Bugün, hayatı memleket kurtarmaktan ibaret olan çok sevgili, çok değerli, çok ama çok ciddi okurlarımdan özür dileyeceğim.Biliyorum ortada çok ama çok önemli konular var.
Her biri için iğne oyası yapar gibi çok ama çok dikkatli yazılar yazılmalı. Marifetli yazarlarımız bunu çok büyük bir şevkle de yapmakta çok şükür. Her gün mebzul miktarda yazar, memleketi cansiperane kurtarmakta. Allah hepsinden razı olsun. Sayelerinde kurtulacağız inşallah... Bense, biliyorsunuz dalgacı Mahmut taifesindenim.
Her ne kadar Hıncal Uluç, geçen cumartesi Ayşe Arman’a verdiği röportajında, yazarları değerlendirirken beni “misyon adamı” kategorisine soktuysa da... Ve eskisi gibi her telden çalamadığıma dair bir sitemde bulunmuşsa da... Hâşâ efendim, hâşâ! Siz bana “çal” deyin ben size çalacak on bin tel bulurum. (Bu arada, beni anmaya değer yazarlar arasında koyduğu için kendisine ve Ayşe Arman’a müteşekkirim. Sağ olsunlar, var olsunlar...) Bugün müsaadenizle “enginar” üzerine yazacağım.
Zira ÇIKMIŞ! Ve ben şu an memlekette ondan daha mühim bir şey düşünemiyorum!
Dipfriz mipfriz nümeroları yapıyorlar ama ben onları sevmiyorum. Hele konservesi tam bir rezalet! Bir kere enginara limon değmemiş olacak. Enginar dediğin son derece hassas bir şey. Zaten böyle narin, dokunsan kırılacak bir lezzeti ve rayihası var, limona batırınca ne o lezzet kalıyor ne o koku.
“Ama kararıyor” diyorlar. Kararsın, ne var! Enginarın tadına aslında en güzel haşlayınca varılıyor. Dünyanın en sade, en rafine lezzeti. Haşlandıktan sonra bir iki damla limon ve zeytinyağı olabilir. O, o kadar bozmaz.
Dahası, tutturmuşuz sadece zeytinyağlı soğuk enginar diye. Bas limonu, bas, patatesi, bas havucu... Nereye gitti cânım enginar? Öteki dünyaya!
Halbuki tavuklu enginar yemiştim ben bir lokantada, son derece lezzetli olmuştu. Tavuk hafif bir lezzet, enginar hafif bir lezzet. Çok yakışmışlardı. İki gündür güzel bir tavuklu enginar tarifi arıyorum internette. Henüz içime sineni bulamadım. Bir de benim çok severek yaptığım bir enginar yemeği var. Yumurtalı enginar. Önce pazardan, üzerine hiç limon veya limon suyu değmemiş, kişi başına bir tane olmak üzere enginar alıyoruz. (Kararacak olmasına aldırmayın, yemek kara olacak zaten.)
Enginar başına yarım soğan hesabıyla soğanları halka halinde doğruyoruz. Soğanlar, kısık ateşte, zeytinyağında az biraz kavrulurken enginarları ikiye bölüyoruz. Sonra cips yapar gibi 2-3 milimetre kalınlığında ince ince dilimliyoruz. (Ne kadar ince o kadar iyi) Az yumuşamış soğanların üzerine koyuyoruz. Az kimyon, bir çorba kaşığı keten tohumu, karabiber, tuz ilave ediyor, hiç su eklemeden, tencerenin kapağını kapatıp en küçük ocak üzerinde, en ama en kısık ateşte pişmesini bekliyoruz.
Ateş ne kadar kısık olursa o kadar güzel pişiyor. Suyunu çekene kadar kapağı kapalı vaziyette pişiriyoruz. (Biraz uzun sürüyor) Servis anında tekrar ısıtıp, enginar başına 1 tane olmak üzere üzerine yumurta kırıp, yumurta pişene kadar karıştırıyoruz. Yanında bol yeşil salata ile yiyoruz. İsterseniz mantar ve sarımsak da koyabilirsiniz. Hatta bir iki dal taze soğan. Sonuna doğru bir kaşık soya sosu da ilave edilebilir. Hepsi güzel oluyor ama ne kadar çok şey ilave ederseniz o kadar enginarın kırılgan rayihasının üzerini örtmüş oluyorsunuz. Tercih sizin! Enginar üzerine hiç şiir yazılmış mıdır acaba?

