Dün gece uyumadan önce nefis bir konu geldi aklıma. Hah dedim, yarın yazacağım yazı hazır. Bundan daha iyi bir konu olamaz.
Konuyu dakikalarca kafamda evirdim çevirdim. Sonunda nefis bir kurgu yaptım. Şu cümle ile başlayacak, şu fikirle devam edecek ve sonu da yemeğin üzerine tatlı etkisi yaratan şu fıkra ile bitecek. Kendimi tebrik ederek mutluluk içinde uykuya daldım.
Şu an ertesi gün ve ben konuyu tamamen unutmuş durumdayım. Tamamen ciddi bir konu muydu tamamen matrak bir konu muydu onu bile hatırlamıyorum. Kırıntısı bile kalmamış.
Fakat ne saçmadır ki sonuna ekleyeceğim fıkrayı gayet net hatırlıyorum. Kelimesi kelimesine hem de. Normal bir beynin konuyu hatırlayıp sonuna ekleyeceği fıkrayı unutmuş olması gerekmez miydi?
Ne yapacağım şimdi ben o fıkrayı bilmiyorum. Elimde boşta bir adet fıkra var. Ama sonuna ekleştireceğim bir konu yok.
Üstelik fıkra da hafif edepsiz bir içeriğe sahip iyi mi. Yani tek başına anlatırsan sapık damgası yiyebilirsin pekala.. Halbuki konuyla birlikte anlatırsan öyle olmuyor.
Yazarlık cidden saçma bir iş. Yani benim gibi zaten üç beş beyin hücren varsa onlar da işte böyle uykudan önce aklına (üstelik fıkrasıyla) gelen konuyu hatırlarken gidiyor.
Ne yapıyorsun bütün gün diye sordu geçen gün ablam. Cevap veriyorum: Bütün gün ve gece konu arıyorum
En ama en sinir olduğum laf da şu: “ Bu memlekette konusuz kalmak mümkün mü canım. Her yer yazı konusu kaynıyor...”
Yok ya!... Sen de yaz bakalım 365 gün, sen de oku bakalım günde en az 56 köşeci, sonra bak bakalım yazılmamış, ellenmemiş, kurcalanmamış tek bir konu kalmış mı.. Her gün birbirinin aynı, birbirinden sıkıcı, birbirinden bayıcı yazılar yazmak istiyorsan o başka tabii. Var öyle yazarlar. 30 yıldır aynı yazıyı yazıyorlar. Her gün aynı iç bayıcılıkla, aynı “ah ah...” tonlamasıyla...
Bu arada dayanamayacağım dostlar...
Fıkra da şu idi: Adamın biri nefis bir sosis fabrikası kurmuş. Bir taraftan canlı ineği sokuyorsun, bir taraftan sosis çıkıyor. Öyle otomatik, öyle steril, öyle el değmeyen, öyle şahane bir sistem.
Adamın da hayli aptal bir oğlu var. Fakat adam da istiyor ki fabrikanın başına oğlu geçsin. Ha bire getirip getirip gezdiriyor oğluna fabrikasını. Ve lakin oğlanın kafası bir türlü basmıyor. Gene böyle bir ziyaret sırasında oğlan oraya buraya bakıyor ve şu soruyu soruyor:
“Baba inek sokup sosis çıkarıyoruz. Peki sosis sokarsak ne çıkıyor?” Adam sinirlenip şöyle cevap veriyor: “Tecrübelerime göre senin gibi bir gerizekalı çıkıyor.”
Ben size demiştim. Durduk yerde fıkrayı anlatınca saçma oluyor ama yemin ederim konuya cuk oturuyordu.
Fakat şimdi daha fena bir şey oldu. Fıkrayı yazıya dökünce kendi ruh sağlığıma dair şüphelerim doğdu birden. Böyle bir fıkrayla ilintili ciddi veya gayri ciddi bir konu olabilir mi yahu dünya üzerinde? Varsa bile normal bir insanın konusu olabilir mi bu? Allahım! Delirmek üzere olabilir miyim?
Bu arada ben fıkrayı ekleştirecek konumu ararken yan masada hararetle Habur sınır kapısına gelen ve tutuksuz yargılanmak üzere salıverilen PKK’lılarla ilgili konuşuyor birileri.
Anladığım kadarıyla bu hadiseye “ay ne güzel, barışa doğru koşuyoruz” şeklinde bir tek Taraf ve Radikal gazetesi yazarları bakabiliyor. Bildiğiniz halk ise hadiseye “görülmemiş rezalet, duyulmamış skandal” olarak bakıyor. (Ben nasıl düşünmem gerektiği konusunda henüz karar vermedim zira hala konumu hatırlamaya çalışıyorum..)
Biri çok komik bir laf etti. “E o zaman beni de dağdan indirsinler. Ben de dağdan inmiş olayım ve mesela bir işadamı olarak bankalara olan bütün borcumu silsinler. Alacaklarımı da bir zahmet toplayıversinler. Ayrıca bugüne kadar kalbini kırdığım kim varsa onlar da affediversin beni. Ben böyle tek tek arayıp alacak istemekten ve özür dilemekten çok sıkıldım. Toptan oluversin. Ben de dağdan inmiş olayım..”
Sabahtan beri edepsiz fıkrasının konusunu düşünen biri olarak “dağdan inme” senaryosu çok hoşuma gitti.
Son zamanlarda arkadaşlarının kalbini istemeden kırmış biri olarak buradan ilan ediyorum. Yarın 16.56 itibarıyla dağdan ineceğim. Beni lütfen affedin.

