Van Gölü’ndeki Ahtamar adasına, Surp Haç Ermeni Kilisesi’nde 95 yıl aradan sonra yapılan ayini izlemeye geldim. Sümela’daki ayini yazık ki kaçırmıştım ama Ahtamar’dakini kaçıramazdım. Türkiye arka arkaya çok önemli bir eşik geçiyor. Buna bir gazeteciden çok, insan olarak tanıklık etmem gerekiyordu...
Yaşlı ada, Los Angeles’ten, Erivan’dan, Münih’ten, Paris’ten ama galiba en çok İstanbul’dan binlerce konuğunu ağırlıyor şu an. Ermenice ağırlıklı olmak üzere, Türkçe, Kürtçe, Almanca, İngilizce, Fransızca bütün diller birbirine karışıyor.
Ayin az sonra başlayacak.
Bahçede, hemen kilisenin önünde dev bir ekran koymuşlar. Ayin oradan da izlenebilecek zira içeriye sadece 50 kişi alınıyor. Ben de kısa bir süre için o şanslı 50 içindeydim. Fakat sonra yer olmadığı için dışarıya çıkmak zorunda kaldım. Zaten görmek istediğim ayinden çok ayini izleyenlerdi, dertlenmedim. Bahçede eski dostum opera sanatçısı Kevork Tavityan’a rastladım. Dün geceki konserde söylemek üzere gelmiş. O da kiliseyi ilk defa ziyaret edenlerden.
Sonra ayin başladı. Önce koroyu duyduk. Sonra Başpiskopos, bahçeden içeriye girdi yavaş yavaş. İlk defa bir Ermeni ayinine katılıyordum. Kevork’a soruyorum, o anlatıyor. Dışarıdan başlanırmış hep. Duyduğum şıkırtılar da malakların kanatlarının çıkardığı sesi sembolize edermiş. Öğreniyorum adım adım. Ayin dakika dakika dışarıdaki dev ekrana yansıtılıyor. Gelenler gözlerini ayırmadan izliyor.
Bense insanları izliyorum...
Genç bir kadın başını kilisenin duvarına dayamış, elleri iki yana açık, gözyaşları içinde dua ediyor. Bir başka köşede yaşlı bir erkek duvardaki bir yazıyı mırıl mırıl okuyup istavroz çıkarıyor. Orta yaşlı bir kadın, sığındığı bir gölgenin altında gözleri kapalı ayini tekrarlıyor dudaklarını hafif hafif kıpırdatarak. Bir başka yerde uzun saçlı esmer bir genç adam defalarca ıstavroz çıkartıyor. Bir televizyon kamerası bu anı görüntülemek için genç adamın burnunun dibine giriyor. Genç adam istifini hiç bozmuyor.
Gözümün önüne Kudüs’teki ağlama geliyor. İnsanların, ellerinde küçük kutsal kitaplarıyla, başlarının duvara vura vura ama en çok ağlaya ağlaya dua edişleri geliyor.
Neden ağlıyorlar diye sormuştum birine.. Atalarının çektiği acı için demişti o biri.. Genç kadın, kilisenin duvarıyla neredeyse bütünleşecek. Başını ayıramıyor bir türlü. Gözyaşları artık sel gibi akıyor.
Dindar bir insan değilim ama ayinin bir yerinde gözyaşlarımı ben de tutamıyorum.
“Hey güzel Allahım..” diyorum. Neden bu kadar zulüm var dünyada?
Bu kadar beklemek zorunda mıydık diyorum sonra. Daha önce olamaz mıydı bu muhteşem hadise?
Kevork’la konuşmaya devam ediyoruz. Sağa sola dağılmış en az bin yıllık işli mezar taşlarına bakıyoruz. “Haçkar deriz biz buna” dedi. Taştan haç yani. Taş haç. Haç taş.
Haç kelimesine takılıyorum. Ermeniceden almış olmalıyız diyorum. Dilimize bir Ermenice kelime almaktan imtina etmemişiz de ayine kadar 95 yıl pek acılı, pek kanlı geçmiş.
Bahçede Ermenistan’dan gelen bir geç adamla tanışıyorum. Andranik İspiryan. Mükemmel Türkçe konuşuyor. Türk Dili ve Edebiyatı okumuş. Şaşırıyorum. Az evvel konuştuğum Amerikalı Ermeni bir kadın ise annesinin “Düşmanının dilini öğrenme sakın!” dediğini, bu nedenle Türkçe tek kelime bilmediğini söylemişti hafif utanarak. Ermenistan’dan gelen Andranik’e söylüyorum bunu, “Bizde ise düşmanının dilini öğren derler” diyor. Her ikisi de “Tabii ki düşman değiliz, yanlış anlama” diye ekliyorlar.
Elbette Değiliz Düşman
En azından burada, artık boykota rağmen kaç kişi geldiyse, 3000 kişi midir, 4000 kişi midir, düşman değil..
Ayin, sonra dışarıda devam ediyor. Gördüğüm en gösterişli kıyafetlerle dışarı çıkıyor rahipler. Bir halka oluşturuyorlar bahçede. Bu sefer herkes katılıyor. Genç yaşlı, çocuk. Yüksek sesle dahil oluyorlar dualara...
Elinde iyi bir makinesi olduğu için gazeteci olduğunu tahmin ettiğim bir genç kadın, bulunduğum yükseğe çıkmak istiyor. “Gel kardeşim” diyorum, elimi uzatıp, yanıma çekiyorum. Ermenice teşekkür ediyor. Aklıma gelmiyor o an. Sonra hatırlıyorum “Egur yeğpayr!” Gel kardeşim yani..
Ve bütün duygular en yükseğe (diyelim Ağrı’ya) çıkıyor ve ayin bitiyor...
Bu kadar. Ne ülke yıkılıyor, ne memleket parçalanıyor. Sadece bir ayin yapılıyor. Ahtamar’ı Akdamar yapınca da acılar unutulmuyor. Unutmak için hatırlamak lazım zaten...
İyi günler bekliyordur inşallah bizi...
TATUL ANUŞYAN, ERMENİ PATRİKHANESİ RUHANİ MECLİS BAŞKANI: ‘Haçı bahane edenler sapla samanı karıştırıyor’
Dört gündür Ahtamar’da kalan ve ayinin organizasyonundan sorumlu olan Ermeni Patrikhanesi Ruhani Meclis Başkanı ve Başrahip Tatul Anuşyan ile ayin öncesi görüştük. Anuşyan gayet olumlu konuştu: “Ayinle ilgili özel bir beklentim yok. Hükümet bütün izinleri verdi. Haçı bahane edenler sapla samanı karıştırıyor. Devlet yetkilileri haçı koymayacağız demiyor. Teknik nedenlerle konmadı. Malum adaya gelip gitmek zor. Lübnan, Kudüs ve Ermenistan patrikhaneleri haçı bahane ettiler. Türk yetkililerini gelmemesine bir şey diyemem. Cumhurbaşkanı dahil herkesin gelmesini isterdim ama herkesin işi var. Zaten devletin gölgesini sürekli üzerimizde hissediyoruz.”

