Basenlerindeki yağlar Akdeniz kadının şansıdır!

Yaşasın! Sonunda tıp bizden yana çıktı! Akdeniz kadınları olarak “geniş” basenlerimizle artık gurur duyma zamanı!

Haberin Devamı

Türkiye’nin en tanınmış doktorlarından Osman Müftüoğlu “Beden dayatması diye bir şey bilimsel değildir. Türk kadını, İsveç kadınına göre daha uzun yaşar zira yağların toplandığı yer basenleridir, bu da onları diyabet ve kalp hastalıklarından önemli oranda korur” diyor. Bundan daha güzel bir haber olabilir mi?
Geçtiğimiz çarşamba Osman Müftüoğlu’nun Beşiktaş Akaretler’deki harikulade kliniğinde idim. Teypten gelen kuş cıvıltıları eşliğinde uzun uzun sohbet ettik. Osman Bey, tıbbın uzun zamandır ihmal ettiği koruyucu hekimlik alanına el atmış. Dünya artık bu yöne gidiyormuş. Doktora sağlamken gideceksiniz ki hastalanmayasınız.
İtiraf ediyorum bu yazıyı yazarken tam iki buçuk tane sigara ve 5 bardak çay içtim. Akıllandım mı? Hayır. Gördüğünüz gibi Doktor Bey’in anlattığı bütün o faydalı bilgilerden ben yine her zamanki gibi işime geleni kaptım... Yaşasın armut tipi kadınlar!



Nasıl “hastalanmazsınız”ı bulmaya çalışıyoruz

İnsanın hiçbir hastalığı olmadan doktora gitmesi “lüks” değil midir?
Çok yanlış bir yaklaşım. Bakın tıp esasen budur. Hipokrat’tan bu yana gelen gerçek tıp, koruyucu hekimliktir. Endüstrileşmeden sonra şu fark edilmiş. Esas para teşhis ve tedavide. Teşhis için makineler kullanılması gerekiyor, tedavi için de ilaç. Tıp bu iki alanla sınırlandırıldı. Koruyucu hekimlik tıp kitaplarından çıkarıldı. Çünkü koruyucu hekimlik neredeyse bedava. Çünkü sarımsağın patenti yok, E vitaminin patenti yok, ginko bilobanın patenti yok.

Peki ne oldu?
Ama 2000’li yıllarla birlikte benim de içinde bulunduğum geniş bir grup, koruyucu hekimliğe yöneldi. Risk analizi budur. “Nasıl hastalanmazsın” bunu bulmak. Yaşam tarzı hekimliği yapıyorum. Hareket edin, iyi beslenin, belli araklıklarla belli tetkikler yaptırın. Çünkü, korumak tedaviden ucuz ve zahmetsiz. Sadece tansiyonunuza baktırıp, şekerinizi, kolesterolünüzü ve bel çevrenizi ölçtürerek risk analizinizin yarısını yapabilirsiniz. Dördü de para tutmayan şeyler.

Ne yapıyorsunuz burada?
Burada üç ana konu var. Bir: Yaşlılıkla ilgili hastalıklar. Yaşı 40’ı geçenlere daha iyi yaşlanması için ne gerekiyorsa onu yaptırıyoruz. İki: Sağlık risk analizi. Üç: Doğru beslenme.


Geriye dönüş dedikleri anti-aging palavra!

Van minüt! Yaşı 40’ı geçenler artık YAŞLI mı sayılıyor?
Hayır ama yaşlanma yolculuğuna başlamış oluyor. Nüfus kayıtlarına göre 65 yaş üstü yaşlıdır. Yeni yaklaşım: 65-75 arası genç yaşlı, 75-85 orta yaşlı, 85 üzeri yaşlı. Ama 40’lı yaşlardan itibaren yaşlanmayı ele almak lazım. 45’ten sonra dönüş yolculuğu başlıyor. Akıllı ve disiplinli bir insansanız bunu yavaşlatabiliyorsunuz. Ama geriye dönüş dedikleri anti-aging palavra. Bir tek ciltte iyi sonuçlar alınıyor. Yapacağınız şey yaşlanma sürecini yavaşlatmaktır.

Nasıl yapılabilir ki bu?
Bizim burada yaptığımız yaşlanma sürecindeki problemleri erken fark etmek, azaltmaya çalışmak. Tansiyon, kolesterol, şeker, kemik erimesi, bellek bozuklukları temel ilgi alanımız.

