Bizim kızlar (Hülya Uğur Tanrıöver, Esin Küçüktepepınar, Alin Taşçıyan, Ceyda Aşar) önümüzdeki haftalarda matrak bir film ödülü dağıtacaklar. “1. Altın Bamya 2008 Cinsiyetçilik Ödülleri.”
Türkiye sinemasında, erkek egemen bakışın ağırlığına, kadınlara dair alanların daraltılmasına, kadınlara dair oluşan yanlış mitlerin, algıların, cinsiyetçi bakışın yeniden üretilip temsil edilmesine ve bu ayrımcılığın kanıksanır kılınmasına bir eleştiri, bir karşı duruş, bir söz söyleme isteğiyle ortaya çıkmış bir oluşum.
Aday filmler: Issız Adam, Recep İvedik, Aşk Tutulması, Üç Maymun.
Beni de jüri üyesi olmam için davet etmişler. Yazık ki dahil olamayacağım, zira ikisi hariç filmleri izlemedim. (Meraklısı www.altinbamya.org’dan detayları öğrenebilir, oy verebilir.)
Altın “bamya” ismi de sıkı manidar olmuş. Heh... Düşünüp düşünüp gülüyorum. Bu da bir nevi kadın intikamı olmalı. Kızlar arasında “bamya”nın neye tekabül ettiğini bilmiyorum söylememe gerek var mı?
Fakat açıkçası Fox TV’deki “Mehmet Ali Erbil’le 50 Sarışın” yarışmasını izledikten sonra nerede durmam gerektiği konusunda tümüyle kararsız kalmış durumdayım.
Kadınlardan yana olmam gerektiğine dair tüm inancım sarsılma noktasında.
Ya ben bir kadın değilim ya da yarışmaya katılan kızlar yarışma öncesinde lobotomi falan geçirmiş. Veya... Bilmiyorum.
Yarışmanın formatına bir itirazım yok. Her şey var. Bacak var, meme var, sarı boyalı saç var, yakışıklı bir erkek var, ünlü bir komedyen var, para var, ışık var, müzik var, kıvıran kaçalar, hop hop zıplayan göbekler... Her erkeğin rüyası gibi bir şey. Ölmeden cennete gitmek budur herhalde...
Da bu kadar salakla dolu olmak zorunda mı cennet bilemiyorum.
Hesapça bir bilgi yarışması. Bir erkek yarışmacı, 50 kıza karşı yarışıyor. Erkek yarışmacıya ve kızlara aynı sorular soruluyor. Erkek bilemezse o turdaki kızların hepsi öbür tura geçiyor, kızlar bilemezse yarışmayı terk ediyor, bilenler devam ediyor.
Şimdiye kadar çıkan erkeklerin hepsi soruların cevaplarını bildi. Kızlar cephesi ise bir felaket.
Kızların bilgi seviyesinin düşüklüğünü şöyle bir örnekle açıklayayım: Yarışmada “one minute” ne manaya gelir diye sordular.
Hani şu benim meşhur “van minüts”üm!
Başşşşşbakanımızın, ortalığı salladığı Davos zirvesinde, tam sekiz kere ettiği “müdahale” cümlesi.
Veya tek kelime İngilizce bilmeyen bir sekreterin veya santral memurunun BİLE bildiği, mersi, tenk yu, bay bay ayarındaki kelime ikilisi.
(Bu arada “niyçün sahip çıkmıyoruz ‘van minüts’e, tişört basalım, kupa yapalım, bir yemeğimizin adı bu olsun dediydim ya... Ankaralı simitçiler sahip çıkmış. Simitlerini “van minüt” “van minüt” diye satıyorlarmış. Yeşeee!...)
Hayır bilemediler. Van minütün manasını bilemediler. Biri ‘bir cümle’ demektir dedi biri başka bir şey. Elmasın yapı taşı nedir sorusuna verdikleri cevapları siz düşünün artık..
Geri zekalılık o kadar diz boyu ki “Atatürk kaç yıl cumhurbaşkanlığı yapmıştır” sorusunu bile 1938 eksi 1923 yaparak bulmayı beceremediler.
Yahu Türk anaokul, Türk ilkokul, Türk ortaokul ve Türk liselerinde 29 Ekim 1923 ve 10 Kasım 1938 dışında NE ama NE öğretiliyor ki hani bunu da bileme!
40 yıl diyenler, 50 yıl diyenler...
İki kadıncağız var, biri pazarcı, biri marketçi çok şükür onlar da olmazsa “kadın dediğin insan şeklinde, beyni olmayan bir yaratıktır” dersin yani. Rahat rahat...
Nedir bunun sorumlusu merak ediyorum.
Saç boyası mı? Hidrojen peroksit mi? Fön çektirmek mi? Silikon mu bunları gerzo yapıyor?
Ben saç rengini açan hidrojen peroksit veya amonyaktan şüpheleniyorum. Hidrojen peroksit için tehlikesiz falan diyorlar ama emin değilim. O masumsa bile amonyak kesin değildir. Veya cidden bilmediğimiz bir başka şey var. Kimse anasından bu kadar aptal doğamaz.
Biri araştırmalı. Saç açıcı maddelerde moronlaştırma efekti mi var? Bu yüzden mi saç ne kadar platinse o kadar salak olunuyor?
Bilelim ve kızlarımızı kurtaralım yani. Yoksa Altın Bamya’lar bize verilecek!

