Beyni elinde şövalyenin ölümsüzlüğü

Haberin Devamı

Bundan daha irkiltici bir sergiye yıllar önce Londra’da gitmiştim. Damien Hirst, ölü hayvanları, kimi bütün kimi parçalanmış bir şekilde cam kutularda formaldhit içinde sergiliyordu. Koca bir köpekbalığı yaşadığı günkü kadar korkunç vaziyette bir cam vitrin içindeydi. Öbür tarafta bir inek, ekmek gibi dilimlere bölünmüş, yanyana duran buzdolabı büyüklüğünde 11 cam kutu içinde sergileniyordu. Bir başka yerde de ikiye bölünmüş bir koyun hareket eden iki cam kutu içine konulmuştu. Kutular 10 dakikada bir yanyana geliyordu, koyun birkaç dakikalığına bütünleşiyordu.

Zamanında çok tartışılmıştı. Formaldehit içine ölü bir hayvan koyup bu “iş”lere de acayip acayip isimler takınca (köpekbalığı için: “Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fizikî İmkânsızlığı”. İnek için: “Her şeyin özünde olan yalanların kabulü ile kazanılan bir nebze rahatlık”. Koyun için: “Sürüden ayrılanı..”) yapılan sanat oluyor muydu?

Bu işleri de sonradan yaptığı üstü elmaslarla kaplı kafatası gibi işleri deli paralara satıldı, satılmaya da devam ediyor. Damien Hirst günümüzün yaşayan en zengin sanatçısı.


***


Peki Gunther Von Hagens’in kadavraların derilerini soyup doku ve organları plastine edip (çok uzun ve meşakkatli yollarla akmaz kokmaz taş gibi bir hale getirmek) çeşitli şekillerde ve sanki canlıymışcasına (mesela ayakta kendi derisini tutar vaziyette veya basketbol oynarken veya satranç oynarken) sergilemesi nedir? Sanat? Tıp dersi?

Tıp okumuş olanların çok fazla etkileneceğini sanmıyorum. Zaten ilk yılları ölü organı kesip biçmekle geçiyor. Hele de cerrah olmuşsa...

Bizler yani tıp bilimiyle ilgili olmayanlar içinse hayli karışık bir durum. İnsanı bu kadar “çıplak” görmek ister miydik? Görmekten mutluluk duyabilir miyiz?

Gunther Von Hagens bir tıp doktoru. Anatomi uzmanı. “Plastine” yöntemini de tıbbi nedenlerle geliştiriyor zaten. 1977’den 90’lara kadar küçük organlar plastine edilip tıp eğitiminin hizmetine sunuluyor. 90’larda bütün vücut plastine edilebiliyor.

Sergi açma fikri Japonya’da çıkıyor. 1995 yılında, o güne kadar tıp için plastine ettiği organlar sergileniyor. Sonra ölüleri yaşar gibi pozisyonlara sokup plastine ediyor. Sergileri tüm dünyayı dolaşıyor. Son olarak da İstanbul’da.

Hadise tiksindirici mi eğitici mi karar veremedim. (Ama sanki tok gidilse daha iyi. Sonrasında yemek yemekte zorlanabiliyor insan.)

İnsanın insana ilgisi tuhaf bir şey. Yanımdaki gençler eğilip eğilip bir adamın testislerine baktılar. “Ya ne tuhaf duruyorlarmış.. İçim bir acayip oldu” dedi biri. Ama gözünü de alamıyordu.

En etkileyicisi at üzerindeki şövalye “heykel”iydi. Binici meğer Gunther Von Hagens’in yakın arkadaşı imiş. Fakat genç yaşta kansere yakalanmış. “Beni kılsa kılsa sen ölümsüz kılabilirsin” deyip, öldükten sonra plastine edebilsin diye bedenini Von Hagens’e bağışlamış. (Sergi için plastine edilen tüm bedenler sahipleri tarafından bağışlanmış bedenler)

Von Hagens arkadaşını ağlaya ağlaya plastine etmiş. İki yıl süren işlemler sırasında gözünün yaşı hiç durmamış. Bu nedenle ona anıtsal bir kompozisyon vermiş. At üzerinde mağrur bir şövalye! Fakat esprisi de var. Şövalye beynini elinde taşıyor!

Manası? Yorumlamak size kalmış.

Giden köşecilerin ekserisi “sigara içmiş” bir ciğerle “içmemiş” bir ciğerin farkının çarpıcılığına değinmiş. Nedendir bilmem beni etkileyense normal bir beyinle Alzheimer hastalığına tutulmuş bir beynin farkı oldu. Meğer fiziki bir farkı da varmış. Normalde ceviz gibi sıkışık olan beyin, Alzheimer olunca gevşemiş, kıvrımların araları açılmış. Haftalardır gözümün önünden gitmiyor...

“Orijinal Vücut Dünyası-Yaşam Döngüsü” (Body Worlds) Yer: Antrepo 3 binası. Karaköy’de, İstanbul Modern’in yanındaki bina.

DİĞER YENİ YAZILAR