Acemi yazlıkçının notları

Haberin Devamı

Bildiğiniz gibi Bodrum’un bir köyünde yaşamaktayım bir süredir. Ne yalan söyleyeyim güzel bir hayatmış... İnsanlar boşuna satmışım anasını deyip kaçmıyormuş şehirden...

Tamam hırsızlar girdi, Nikon’umu benden koparıp ciğerimi söktü ama ev güzel, arkadaşlar güzel, misafirler gelip gidiyor, güzel...

Asil sokak köpeeemiz Bobi Van Kenobi var, her şeyi yiyip kemirip patlatıyor, o da güzel.. (Bu arada itiraf edeyim kedi-köpek sanayine çok fena yenildik. 1 buçuk aydır sırf sosyete köpeği olmasın, her tür yiyeceği yemeye alışık olsun, hayata dayanıklı yetişsin, hem ne o öyle gavur firmalarına dünyanın parasını vermeler diye kasaptan kemik alıp içine makarna koyup haşlayıp öyle besliyorduk kendilerini. Sonra bir gün fark ettik ki 30 km ötedeki en yakın kasaba git, kemik al, ama sırf kemik alamayacağın için yanında pirzola da al, getir, pişir, dondur... haftada en az 4 saatimizi alıyor. Üstelik mazotu, tüp gazı, pirzolasını falan düşününce daha da pahalıya mal oluyor. Dahası her seferinde ev leş gibi kemik kokuyor. Bir gün gene kasaba giderken, eeeeaah dedik, ilk hayvancı dükkanına gidip 50 liraya 15 kiloluk hazır mama aldık. Oh... Herkes memnun! En çok da çakma dobermanımız Bobi...

Neyse ne diyorduk?

Sonra deniz var, güneş var.. Güzel...

Arada şarap var, rakı var, çakırkeyif olmak var...

Sonra ay var, yakamoz, yıldız var.. Onlar da güzel.

Temmuzla beraber iğrenç boynuzları, pis bacakları ile en az 10 santimlik dev böcekler ortaya çıktı ki onlar güzel değil. Doğanın yengesi açısından çok yararlı olabilirler, vırt olabilirler, zırt olabilirler ama umurumda değil. Uzağımda olsunlar. Hiç olmazsa o kadar büyük olmasınlar!

Sonra bilgisayarımı tamir ederken bozup, beni delirtip sonra aletimi eskisinden de cillop vaziyette bana teslim eden sevgili Bodrumlu bilgisayarcılarım var. Onlar hele çok güzel! Zira itiraf edeyim klavyemin zaten başka nedenlerle çok önceden değişmesi lazımdı, ama meşhur cimriliğimden yıllardır idare ediyordum. Onlar bozduğu için bedavaya değişmiş oldu. Allah kendilerinin beceriksizliğinden razı olsun... Her zaman hizmetlerindeyim...

Özetle mutluyum. Bu koşullarda mutlu olmamak için ruh hastası olmak lazım.

Ve lakin sersemliğin de doruk noktasındayım.

Benim gibi birinin hem yazlıkçı hem misafirperver olması mesela şöyle sorunlara yol açabiliyor. Herkese gelin gelin diyorum, sonra kim ne zaman gelecek karıştırıyorum, sonra aynı anda dört çift birden geliyor!

Dabıl boking yapmış şaşkın otelciler gibi yayvan bir gülümseme ile öyle kalakalıyorum.

Veya kalmakta olan misafirlerin hoşuna gider diye bir tekne gezisi davetini kabul edip, ben de bir güzel onlarla açılıp sonra aynı gün gelecek öbür misafiri unutuyorum.

“Kapının önündeyiz, sen neredesin?” diye telefon ettiklerinde de utancımdan denizin ortasında kendimi gemi direğine falan asmak istiyorum.

Veya daha fenası birbirleriyle konuşmayan, küs insanları aynı hafta çağırıyorum.

Çok şükür insanlar anlayışlı, sersemliklerime alışık, onu oradan alıp, bunu buraya koyup hallediyoruz. En azından şimdiye kadar arıza çıkmadı. Hatta küsler bu bahane ile barıştı, Bobi’ye patlatacak birkaç lastik top daha çıktı falan.

Fakat yazlıkçılık o kadar da kolay bir şey değilmiş. Kim hardal sevmiyor, kim et yemez, kim biracı, kim erkenci, kim geççi bilmek gerekiyor. Bilme ne olacak, herkes kafasına göre takılsın deyince olmuyor, kaos çıkıyor.

Öte yandan bütün bir yaz bedavaya geliyor! Her gelen pazardan, marketten eli dolu geliyor. Eli boşsa bile illa ki alışverişe çıkıyor. Şu an mesela evimde 3 kutu nescafe, 5 kutu reçel, 2 paket nohut, 3 paket mercimek, 6 paket cips, 4 karpuz var. Gelenlerin cömertliği sayesinde bakkal dükkanına döndüm.

Öyle yapmayanlar da lokantalardaki hesapları ödüyor. O tabii daha da iyi...

İyi bir şeymiş... Daha ne diyeyim.

DİĞER YENİ YAZILAR