Eş güdüm mü ve öküz güdüm mü alırsınız?

Haberin Devamı

Belediye Başkanı seçimleri öncesinde şöyle ağır bir “mahalle yazısı” yazmak istiyorum.

Baştan alayım.

Beşiktaş’ın boğaz köyleri, yaklaşık beş yıldır korkunç bir kaldırım inşaat terörü altında.

Önce sahil yolunda başlandı. Taaa Sarıyer’den Ortaköy’e kadar dev bir sahil yürüme yolu projesi yürürlüğe girdi.

İşin özüne itiraz edilecek bir şey yok. Sahil yolu, yayalar için bir azaptı. Delik deşik, çirkin ve pisti.

Sahil yolunun yapımı beş yıl sürdü. Bebek’teki sahil yolu kazıklar falan çakılarak genişletildi, bütün sahil bir örnek adam gibi granit taşlarla kaplandı, çok güzel banklar konuldu, çöp tenekeleri yerleştirildi... Kuru çeşme tarafında eksik bir yer var ama ortaya güzel, sağlam bir sahil yaya yolu çıktı. Balıkçılar, döküp saçtıkları pislikleriyle 2 gün içinde canını çıkardılar, leşe çevirdiler ayrı. Kırık yok, dökük yok.

Sonra içerilere sıra geldi. Beşiktaş, Ortaköy, Emirgan mahallelerinin iç sokakları sırayla çok güzel bir şekilde kesme taşlarla kaplandı. Küp şeklindeki kesme taşlarla üstelik. Dahası, son derece medeni bir şekilde yaya yoluyla araba yolunu aynı seviyede tuttular ama arabalar park edip yayaların geçişini engellemesin diye de güzel demir direkler diktiler.

Beş yılın sonunda sıra Arnavutköy’e geldi.

Birinci hayal kırıklığı: Hayır bizim sokaklar o küp şeklindeki kesme taşlardan yapılmayacaktı. Ya ne? Sıkıştırma taşlardan. Neden? Kimse bilmiyor.

Ortaköy, Beşiktaş’takiler kadar güzel değil ama lanet olsun, zaten 5 yıldır bekliyoruz, mevcut yaya kaldırımları da o kadar, ama O KADAR kötü ki, itiraz etmeyelim, bir an önce yapsınlar dedik, sesimizi çıkartmadık. Zaten çıkartsan kimin totosunda.

Bütün bir yaz kir toz içinde kaldık. Ama öyle böyle değil. Cam açılmaz haldeydi. Fakat yapacak bir şey yok. Böyle yapılmak zorunda. Asfalt kazınacak, zemin düzeltilecek, sonra taşlar döşenecek.

Peki.

Mahallemiz sokak sokak yapılması tam altı ay sürdü. Ağustos’ta başladılar, hâlâ bitmedi. Seçimler yaklaştığı için işi hızlandırdılar, bu sefer de uyduruk olmaya başladı. Taşlar yerinde oynuyor, basınca su sıçrıyor vs. Fakat eskisine göre çok daha iyi olduğu için buna da itiraz etmiyorum.

Ve lakin geçen gün bütün sabrım tükendi, sokak ortasında bağıra çağıra küfür etmeye başladım. TAŞLARIN YARISI KIRILMIŞ, YARISI DA YERİNDEN ÇIKMIŞ DURUMDA!

Neden? Çünkü az evvel sözünü ettiğim yaya yoluyla araba yolunu ayıran direkleri dikmediler. Unuttular, ellerinde kalmadı veya ne haltsa...

Ve NE oldu? Yaya yollarının üzeri komple araba oldu. Utanmaz, arlanmaz otopark mafyası ve aynı derecede utanmaz arlanmaz bencil, düşüncesiz, hayvan halkım (evet dedim! Üstelik yine derim!) yaya yolu üzerinde arabalarını park etti.

BİR: Yaya yürüyemez hale geldi. Yolun ortasından arabaların altında kala kala ilerlemek durumundayız. Geçen gün yemin ediyorum bir cipin altında kalıyordum.

İKİ: Yaya yolu için döşedikleri taşlar, araba yolu için döşedikleri taşlardan zayıf olduğu için paramparça oldu. Arabalar park etmiyor olsa da yaya yolundan yürümek yine namümkün.

***


Bu halk, zarafetten hoşlanmıyor. Diğer insanlar evrim teorisine göre maymundan gelmiş olabilirler ama illa bir hayvandan geldiysek biz kesin öküzden geldik.

EY belediye, ey İsmail Ünal! Direğini dikmeden bu halka yaya yolu emanet edilir mi hiç! Önce gider yaya yoluna park eder, bütün taşları kırar, sonra yol ortasında yürümek zorunda kalan yayanın üzerine bir güzel arabasını sürer ve hatta ezer. Türk usulü şehir yaşamı işte budur!

Bir taş yüzünden mi bu kadar öfke? Evet bir taş yüzünden. Lanet olasıca beceriksizliğimiz yüzünden. Gavurun koordinasyon, bizim eş güdüm dediğimiz şeyin yokluğu yüzünden. Direk dikmediğin, 25 santimlik kaldırım yapmadığın sürece bu halkın her tür boşluğu otopark için istismar etmesi yüzünden. Her sokağa çıktığımda sinir olmam yüzünden. Kendi mahallemde güvenle yürüyemez olmam yüzünden.

Gerzoluk diyarlarından sevgi ve selamlarımla...


DİĞER YENİ YAZILAR