Küçüklüğümde 15 kapı yapmışlığım var. Annem hem kendi neslinin en küçüğüydü hem bayram ziyaretlerine önem verirdi. Kendi tarafı, koca tarafı ayırt etmez ne kadar büyük hala, küçük hala, büyük teyze, küçük teyze, amca, dayı, yenge, enişte varsa hepsini dolaşırdık.
Hatırımda kalan: 1) Çok ama çok sıkılırdım. 2) Bayramlık kıyafetlerim daima berbat olurdu 3) Mendil verenlerden nefret ederdim. 4) Ziyaretlerin birinde ya kendimin ya annemin üzerine mutlaka çay dökerdim. Bu yüzden ya annem ya ben yarı yıkanmış bir etekle dönerdik eve. 5) Anneannem dağ gibi köfte ve patates kızartırdı. 6) Yengemin çikolatalarını aşırmaktan büyük zevk alırdık 7) Hem namazında orucunda hem de son derece kültürlü bir insan olan eniştem biz çocuklara DA nane likörü ikram ederdi. 8) Yengemle teyzem arasındaki yaprak sarma ve baklava rekabetinde teyzem daima sarmada, yengem ise daima baklavada kazanırdı 9) En cömert dayımdı. O dönem en yüksek banknot ne ise onun verirdi. (Bunun bugünkü karşılığı yüz YTL oluyor.)
Bu bayram, üzülerek gördüm ki kuzenlerimin birbirinden güzel ve yakışıklı çocuklarının hepsi “bayram harçlığı” alma yaşına fena halde gelmiş. Ve ben artık genç değilim. Kocaman bir teyze/hala veya başka bir şeyim. Yani harçlık dağıtmamak için tek ama tek bir nedenim kalmamış...
Dayım kadar cömert olamadığım ama yine de beni iyi ansınlar diye (en azından mezarıma gelsinler diye) vermek için ikinci büyük banknotu seçtiğim halde harçlık dağıtma operasyonu küçük bir servete mal oldu.
Fakat değdi mi değdi. Gel bir öpüp mıncıklayayım dediğim zaman nazlanan veletler gel harçlık vereceğim dediğim zaman nasıl bir mutlulukla, nasıl bir sevinçle yanıma geldiler anlatamam.
Yeni nesil para göz falan demeyeceğim, kesinlikle bunu demek istemiyorum çünkü öyle değiller. En azından benim kuzen çocukları öyle değil. Ama paranın müthiş bir büyüsü var belli ki. Benim de hoşuma giderdi para almak. Mendil verenler zaten kara listeye alınırdı, onu söylemeye bile gerek yok ama doğum günümde mesela hediye yerine para verselerdi (mendilin parasına bile razıydım) çok daha mutlu olacağımı biliyordum. O yüzden bayramda harçlık sistemine bayılırdım. (Mis kokulu bayram mendili nostaljisi yapanlara da nanik yapıyorum buradan. Hadi len!)
Topladığım paralarla bir şey aldığım yoktu ha. İki hafta sonra annem, kim bilir hangi gediği kapamak için, “ben sana sonra vereceğim” deyip güya benden borç alırdı onları. Bayram harçlığım bana kıymalı makarna olarak geri dönerdi yani.
Tamam servetim, değerlendremeden elimden uçar giderdi (halen de öyle, iyi mi!) ama o üç kuruş, ne hayaller kurdururdu bana anlatamam.
Bahçe alıp tarıma girmeler mi istersiniz, okulda kalem, pazarda limon satmalar mı... Sonu dev fabrikalarla sonuçlanan bin türlü iş.
Sonuç? Göz açıp kapayıncaya kadar harçlık alma yaşını geçtik. Eller boş boş öpüldü.
Şimdi düşününce, dükkan dükkan dolaşıp hediye aramaktan ve sonra düşündüğünden çok daha fazlasını verdiğin o hediyeyi üç dakika içinde kapı arkasında, divan altında terk edilmiş bir şekilde görmektense çocuklara para vermek galiba en iyisi. Kursun hayalini sonra ne halt ederse etsin. Hatta çocuklar için bir kıyak daha yapayım: Harçlık sistemi doğum günlerinde ve milli bayramlarda da sürsün!
Hatta bunun bir nizamnamesi olsun. Asgari harçlık mikarı saptansın, altında verenler akrabalıktan çıkarılsın. Hediye saçmalığı bitsin. Para konuşsun..
En derin hürmetlerimle.
İmza: Serveti tükenmiş ve herkesinki tükensin isteyen bir bayram büyüğü.
Bayram harçlığı bir düzene bağlansın
Haberin Devamı

