İki meselemiz var: Kürt (s)açılımı ve Eda-Nuri-Sibel-Sulhi ayrılığı.
Pek değerli gazetelerimizde başkaca konu yok.
Kürt (s)açılımı (30 Ağustos törenleri eşliğinde gömülmediyse eğer dün... Savaş çıkıyor sandım bir ara... Bu ne coşku, bu ne şiddet, bu ne celal komtanım? Bölünmüyoruz, tamam, okey aldık mesajı..) tamam konuşulsun da..
Öbür mesele bir acayip.
Milletçek çok merak ediyoruz sikandallar kıroliçesi (ay pardon yine kıro kelimesini kullandım.. Fakat yok işte bir muadili.. Tam cuk oturan bu.. Kürtlerde alınmasın. Olay zaten çoktan Kürtçeden, Kürtlükle bağlı olmaktan çoktan çıkmış.. Kimsenin aklına kıro dediğinde Kürtler gelmiyor. ) Sibel Can NE GÖRDÜ?
Ne gördüyse anlatsın artık, gebereceğiz meraktan.
Yani 3. kişi ile ilgili değilse o vakit insanın aklına cidden çok tuhaf şeyler geliyor.
Asla magazin okumam diyen hiper entelektüel, süper steril, mega hijyen Vatan okuruna durumu özet geçeyim: Geçtiğimiz yaz (mıydı?) transparan pareo/sabahlık/tunik (veya ne haltsa) altından tangalı devasa (ama Allah için şahane) totosunu gördüğümüz Sibel Toto Can bir gün eve gelmiş ve kocasını çoook acayip bir şekilde görüp şoklara girmiş. Onun üzerine gördüğü manzaraya dayanamayarak boşanmaya karar vermişmiş.
Ve fakat ne gördüğünü bilmiyoruz. Anlatmıyor.
Biz bilmiyoruz ama işin komik tarafı galiba sabık kocası da bilmiyor. Zira günlerdir o da sorup duruyor: “ Ne gördün ulan?! Bana da söyle.”
Hakikaten ne gördünüz hanımefendi? Filmin başını anlatıp sonunu söylememek delikanlılığa girer mi? Koca bir milleti bu kadar merakta bırakmaya hakkınız var mı?
Siz şimdi 3. kişi ile alakası yok deyince (buradan ihanet olmadığını çıkarttık ister istemez) o vakit pis beyin hücrelerimiz aklımıza çok ama çok edepsiz şeyler getiriyor yani affedersiniz. “ Patlıcan fantezisi” mesela bu düşündüklerimiz arasında en masumu diyeyim de durumun vahametini anlayın yani.
Ama işte ne oldu? Anlatmadığınız için Eda-Nürettin ayrılığı bastırdı sizin ayrılığı. Magazin şöhretçiliği riskli bir şey. Gündemi fitilleyeceğim derken fitil olup çıkarsın. (Yav yoksa fitilli bir fantezi mi gördü? Allahım neden hep aklıma benzer şeyler geliyor?)
Ablam (Alin Taşçıyan olan değil, esas ablam..) tanışmış geçen haftalarda Eda Taşpınar’la. Pek tabii Alaçatı’da. Zaten sonra patladı Bora bombası. (O ne yakışıklılık yav öyle.. Biraz fazla “ poz” ama \endash Pozettin diyelim buna da- olsun varsın o poz olsun.. ) Ablam pek sevmiş kızı. Bilindiği gibi değil diyor. (Zaten ne biliyoruz ki?) Mahcup falanmış hatta. Tatlı tatlı konuşan, kültürlü mültürlü. (Kültürcan)
Bugün de Nur Çintay yazmış Eda’ya bir güzelleme. Meşhur heykeltıraş Kenan Yontunç’un torununun kızıymış meğer. Tabii nereden bilelim magazinci arkadaşlar bizi bu konuda aydınlatmaya zahmet etmediler. Eda’nın babası da Moda Deniz Kulübünün başkanlığını yapmış yıllarca. Kız da Robert Kolej’inde okuyormuş, (o zaman da) kendinden çok büyük biriyle beraber oldu diye kovmuşlar güya. (Ben ikna olmadım pek ya, neyse..) Sonra moda tasarımı okuduğu St. Martins’den de kovulmuş. (Niye bilmiyoruz.) Kendi de heykel yapıyormuş, sergiler açıyormuş (veya niyeti mi varmış tam anlamadım) sanatla haşır falan neşirmiş yani. Kendi gibi sıfır beden kızlar bulabilirse cidden de hoş bir kıyafet tasarımcısı. (Ve lakin ben de modanın sırf ince uzun kızları daha da güzelleştirme arzusuna tilt oluyorum. 38 ve 40 bedenler hatta 42, 44, 46 bedenler de güzel, trendi ve seksi olmak istiyor...Konuyla hiç alakası yok farkındayım ama içimde kalmasın yazdım..)
Hayır şimdi bu kızlardan bize lazım aslında. Yani böyle modeller bu kurak iklimde, bu (Süreyya) yalçın ve kıraç topraklarda esasen iyi geliyor. Tamam gelin olarak alma, tamam kızın onu örnek almasın anladık da (haşur huşur mail atacaklar için yazdım bunu) o kadar sıradan o kadar sıkıcıyız ki bir kaçı da bırakın dağınık kalsın, bırakın böyle şeyler yapsın. Yani sosyete dediğin de Edalardan oluşmuyor aslında. Onlar, magazin sayfalarında onlara bakıp bakıp “dejenere bunlar” diyenlerden de daha beter sıkıcı, iç bayıcı.. Hepsi düzen, nizam, kural, kariyer, takım elbise kafası... Bu kız münferit. Ne buna uyuyor, ne ona.. Sınıfının yüz karası. Ve tam da bu nedenle bana ilginç geliyor ta başından beri.
E peki ne olacak şimdi? Kızı ve süper enteresan kıyafetlerini göremeyecek miyiz artık değerli ve necip basınettomuzda? Nüüürettin gitti, sosyete davetleri bitti, Eda evinin durulmuş oturmuş ununu sermiş, dizaynını asmış kadını mı olacak? Kayıpcan mı olacak?
Valla yazık olur. İvana yerini dolduramaz. Süreyya the çardakcan zaten kadraja bile giremedi.
Eda, Sörfcan olsun bundan sonra. Hem (nedendir bilinmez) yıllardır girmediği denizine girer. Evet denizcan olsun. Ördekcan olsun, kuğucan olsun, yüzücücan olsun. Gençlerimizi spora özendiren örnekcan insan olsun ama görelim biz onu hep.. Ben istiyorum yani. Bir tatcan, bir dokucan olarak kalmalı.. Nürettin (zaten) out, Eda (hepten) in... İncan..
İmza: Şnorkelcan.
Bunlar adam gibi ayrılamaz mı
Haberin Devamı

