Bakü’de Kılıçdaroğlu külekleri

Haberin Devamı

Memlekette esen Kemal Kılıçdaroğlu külekleri (Azerice rüzgar) Bakü’ye kadar ulaşmış durumda.

Önünden geçtiğimiz kafedeki televizyonda izdiham görüntüleri görünce bunun memleketten bir manzara olduğunu tahmin edip dikkatle baktık ve yanılmadığımızı anladık. Televizyon, bir Türk kanalına ayarlıymış ve ekrandaki görüntüler de CHP kurultayındanmış. Alt yazılardan olanı biteni öğreniyoruz. Kemal Bey boğulmadan, tepelenmeden, sakatlanmadan kürsüye varabildiği ve bir tatsızlık çıkmadığı için sevinip, memlekete hayırlı olsun deyip yolumuza devam ettik.

İki gün önce Bakü’yü görüp şoke oldum demiştim. Zira hiç böyle güzel bir şehir beklemiyordum. Niye bu kadar şaşırdığımı, beklentimin niye bu kadar az olduğunu düşününce, önyargılarımın ve meraksızlığımın kurbanı olduğumu fark ettim. Ne biliyordum ki Azerbaycan ve Azeriler hakkında? Bakü Ceyhan hattı, Tansu Çiller’in “Alibey” deyip durduğu talihsiz lider Elçibey, demir el Haydar Aliyev, yerine geçen oğlu İlham Aliyev, İlham Aliyev’in nefes kesen güzellikteki hanımı Mihriban Aliyeva, Türkiye’de her şarkıcının illa ki bir en az bir sefer söylediği “Fikrimden geceler yatabilmirem, bu fikri başımdan atabilmirem” türküsü, Hocalı katliamı, Dağlık Karabağ meselesi... Hah bir de yıllar önce fotoğrafçı arkadaşım Ertuğrul Balıkçıoğlu’nun Hazar denizinin ortasında, üzerinde 5 bin kişinin yaşadığı muazzam petrol platformuyla ilgili yaptığı o nefis foto belgesel haberi geliyor aklıma. Başka? Başka da adam gibi bir şey gelmiyor. Gerisi ufak tefek detaylar.

Herhalde DigiTürk’te çıkan Azeri kanalının etkisi bu dedim sonra kendi kendime. O kadar feci bir kanal ki insan o programları yapanla Bakü’yü kuran ve toparlayanların aynı insanlar olduğuna inanamıyor.

Diyarlar ki Bakü’nün bu kadar bakımlı bir şehir olması son dört yılın işi. Sovyet zamanında çok bakımsız kalmış. O güzel eski binalar kararıp köhnemiş.Yollar, kaldırımlar dökülmüş. Fonsyon, estetiği ezmiş, her yer gecekondu mahallesi gibi olmuş. Fakat çok acayip bir şehircilik hamlesiyle 4 yıl içinde toparlamışlar Bakü’yü. Ama özellikle oranın Sultanahmet’i olan “İçerişeher”i.

Dikkatle bakınca binaların sadece dışlarının tamir edilip, temizlendiğini fark ediyoruz. İçleri yine dökülmeye devam ediyor. Hele bir yol bulup arka avluya girince eski halinin nasıl olduğunu hemen anlıyor insan. Zamanlar içleri de toparlanacaktır diye düşünüyoruz. En çarpıcı iş ise Sovyet zamanı dikilen çirkin apartmanlara giydirilen “ceket”ler. O iğrençlikte bizim apartmanlarla yarışan binalara öyle dış cepheler ilave etmişler ki insan uzaktan onlar da 1800’lerde yapılmış sanabiliyor.

Ama kaldırımlar, caddeler, parklar, sahil kenarları, çevre düzenlemeleri, lamba, bank, rögar kapağı gibi sokak mobilyaları kusursuz. Yeni dikilen modern binaların büyük çoğunluğu da son derece zevkli. Tasarım kitaplarına girecek kadar da ilginç mimari eserler var. Israrla bakındım ama gözüme çarpan bir zevksizlik, bir olmamışlık, bir görgüsüzlük olmadı. Modern Sanat Müzesi’ne de gittik (“Müasır İncesenet Müzeyi”) Galerinin kendisi bile bir sanat eseriydi. Sergilenen bir çok işi de hayli beğendim doğrusu.

“Peki” dediler “havaalanından gelirken yol boyunca dikilmiş duvarları gördün mü?” “Gördüm” dedim. Hakikaten de kilometreler boyunca çok güzel ışıklandırılmış, iki üç metre yüksekliğinde zarif duvarlar vardı. “Ne onlar biliyor musun?” dediler. “Bilmiyorum” dedim. “İşte onlar şehrin çirkin, fakir, bakımsız, sefil yerlerini gözlerden gizlemek için dikilmiş duvarlar... Zira asgari maaş 120 dolar. Bilmem anlatabiliyor muyuz?”

Evet gayet iyi anlattılar elbette. Şehrin gözlere güzel görünmesi uğruna biraz yürek burkan bir çözüm olmuş doğrusu.

Fakat teklif edilse eminim İstanbul’da da TEM boyunca duvar dikilmesini kabul edecek çok kişi çıkacaktır. Bağcılar’ı falan mesela... Şöyle zarif duvarların arkasında gizlesek... Ha? Hadi itiraf edin.. Hanginizin içi sıkılmıyor kargacık burgacık sıvasız gri apartmanlar arasından geçerken?

Peki ben niye Bakü’deyim? Yarın devam edeceğiz.

DİĞER YENİ YAZILAR