Peki sağlık risk analizi nedir?
Hangi yaşta olursa olsun sağlığıyla ilgilenen, ne durumda olduğunu ve bunu nasıl yürüteceğini merak eden insanlara koçluk veriyoruz. Sağlık yönetiminde yardımcı oluyoruz. Çalışan veya çalışmayan bir hanımı, sigara içen veya içmeyen bir erkeği, alkol alan veya almayan birini bekleyen sağlık riskleri aynı değildir. Genetik mirası ve mevcut durumu inceleyerek sağlığını planlıyoruz. Ne zaman mamografisini, kanser taramasını yapması lazım onu belirliyoruz. 6 ay, 1 yıl veya 2 yıl gibi aralıklar saptıyoruz.




Terzi işi analiz yapıyoruz

Sapasağlam gelip bir sürü hastalıkla çıkmak mümkün müdür?
Hiç beklenmedik şeyler çıkabiliyor, evet. Genç yaşına rağmen tansiyonu yüksek mesela. Yanlış beslenmeden dolayı 35 yaşında olmasına rağmen çok yüksek kolesterolü olabiliyor. Veya umulmadık sinsi bir hastalığı da çıkabiliyor.

Yaptığınızın bildiğimiz check-up’tan farkı nedir?
Check-up herkese 52 beden bir giysi giydirmeye benziyor. Yaşına, cinsiyetine, genetik mirasına, işine, yaşam tarzına bakılmaksınız bir paket sunuluyor. Turp gibisin denilen adam iki gün sonra kalp krizi geçirip ölebiliyor. Burada terzi işi analiz yapıyoruz. Bu çok önemli. Tıp pozitif değildir. 2 kere 2, 4 etmez tıpta. İstatistikler vardır hep. Ama o istatistiklerle istediğiniz gibi oynayabilirsiniz. İlacın faydası yüzde 2’den yüzde 4’e çıkmıştır mesela buna “Faydayı yüzde 100 artırdık” diyebilirsiniz. Yalan mı? Değil. Ama manalı mı? Yine değil.


Reflü bir hastalık değil belirtidir

Reflü diye bir şey var mıdır yok mudur?
Açıkçası tıbbın aşırı ticarileşmesi beni kaygılandırıyor. Eskiden reflü diye bir hastalık yokken şimdi insanlar şakır şakır ameliyat ediliyor. Yanlış yollara gidiliyor inancı var bende.
Tıbbın ticarileştiği doğru. Ama bakın kemik erimesi dediğimiz oesteropoz eskiden bin sayfalık tıp kitabında yarım sayfa yer tutuyordu. Aynı şekilde Alzheimer hastalığı da çok nadir rastlanan bir hastalık olarak geçiyordu. Menopoz, üzerinde çok durulan bir şey değildi. Neden? Çünkü insanlar bu kadar uzun yaşamıyordu. Şimdi kadınlar 35 senelerini menopozda geçiriyor. Kadınların ortalama ömrü 70-72 yıl oldu. Cumhuriyet kurulduğunda 48 idi.

Bu kadar masum mu?
Değil elbette. İlaç sanayi ilacını bulduğu konularda işi manipüle edebiliyor. Doktoru veya insanları doğrudan veya dolaylı yollarla yönlendiriyor. O hastalığı popüler hale getiriyor. Reflü bir hastalık değil, belirtidir. Ne zaman yemek borusunda iltihap yapar o zaman hastalıktır. Reflü eskiye oranla daha fazla ama o kadar değil. Ticari hale getirildi ama bundan dolayı görmeyelim mi? Hayır. Artış var çünkü stres arttı.


İlaç sayesinde insanların ömrü uzadı

Ben bunu da anlamıyorum. Eskiden de savaşlar, kıtlıklar, göçler, istilalar, eşkıya vardı. Bunlar stres nedeni değil miydi?
Evet ama sanayileşme çok farklı boyutlara getirdi işi. Şehir hayatı, ulaşım, ekonomik sıkıntı, statü endişesi, ayakta kalabilme, yükselme, tutunabilme hiç olmadığı kadar güçleşti. Fakat daha önemlisi reflüye yol açan beslenme hataları çoğaldı. Aynı yağ tekrar tekrar kızartma için kullanılır oldu.

Kimi diyor uydurma hastalık kimi diyor aman kanser olursun... Ne yapacağız?
Şöyle bir tıp grubu var: “Her şeye karşıyız”. Sürekli bir kandırılıyorsunuz propagandası yaparlar. Bir başka tıp grubu da “Her şeyden yanayız” der, ne yeni çıktıysa hepsini seve seve uygular, daha ticari davranır. “Aman ilaç kullanmayın” diyen de en çok benim. Ama ilaç sayesinde insanların ömrü uzadı. Bugün kızıl, çiçek, verem var mı? Bunlar da ilaç sanayinin başarısı. Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek lazım. Manipülasyon olduğu kesin. Buna direnip direnmemek akıllı tüketicinin işidir. Dünyada her şey ticarileşti, sağlıkta da olması normal.

