AKP hükümeti yenilenebilir enerji kaynağı olarak hidroelektrik santrallerine (HES) ağırlık verince Türkiye’nin bütün dereleri iki yıl içinde şakır şakır satıldı.
Şu an Türkiye’nin dört bir yanında HES inşaatları sürüyor. Yapılması planlanan HES sayısı 1601’e ulaştı. HES projelerinin büyük kısmı Doğu Karadeniz Bölgesi için planlanıyor. HES’lerden 23 bin megavat enerji elde edileceği tahmin ediliyor. Bu, şu an üretilen elektriğin yarısı. Ancak pek çok çevreci HES’lerin doğayı bir daha geri gelmeyecek şekilde tahrip edeceğini düşünüyor. Zira hadise derelerin önüne minik minik tribünler koymak değil. Meğer dağlar delik deşik edilerek, onbinlerce ton toprağı oradan oraya taşıyarak, yüzlerce kilometrelik tüneller ve daracık vadilerden oluşan Doğu Karadeniz gibi bölgede devasa sayılacak toplama havuzları inşa ederek yapılıyormuş.
KATLİAMI GÖRDÜM
Geçtiğimiz Pazar bir grup gazeteci olarak Rize İkizdere’ydik. Gördüğümüz sadece tonlarca moloz ve alt üst edilmiş bir doğaydı. “Kuruyan Tuz Gölü ve çöl olmak üzere olan Konya Ovası felaketlerinden sonra Doğu Karadeniz’de de mi bir çevre faciası yaratılmak isteniyor?” diye sormadan edemiyoruz. Geziye birlikte katıldığımız Doğa Derneği Başkanı Güven Eken de “Bu düpedüz su soykırımıdır” diyor.
HES nasıl yapılır ve doğayı nasıl tahrip eder?
Bizler de görene kadar HES’lerin makul yatırımlar olduğunu sanıyorduk. Ancak kazın ayağı hiç öyle değilmiş.
- Önce dağların içinde en az 20 kilometrelik tüneller kazılıyor. Bunun için tonlarca dinamit patlatılıyor. Tonlarca moloz derelere dökülüyor, yüzlerce ağaç kesiliyor. 200 yıllık tarihi konaklar dinamitler yüzünden tahrip oluyor, doğal hayat her dinamitle birlikte sekteye uğruyor.
- Devasa iş makineleri değerli vadileri alt üst ediyor.
- Sonra derelerin akış yönü değiştirilerek bir araya toplanıyor ve toplanan dereler bu tünellere veriliyor. Su yatağından koparılıyor.
- Hızla akan su, tünellerin sonundaki tribünlerde elektrik enerjisi üretiyor.
- Tünelden çıkan su yine boşa salınmıyor bu sefer başka bir tünele veriliyor. Oradan çıkan su yine başka bir tünele veriliyor ve su, denize kadar tünel içinden akıyor.
- Suyun sadece yüzde 10’u can suyu olarak bırakılıyor. Bu yüzde 10’u kim ve nasıl denetleyecek ve nasıl bir bilimsel çalışmanın sonucu belli değil. Bu miktar su mevcut ekosistemin devam etmesi için yeterli değil. Gelişmiş ülkelerde 60’ının bırakılması şart koşuluyor. Bu miktar su ile on yıl içinde Karadeniz bölgesinin bir daha geri gelmez bir şekilde tahrip olacağı öngörülüyor.
- Denizlerdeki balıklar nehirlerin getirdiği alüvyonlarla besleniyor. Su topraktan koparılıp tünellerden akıtılınca bu döngü sona eriyor. Sadece dağdaki değil denizdeki hayat da tahrip oluyor.
- Üretilen enerji yüksek gerilim hatlarıyla iletiliyor. Bu, yüksek gerilim hatlarının altında kalan ağaçların tıraş edilmesi manasına geliyor. Ayrıca arılar yüksek gerilim hatları etrafından hızla uzaklaşıyor. Arıcılık geçim kaynağı olmaktan çıkıyor.
- Devlet, dereleri 49 yıllığına elektrik geri alım garantisiyle kiralıyor. HES’ler 3 yılda kendini amorti ediyor. Devlet 46 yıllığına kendini borçlandırıyor.
- Maçahel gibi Türkiye’nin tek biyosfer rezerv alanında 8 adet HES yapılması planlanıyor. Aksu vadisi yaban hayatını geliştirme sahası. Yüksek sesle müzik dinlemek bile yasak. Şu an dev iş makineleri canhıraş çalışıyor, sular hayvanların önünden alınıyor. Dağ keçisi, su samuru gibi korunmaya alınmış birçok hayvan son yıllarını yaşıyor.
- Halk, kendi suyundan, kendi doğasından oluyor. Turizmden ve arıcılıktan kazanabileceği üç kuruşunu da kaybediyor.
HES’lere karşı Türkiye Su Meclisi
Ankara’daki ne işe yaradığını tam olarak bilemediğimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ne karşı Rize’de Türkiye Su Meclisi (TSM) kuruldu. Dünyada bir benzeri olmayan bu meclis Türkiye’nin 81 ilinden gelen 200 ”su mağduru delegesi“ ile kuruldu. Türkiye’nin dört bir yanında yürütülen mücadeleleri ulusal ve uluslararası ölçeğe taşıyacak olan Türkiye Su Meclisi, yeni bir su çerçeve yasasının hazırlanması, Elektrik Piyasası Kanunu’nda tadilat yapılması, DSİ Teşkilat ve Vazifeleri Kanunu’nun değiştirilmesi ve suyun ekolojik etki ve katkısını esas alan entegre havza planlaması yapılmadan uygulamaya sokulmuş tüm projelerin durdurulması için çalışacak.
Meclisin manifestosu
- Doğa kendi başına vardır ve insan doğanın sadece bir parçasıdır.
- Doğa bir nesne değildir. Kendi kadim kuralları doğrultusunda, değerli bir işleyişe sahiptir.
- Doğa, ticari bir mal haline getirilemez.
- Su, yalnızca doğaya aittir ve onun ayrılmaz bir parçasıdır.
- Su, bulunduğu havzaya aittir. Doğal bir varlıktır, kaynak değildir.
- Su kendini ancak akarak var edebilir ve doğada tek bir damla su boşa akmaz.
- Suyun özelleştirilmesi ve suya efendi atanması kabul edilemez.
- Sürdürülebilir kalkınma, koruma kullanma dengesi gibi ilkeler doğanın sömürülmesi için gerekçe gösterilemez.
- Yaşamın yegâne kaynağı olan doğanın, ”çevre“ diye tanımlanarak hayatın dışına çıkarılması kabul edilemez.
Bu düpedüz ‘su soykırımı’dır
Haberin Devamı

