Şu an bu satırları “Lokrum” adasından yazıyorum. Aslan Yürekli Rişar diye bildiğimiz İngiltere’nin meşhur kralın sefere gittiği veya döndüğü sırada (muhtemelen haçlı seferleri sırasında) patlayan bir fırtına yüzünden sığınmak zorunda kaldığı Dubrovnik’in karşısındaki minik ada. Daha sonra kendisine misafirperverlik gösterdikleri için teşekkür babında bir katedral yaptırıyor şehre.
Ada şimdi bir botanik park. Bir köşesinde tamir edilmekte olan Orta Çağ’dan kalma bir Benetiktin Manastırı yer alıyor, bir köşesinde ise çıplaklar plajı... Zamanın ironik dokunuşu mu demek lazım? Manastır yanında Adem ve Havvalar. Gerçi çıplaklık eskisi gibi moda değil. Kimse anadan doğma değil. Ama plajın adı hâlâ FKK. (Almanca “freikörperkultur” kelimesinin kısaltılmışı. Çıplak beden kültürü demek. Nüdizm yani)
Hırvatistan, “hiçbiyerciklerden istenmeyen” Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz ayak basabildiği ender Avrupa köşelerinden. Bu nedenle Dubrovnik’e gelmiş olmaktan bilhassa mutluluk duyuyorum. Konsolosluk kapılarında, elimde bin tane “Türkiye’de-işim-gücüm- var-sizin-sümüklü-ülkenize-yerleşmeye-niyetim-yok” kâğıdı ile sıralara girmeden, bir takım kraldan kralcı vize memur ve memurelerine hayatıma dair en mahrem bilgileri vermeden, onların aşağılayıcı bakışlarına maruz kalmadan, yani İNSAN GİBİ, üstelik son dakikada karar verip geldik. Meğer ne güzel bir şeymiş bu! Son dakikada bilet bul ve git!
Hazır lafı gelmişken, o kadar kanırttıktan sonra vere vere 20 günlük vize veren Yunanistan konsolosluğundaki arkadaşları da bir ara dövmek istiyorum. Bu ne terbiyesizliktir yahu? İlk 20 gün göç etmeyecek, sonraki 20 günde ise göç edecek biri gibi mi görünüyorum? Vize denilen şeyin mantığı nedir biri anlatabilir mi bana? Maksat gireni çıkanı denetlemek mi yoksa bildiğin para kazanmak mı? Para kazanmaksa bu kadar aşağılamadan, bu kadar zorlamadan da “satabilirler” o çok değerli vizelerini... Dahası hani Papandreu ve Erdoğan hani mayıs ayında Atina’da anlaşmıştı? Hani adalara bir günlüğüne vizesiz gidebilecektik? Ne oldu o havalı havalı açıklamalara? Erdoğan’ın çay ister gibi “iki gün yap iki!” ünlemeleri? Fos çıktı. Ayvalık’tan Midilli’ye geçelim dedik, Midilli’dekilerin hiç böyle bir şeyden haberi yok. Kös kös kaldık Ayvalık’ta. Ya Yunanlar başbakanlarını takmıyorlar ya da Papandreu bizimkini bir güzel oyladı. Sezon bitiyor yav! Şimdi değilse ne zaman? Hayır kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Ben Sisam (Samos) Belediye Başkanı için üzülüyorum. Adam üç yıldır yalvarıyor adalara vize kalksın diye. “Bir bardak beyaz şarap, bir salata yiyen Alman turist istemiyoruz. Yemesini içmesini bilen, sofra donatan, para harcayan Türk müşteri istiyoruz” deyip duruyordu. En son “Vize kalkmazsa kendimi yakacağım ulan! Esnafım ağlıyor!” demeye getirdi, bizimkiler anlaşınca ben de “eh hadi adamcağız kendini yakmaktan kurtuldu” demiştim ama başkanı kötü bir son hâlâ bekliyor galiba. Yazıktır adama..
Demek istediğim: Boşverin vize manyaklarını (alsınlar turşusunu kursunlar) siz gelin Dubrovnik’e. Daha kaç yıl sürer bu vizesiz girişlerimiz bilmiyorum ama hazır fırsat varken gelin zira çok da güzel bir şehir. Akdeniz’in belki de en güzel üç şehrinden biri. Venedik’in susuz (ve kokusuz) hali. Balayı için daha güzel bir yer düşünemiyorum. Surların içinde dantel gibi örülmüş bir Orta Çağ şehri. Mermer kaplı daracık sokaklar, kaleler, burçlar... Etrafta yüzlerce ada. Nefis tekne turları yapmak mümkün. Hepsi de yemyeşil. Fiyatlar da İstanbul fiyatlarında. Daha yüksek değil. Bodrum kazıkları yemedik şimdiye kadar. Yarın devam edeceğim...
Aslan yürekli Rişar’ı (ve şimdi Türkleri) kurtaran şehir
Haberin Devamı