Fakat biraz gereğinden fazla kazanmıyorlar mı?
Evet kazanıyorlar. Bush’un seçimlerine en çok yardım eden 2. sektör ilaçtı. Eskiden silah, sigara ve petroldü halbuki. İlaççılar son zamanlarda 1. ve 2. sıraya geçti. İşte bu nedenle benim de içinde bulunduğum grup tekrar koruyucu hekimliği ön plana çıkardı.


El insaf! Tabii ki pizza yiyorum

Sağlıklı beslenmeye çalışmak da bir stres yaratmıyor mu? Onda şu var, bunda bu var... Ortoreksiya (doğru beslenme hastalığı) diye şey bile çıktı...
O kadar da değil. Ben hiç ortoreksiya hastası görmedim. Var mı var... Dikkatli beslenmeye çevirdiğimiz bin kişi içinden biri de ortoreksik olursa da olsun.
Ama lokantaya gidemez, arkadaşları ziyaret edemez hale geliyor insan.
Bisiklet öğrenen herkes önce strese girer. Sonra doğal bir süreç başlar. Ben pizza yemiyor muyum? Yiyorum. Brokoli ile hayat geçmez. Bir yerde yemek yiyorum. Etrafımda bir kadın dolaşıyor. Tanıdık mı dedim, değil. Yaklaştı, yaklaştı sonra kendi masasına seslendi: “Vallahi pizza yiyor.” El insaf! Yiyeceğiz tabi. Ama sabah akşam değil. Sabah hamburger, akşam pizza yerseniz risk alırsınız.


Yeni tatil: Ye, iç, yat değil, az ye, az iç ve koştur dur

Bir akım başlattınız. Sapanca Güral Spa’dan sonra şimdi de Çeşme’de bir otelde özel bir tatil programı hazırlıyorsunuz.
Evet öyle. Bazı kişiler ben bir yere gideyim, tatil yapayım aynı zamanda kendimi dinleyeyim, bir iç yolculuğa da çıkayım, bu arada diyet de yapayım istiyor. Bütün dünyada uygulanan bir şey. Fransa’da kaliteli otellerin bir yan programı olarak var. Biz ilk olarak Sapanca’da Güral Harlek’te yaptık. Diyet uzmanı verdik, mönüler oluşturduk. Çok başarı sonuçlar aldık. Ege tarafından da talep vardı. Şimdi Çeşme’de Hotel 7800’de yapıyoruz.

Olabilir bir şey mu bu? İnsanlar çabucak su koyvermez mi?
Bu çok ciddi bir şey. Çok ciddi bir aşçı olması gerekiyor. Yemeğin kalorisi düşük olur, lezzeti olmaz, lezzeti olur, görünümü güzel olmaz. Hem doyuracaksın, hem forma sokacaksın, hem de mutsuz etmeyeceksin. Bunu başarınca su koyma olmuyor.

Sadece yemekle mi sınırlı?
Hayır. Egzersiz uzmanları da var. Kişinin durumuna göre spor yaptırıyorlar. Ama asla agresif bir zayıflama kampı değil bizim programlarımız. Biraz hafifleme, biraz eğlenme, biraz iç yolculuk. Makul insanlara yol arkadaşlığı yapıyoruz. Aşçı yemek dersleri veriyor, diyetisyen akşamları sohbet yapıyor. Bir nevi hayat okulu.

Beş gün boyunca her şeyin sadece suyunu içmece, bağırsak temizleme nümeroları?
Hayır, katiyen. Tamamlayıcı tıbba evet ama bağırsak yıkama, ozon gibi benim şarlatan dediğim alternatif tıbba izin vermiyoruz. Yaptığımız şey onun vücuduna uygun olan kalori kısıtlamasıyla biraz da aktiviteyi artırmak. Detoksun tıbbi bir faydası olmadığı çıktı ortaya. Senelerce söylüyorum. 2001 yılında Türkiye’yi detoksla ben tanıştırdım. Detoks hafiflemektir. Gerçeken detoks yapmak istiyorsanız okuyup yazdıklarınızı bile detokslamanız lazım. Ruhuna ve düşüncelerine detokstur esas. Ağır gelen her şeyi hayatından çıkartmaktır. Ağır geliyorsa arkadaşını da...

DİĞER YENİ YAZILAR