Biçilmiş yapıştırılmış kaftan

Haberin Devamı

Şunu anladım ki ne yazarsan yaz fark etmiyor. Yazdığın gazeteye göre, tipine göre, hatta ismine göre veya tek bir yazıya göre sana bir kaftan biçiliyor ondan sonra sen ne dersen de fark etmiyor.. Ve işin garibi bu kaftanlar birbirinden tamamen farklı olabiliyor.

Alın size üç örnek:

Bir okur şöyle demiş... “Ben pek sizi okumam ama sizin entel ve aydın (Türkiye entel ve aydınlığı ne kadar oluyorsa o kadar işte) bir kimse olduğunuzu daha önce başka yerlerden okumuştum... Bugün bir yazınızı okudum... Şu Kürdün-Kürde zulmü ile alakalı olan... Kendi çapında okumuş Türkiyeli bir Kürt genci olarak sizin gibi entel ve aydın Türk kardeşlerimde gördüğüm en büyük eksiklik şu: Ya hiç okumuyorsunuz.... Veya okuduğunuz her şeyi tek bir şekilde resmi ağza göre yorumlamak gibi bir durumunuz söz konusu... Nerden mi bunu çıkarıyorum.. Aslında resmi Tarih dışında hiçbir şey anlatmayan “Şu Çılgın Türkler” kitabını yere göğe sığdıramamanızdan, özelleştirme denen ve yabancılara peşkeş çekilen göz nurlarımızla devletçilik elden giderken pek tepki göstermezken, laiklik gibi geniş bir kavramı sadece bir baş örtüsüne indirgeyerek bas bas bağırarak kendiniz en koyu Atatürkçü ilan etmenizden vs vs...”

Haydalaaa... Beni biriyle karıştırmış veya nasılsa Kürt değilim diye anında paketlemiş çok belli de insan 5000 vuruşluk bir mektup yazana kadar zahmet edip bir tanecik daha yazımı okumaz mı internetten? Ama zaten birinden duymuş, tamam, bitti. Ben hadi okumuyorum ya sen?

Bir başka okur da telefonda söze şöyle başladı: “Mutlu hanım sizin bir türban aşığı olduğunuzu biliyorum ama yine de söylemeden edemeyeceğim... ”

Bir haydalaaa daha.. Ben mi türban aşığıyım? Başım açıkken nasıl olabilir ki bu? Aşık olsam kapanmam gerekmez mi? ” Karşı tarafı eleştirmek iyi güzel biraz da kendimize bakalım “ dediğim için mi türban aşığı oldum?

Bir lokantacı da ablamın ısrarla Star gazetesinde yazdığını iddia etti. “Eski kocası Taraf’ta kendisi Star’da yazıyor, siz Vatan’da. Ne biçim bir aile bu anlamadım ki...” O kadar emin ki “yok yahu, ablamın nereye yazıp yazmadığını bilmem mi?” deyince “sizden gizliyor olmalı..” dedi. O kadar acayip aileyiz ki tabii birbirimizden böyle şeyleri gizliyor da olabiliriz. O mantığa göre doğru elbette. Nasıl böyle bir sonuca ulaştı diye kafayı kırıp onun yerine ben düşündüm. Ve sonunda anladım ki Alin Taşçıyan’ı ablam sanıyor! Ha o ‘yan’, o bu ‘ yan’, ne fark eder değil mi?

Her yazıyla düşmanlar ve dostlar yer değiştiriyor. Polis tarafından öldürülen 12 yaşındaki Mardinli Uğur Kaymaz’ın, Dağlıca’da kaçırılan askerin hesabını sorarsın Kürt dostu Türk düşmanı olursun. Peki Kürt de Kürde açılacak mı dersin, Kürt düşmanı, Türk dostu ve ayrıca resmi tarih sözcüsü olursun. Herkesin okumaya hakkı vardır bırakın bu kızların peşini dersin türban aşığı, laiklik düşmanı olursun. İbadete bilimsel gerekçe sunmayın, bırakın ibadet ibadet olarak kalsın, onun asri, bilimsel veya başka bir gerekçeye ihtiyacı yok, sulandırmayın dersin din düşmanı olursun. Medeni olmak saça röfle yaptırmakla olmuyor, insanlara cahil derken siz ne kadar biliyorsunuz dersin Beyaz Türk düşmanı olursun. Tuvalet kapısını tekmeleyerek açan, bir de seni o vaziyette gördüğü için azarlayan yurdum “ bayanından” söz edersin halk düşmanı olursun...

Ne yapmak lazım acaba? Her yazıdan önce “çıkan yazıların özeti” veya “ bu yazar temelde şöyledir böyledir..” diye sabit bir paragraf mı koymak lazım?

Mutlu Tönbekici: Tek doğrusu temel insan hakları olan gezgin. Bir bobi annesi, MB ile beraber, hafif asabi, 38 beden.

Oldu mu? Bundan hareketle her hangi koyu bir şeyci olmadığım anlaşılır mı acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR