Sevdiğimiz marka ekmeği (Doygun) artık bulamıyoruz. Sıkılıp başka işlere mi girdiler, kriz teğet geçmedi de ta göbeğinden mi vurdu bilmiyoruz ama yok. Başka hiçbir ekmek de tatmin etmiyor bizi. Böyle de bir müptelalık yaratmıştı.
Aradığını bulamayınca on keçi inadına sahip olan Manita Beyim, tutturdu kendi ekmeğimi kendim yapacağım diye. Market market dolaşıp tam buğday unu, tam çavdar unu, maya ve bilumum ekmek malzemesi aldık.
Sonuç: Üç gündür ekmek yapıyor. Mutfaktan gelen seslere bakılırsa yedinci denemesine de girişmiş durumda. Ekmek pişirme makinemiz de yok ha! Bildiğin geleneksel usul. Yoğur, kaloriferin üzerine koy, bekle kabarsın, sonra da fırına at...
Üç faciadan sonra dördüncü ekmekte ciddi olarak ustalaştı. Zeytinli, kuru domatesli, haşhaşlı, cevizli... Ne istersen yapıyor artık
İki saatte dört dörtlük bir ekmek yapabilecek hale geldi.
Esasen zor bir şey değil. Tuhaf bir şekilde “ekmek bakkaldan alınır”a kodlanmışız.
Yaptığımız bir sürü yemekten daha basit bir şey ekmek yapmak.
Ama nedir? Elindeki malzemeyi tanıyacaksın.
İlk yaptığımız ekmeklerde bir türlü fırın ayarını tutturamadık. Tarifelerde verilen dereceler (240 derece) anladığım kadarıyla adam gibi fırınlar için geçerli. Hani şu aile boyu olanlar. Benim fırınım mini mini bir şey. Tezgah üstü. Yalandan bir derece ayarı var ama onun gerçekçi bir şey olduğunu hiç sanmıyorum. 100 derece de desen 240 derece de desen aynı şeyi basıyor gibi geliyor bana. Ne kadar dandik olduğunu fiyatını söyleyerek açıklayayım: 80 Lira. Bir buçuk yıl önce almıştım. Şimdi baktım 99 lira olmuş. İş görüyor mu görüyor ama bileceksin kaprislerini.
Ne yaptık? Yaktık tabii. Niye? Çünkü ekmeğimiz, fırının tavan ve tabanına çok yakın. 240 dereceyi yiyince tuğla gibi bir şey oldu. Bir kabuğu vardı, ekmeğin tümü! Bütün ekmek kabuktan ibaret. Bir kabuk sever olarak böyle bir şey her zaman hayalimdi ama meğer pratikte o kadar da iyi bir şey değilmiş “kabuk ekmek”.
İkinci denemede suyu fazla kaçırdık. Suyu fazla kaçırınca un ilave etmek gerekti, un ilave edince hamur iki katına çıktı, hamur kabarınca bir kez daha iki katına çıktı, kabaran hamur kabından taşmaya başladı, taşan kısımlarını başka bir kaba aldık, hazır bu kadar hamurumuz var, ikisini de ayrı tepsilerde aynı anda pişirelim dedik ve sonuç: Fiyasko. Neden? Çünkü benim dandik fırın böyle sofistike şeyler yapamazmış. Yarısı yandı, yarısı çiğ kaldı vs.
Üçüncü denemede zeytinyağını fazla kaçırdık. Hamur feci cıvık oldu. Somun şeklini vermeyi geç, tepsiye koymak bile mümkün değil. Taşıyor. Mecburen borcamda pişirdik. Hiç fena olmadı aslında ama ekmekten çok börek oldu.
Dördüncü deneme son derece başarılıydı. Bu sefer internette daha derin bir araştırma yaptık. Malzemeyi yarıya indirdik, suyu azar azar verdik, hamurun iyice kabarmasını bekledik, fırının derecesini düşürdük, ekmek pişerken 10 dakikada bir ekmeğin üzerine su serptik ve sonuç mükemmel: Nefis bir cevizli, zeytinli, tam buğday ekmeğimiz oldu!
Bu arada çeyizimden kalma 11 yıllık mikserim haşat oldu ayrı. Mutfağımın da canına okundu o da ayrı. Ve hatta tülbent yerine kullanılan bez peçetelerim (yine çeyizimden kalma) de ruhlarını teslim etti ama olsun. Evde çok mutlu bir çocuk.. pardon... erkek var: Lö MB! (Manita Bey)
Şimdi ortada bir ekmek uzmanı olarak dolaşıyor. Sekiz aileye yetecek kadar ekmek yapıyor. Başarı ne güzel şeysin sen!
Ekmek pişirme maceraları
Haberin Devamı

