ve o sokaktaki insanların analarından emdiklerini burunlarından getirmesi gerekirdi. Türk usulü politika, hizmet BUDUR!
85 yılda gelip geldiğimiz aşama sanırım bu kadar. Şükretmeli miyim, şükrederken ağlamalı mıyım bilmiyorum. Zengin mahallesi istedi oldu, sıra orta sınıf mahallesine de gelir inşallah. (Fakirler kömür ve mercimekten başka bir şey istemiyor nasılsa şimdilik)
Etiler sakinlerinin zaferi
Haberin Devamı

