Bobi’nin hüzünlü (ama manalı) gidişi

Haberin Devamı

20 günlük bir Güney Ege turundan sonra Bodrum’daki lüks viranemize döndük yine.

Müstakil ev iyidir güzeldir dedik amma bahçe de iyi birbirine girmiş. İstanbul’u vuran yağmur buralara da iyi dokunmuş. Rüzgar begonvili yere indirmiş, yağmur her tarafı çamura bulamış, sel bizim eve giden toprak yoldaki hendeği iyice derinleştirmiş.. Özetle bir dolu işimiz var. İki gündür bir yandan çamaşır yıkıyoruz, bir yandan bahçeyi düzeltiyoruz, bir yandan temizlik yapıyoruz.

Ama üzücü olan bunların hiçbiri değil. Bobi’miz gitmiş... Bobi Van Kenobi’miz.

Yaz başında kendi kendine gelen asil sokak köpeğimizi yola çıkmadan önce havuzcuya emanet etmiştik. Her gün gelip mamasını suyunu verecekti.

Vermiş de netekim. Biz gelmeden 3 gün öncesine kadar da evdeymiş hayvancık. Sonra artık başına bir şey mi geldi yoksa yalnızlıktan mı sıkılıp gitti bilmiyoruz ama ortada yok.

İki gündür Bobi’yi arıyoruz. Manita Bey üzüntüsünden ölmek üzere. Bisiklete atlayıp atlayıp aramaya çıkıyor. Yer gök, köpeği çağırırken çıkardığı özel ıslığıyla (fiyuu fitt..) inliyor.

Bahçedeki izlerine (selvinin dibinde kazılmış bir çukur, arka bahçede yırtık bir terlik, havuzun yanında parça pinçik edilmiş bir top, mangalın orda kemirilmiş bir süpürge sapı, verandada paramparça edilmiş bir yüzme gözlüğü, çeşmenin yanında parçalanmaktan son anda kurtulmuş ama yine de dişlenmiş bir palet) bakıp bakıp hüzünleniyoruz. Ah ah, sen ne güzel bir parçalayıcımızdın Bobi..

Bir ay önce de bizim bahçenin yanındaki tarlada bir karı koca kedilerini arıyordu. Kadın Alman, adam Türk, böyle komik de bir ismi vardı kedinin: Şömmel mi, Hömmel mi ne, seslenip duruyorlardı. Yanlarına gidip beş on dakika konuşmuştuk. Çok hüzünlüydüler. Hallerine pek acımıştık.

Şimdi biz o haldeyiz. Sesimizi duyar da gelir diye biz de yarım saatte bir “Bobi!” diye oturduğumuz yerden naralanıyoruz. Komik bir hareket tabii ama ne yapacaksın.. Geç bulduk erken kaybettik.

Demek ki neymiş? Su ve yemek yetmiyormuş. Köpeğe de yetmiyor insana da. Komşulara sorduk biz gittikten sonra 15 gün boyunca beklemiş evi. Havuzcu her gün gelmiş gelmesine ama ilgi ve sevgi olmayınca haliyle sıkılıp gitmiş. Herhalde.

Gider tabii. Kalsaydı ben zaten çok şaşardım. Her kalana çok şaştığım gibi. Kendi çaresizlik çukurunu kazıp sonra içine girip sonra da “ne yapabilirim ki..” diyenlere de şaştığım gibi. Sevgi görmediğin yerde işin ne... Gideceksin.

Aferin Bobi’ye de üzüldük de ama beri yandan.

Ahanda son dakika haberi: Bobi, Yahşi çarşısında görülmüş. Esnafa göbeğini sevdiriyormuş.


*****



Ucunda 1 milyon (ve 4 hata) var


Şovla karışık bilgi yarışması modası devam ediyor. Açıkçası itirazım yok. Zır cahil insanlar yarışmadığı sürece izlemesi keyifli oluyor. (Bir halt bilmeyenleri yeminle tokatlıyasım geliyor. Stüdyoyu basıp şakur şukur dövesim..)

Beyaz’ın sunduğu “Ucunda bir milyon var” yarışma programında gelmiş geçmiş başbakanlar soruldu.

Yarışmacı “Celal Bayar” dedi fakat kabul edilmedi. Nasıl yani derken “İsmet İnönü” de o da kabul edilmedi.

Sonra süre bitti ve adı söylenmeyen başbakanlar belirdi ekranda. Biri Cemal Gürsel!

Cemal Gürsel halbuki sadece cumhurbaşkanlığı yaptı, diğer ikisi ise hem cumhurbaşkanlığı hem başbakanlık yaptı. İsmet İnönü üstelik iki kez başbakanlık yaptı. Başbakan iken cumhurbaşkanı olup sonra tekrar başbakan olan belki de dünyadaki tek kişi.

Sonra kelime bölümüne gelindi. Yoksul, fakir kelimelerinin karşılığı istendi. Yarışmacı bilemedi, istenen cevap “fukara” imiş.

Halbuki fukara fakirin çoğuludur. Velet kelimesinin çoğulu evlat, varak kelimesinin çoğulu evrak, vakıf kelimesinin çoğulu evkaf gibi. Bu durumda fakir ve fukara eş anlamlı sayılabilir mi? Elmanın eş anlamlısının elmalar olması gibi bir şey bu.


DİĞER YENİ YAZILAR