Açılım: Bir köfte adı. (Belki artık o bile değil)

Haberin Devamı

Bir lokantanın vitrininde görmüştüm geçen haftalarda: “AÇILIM KÖFTESİ: Kola piyaz dahil 5 lira”

Arabayla geçiyordum, nedir “açılım köftesi”nin içeriği soramadım. Dükkan mı yeni açılmıştı yoksa köfte değişik bir reçetenin ürünü müydü veya sahibinin etnik kimliğinden mi kaynaklanıyordu bu isim bilemedim.

Velhasıl DTP’nin de kapatılıp Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerinin düşürülmesiyle anlaşılan o ki “açılım” dediğimiz şey bundan böyle sadece bir köfte ismi olarak kalacak literatürde. Kola ve salata dahil 5 liralık bir köfte... Muhtemelen Tokat baskınından sonra o da artık o isimle anılmıyordur.

Manzara hiç değişmiyor farkındaysanız. PKK can alıyor, Kürtler PKK’ya olan gönül bağlarını bir türlü koparamıyor, mahkeme parti kapatıyor, geri kalan halk Kürtlerden nefret ediyor... Geldiğimiz nokta başladığımız nokta ile aynı.

Yerinde duran bir trenin kompartımanlarından 30 yıldır aynı manzaraya bakıp duruyoruz. Ama bu arada ağzımızla “çuf çuf çuf” sesi çıkarıp tren ilerliyormuş taklidi yapıyoruz.

Ne gadder güzel değil mi! Ordan bir la sesi alayım..

*****


Yazarların yazıyla dans stilleri

Cengiz Eren aradı. “Köşe yazıları sana da dans gibi gelmiyor mu? Her köşe yazarının bir dans tarzı var. Düşünsene bunun üzerinde” dedi.

Düşündüm. İşte kategoriler:

***


Haşmet Babaoğlu: ZEYBEK. Kılı kırk yardığı, sakin sakin yazdığı, bir Egeli ehlikeyfine sahip olduğu, oraya basmayayım, buraya dikkat edeyim, aman kimselerin kalbini kırmayayım, etliye sütlüye fazla karışmayayım dediği için.

Hıncal Uluç: VALS. Bütün salonu bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle durmadan dolaşıp her konuda bir fikir sahibi olduğu, her daim genç ve güzel “yeteneklerin” elinden tuttuğu, onlara destek olup dansı öğrettiği, alaturkalıklardan hiç hoşlanmadığı, valsçiler gibi daima dimdik durduğu ve hiç şaşırtmadığı için.

Ahmet Hakan: HAKA. Avustralyalı yerlilerinin sert bir dansı. Hiç kimseden lafını esirgemediği, sürekli şaşırttığı, tahmin edilebilir olmadığı, bir sağa bir sola “hah! huh!” diyerek milletin ödünü kopardığı, sataşıp sataşılmayı sevdiği, bazen balyoz gibi bazen kadife gibi olabildiği tam da bu nedenle izlemesi çok eğlenceli olduğu için.

Engin Ardıç: KILIÇ KALKAN. Her kuruma, her ideolojiye, her resmi tarih parçasına, her laf söyleyene, her yan bakana şakada şukada giriştiği, hiç öyle duygusallıklara prim vermediği ve tek başına takıldığı için.

Ertuğrul Özkök: SEMA. Semazenler gibi bembeyaz olduğu, her zaman dengeyi gözetmeye çalıştığı, ne olursa olsun zarafetini kaybetmediği, sabit fikirli olmayıp dönmekten çekinmediği, dönerken en derindeki içine baktığı/bakabildiği için.

Ayşe Arman: MODERN DANS. Orijinal, biricik, nevi şahsına münhasır, devrimci, yenilikçi, komple anti geleneksel olduğu ve insana “bunu ben de yaparım ne olacak ki” dedirtebildiği ama deneyince öyle olmadığını gösterdiği için.

Serdar Turgut: SICAK SAC ÜZERİNDE YÜRÜYEN KEDİ DANSI. Kıyıda köşede ne kadar netameli konu varsa onlara girdiği, bastığı yere hiç dikkat etmediği, veya mazoistliğinden bilhassa tehlikeli yerlerde bastığı, bu yüzden insanların öfkesini üzerine çektiği, zaman zaman başını belaya soktuğu, sonra bir şey olmamış gibi koltuğa oturup keyifle kürkünü yaladığı ve bu yüzden onu izlemekten insan kendini alamadığı için.

Yılmaz Özdil: ÇİFTETELLİ. Bir başa veya sona ihtiyaç duymadan, düğünlerdeki gibi hobara kendini ortaya atıp, sonra vızt diye hiç müdanesiz çekip gidebildiği, özel figürlere ihtiyaç duymadığı, coşkulu, neşeli ama basit, net ve bildik olduğu için.

Bekir Çoşkun: TANGO. Hüzünlü ve duygusal olduğu, kelimelerle sevişir gibi dans ettiği, kızdı mı partnerini “göbeğini kaşıyorsun!” deyip pistin öte tarafına sertçe atabildiği, ama sonra tangodaki gibi geri gelip o çok sevdiği halkı ile yeniden dans ettiği için.

DİĞER YENİ YAZILAR