Bildiğiniz (veya bilmediğiniz) gibi pek öyle acar muhabir Cavit Kelle durumlarım yoktur. Gönül isterdi ayrı. O kadar Uluslararası İlişkiler and politikıl saaayns okuduktan sonra bir Paris, bir London, bir Atina olmadı bir Bakü, o da olmadı bir Pülümür muhabiri/temsilcisi/baş-ortalığı-karıştıcısı (mikser muhabir) olmak elbette bütün ümidimi ama olmaz artık.. Kapı açık.. Da değil üstelik.. Vize var... Neyse...
Demek istediğim, sizlere “ay ben var ya ne acayip gazeteciyim” ayaklarını yapacak değilim. Tesis yoktu, olamadık diyelim.. Medyacılığın bütün cefasını çeken ajans muhabirlerine, bir haberin peşinden gidip konuyu bir kitap çıkartabilecek kadar ıncıklayan cıncıklayan araştırmacı gazetecilere, dağlara taşlara çıkıp tehlikeli adamlarla tehlikeli röportajlar yapan, bir de üstüne örgüt propagandası yapıyor diye yargılanan hakiki gazetecilere selam olsun buradan.
Fakat bu mesleğin de böyle yamuk bir durumu var. Yeterince sebat ettin mi, yeterince köşe yazdın mı (2000 iş günü mesela) yeterince televizyon dolaştın mı bir gün adam yerine konuluyorsun. Hele de bir seçim varsa...
Manita Bey ilen karavanımıza binmiş karavan parklarını dolaşıp haber yapmaya çalışırken kendimi bir anda KUGİAD yani Kuşadalı Genç (ve nazik ve ne yalan söyleyeyim bazıları bir hayli yakışıklı) İşadamları Derneği’nin düzenlediği ve Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın davetli olduğu iftar yemeğinde buldum.
Egemen Bağış, Türk siyasi tarihinde siyasetçiliği ‘ipek’ bir gömlek gibi taşıyabilen herhalde on on beş kişiden biridir. Alışık olduğumuz Bakan ağırlığından, insanın içine fenalık getiren basmakalıplığından, ne kadar eğitim görürse görsün illa ki bir tarafından pörtleyen “geri kalmış memleketin yontulmuş kompleksli evladı” havasından eser yok onda. İçten. Doğal. Medeni. Kasmıyor ve de kastırmıyor. Aynı fikri paylaşırım paylaşmam ayrı ama benim dünyamın insanı. Anayasa değişikliğiyle ilgili bir konuşma yaptı (bittabi) fakat ben bir siyasetçi dinlemiş gibi olmadım. Bağış ailesinin evinde akşam yemeğine davetliymişim de karışık kafamı aydınlatmaya çalışıyormuş gibiydi. Kuşadalı genç (ve zarif ve yakışıklı) işadamları ne kadar ikna oldu bilemem tabii ama güzel bir konuşmaydı.
Sonra esnaf gezisine gittik. Ah işte benim dünyamın yapamadığı da biraz bu oluyor. Esnaf gösteriş sever, abicim muhabbeti sever. Egemen Bağış, son derece cana yakınsa da nihayetinde öbür taraftan. Acık güdük kaldı diyebilirim esnaf ilgisi.
Fakat benim gibi lokma delisi biri için en güzel an kıyıdaki bir kahveye oturup kase kase Karşıyaka lokmasının gelmesiydi. Bütün bir kaseyi tek başıma (üstelik kasesiyle!) yememek için zor tuttum kendimi.. (Hem hayvanlık etmemek için hem de kilomu koruyayım diye) Ertesi akşam sırf o lokmadan birrrr adetçik daha yemek için yine aynı kahveye gittim ve lokma yoktu iyi mi!!! Özel bakan servisiymiş. Bir aile faciası yedim döndüm..
İşte böyle... Sonra döndük karavanda üst baş değiştirip normal hayatımıza döndük.. Ve bu yazıyı da Assos yollarında karavanla tangur tungur giderken yazıyorum. (Sivrice Limanı bir rüya gibiydi... Ahh..) Benim Süpermen Klark Kent dönüşümlerim de böyle oluyor.
Bundan sonraki devletsel davete kaykayla veya zeplinle gitmeyi düşünüyorum. Yok mu beni 29 Ekim’de davet edecek olan???
Unutmadan. Egemen Bağış’ın korumalarının süper şıklığı yemin ederim göz dolduruyor. Bej yarı parlak kumaştan spor ceket, içinde yüksek yaka çizgili gömlek, altında lacivert pantolon ve çok güzel kahverengi ayakkabılar. Kravat yok. Allah Allah ne zamandır bu arkadaşlar bu kadar şık giyiniyorlar derken gecenin ilerleyen saatinde anlaşıldı mesele: Egemen Bağış’ın moda gurusu eşi Beyhan Hanım el atmış kıyafetlere. Çok da iyi etmiş.
Egemen Bağış’ın süper şık korumaları
Haberin Devamı

