72 saatte New York

Delilik! Tek kelimeyle delilik! Karşında koca bir şehir var

Haberin Devamı

Delilik! Tek kelimeyle delilik! Karşında koca bir şehir var. Yüzlerce müze, binlerce galeri, on binlerce lokanta, bar, cafe ve en kötüsü... Milyonlarca dükkan! 72 saatte ne yapabilirsin ki? Dedim, dene bakalım ne olacak... Ve Sheraton Çeşme’nin davetini kabul ettim.

Hadise şu: Sheraton Çeşme üç dört yıldır çok cazip kampanyalar yapıyor. “Şu kadar gün Çeşme’de kal, şu kadar gün de benden hem de Avrupa’da veya Dubai’de” diyor.

Kim gider demeyin! 3 yılda 3 bin 500 kişi yararlanmış bu kampanyadan.

Şimdi de Viyana-New York kampanyası başladı.

8 gece kalırsan 1 gece Viyana 3 gece New York kazanıyorsun. Avusturya Havayolları’yla uçuş, The Marmara Manhatten’de konaklama ve Viyana’da city pass dedikleri tam gün şehir ulaşım kartı dahil.

Ve işte bir grup gazeteciyi bu maratona davet ettiler.

Şöyle diyeyim: Sapıkça bir şey!

2 şehir birden, üstelik birinde 24 saat bile kalmıyorsun!

O zaman ne yapmak lazım: İyi bir program.

Biraz yemek, biraz sanat, biraz eğlence...

Buyrun.

Nobu: Dünyanın en pahalı yalnızlığı

Bin yıldır duyuyoruz. Robert De Niro’nun ortak olduğu, ismini efsanevi aşçı Nobu Matsuhisa’dan alan bir restoran zinciri. Sitelerine baktım dünyada 22 şubesi var. Biz daha birincisine bile gitmeden hadise almış başını gitmiş yani. Peki kimmiş bu Nobu? Bir Japon (bittabi). Japonya’dan çıkıp ilk restoranını Peru’da açmış. Sonra Arjantin’de sonra da gelip Los Angeles’te. Marifeti şu imiş: Japon mutfağının kurallarını alt üst ediyor. Mesela diyorlar “Suşi malzemesi olarak canı isterse balık ciğer ezmesi ve tatlı hardal kullanabiliyor.” Bunu vurguladıklarına göre demek ki Japon mutfağında bu hayli çılgın ve rastlanmaz bir şey. Japon mutfağının hastası olan Robert De Niro da Nobu’nun sıkı müşterilerindenmiş. Sonuçta gide gele birkaç başka ortakla daha beraber bir restoran açmaya karar vermişler. Ve zincir almış başını gitmiş. Moskova’dan, Atina’ya, Hong Kong’dan Waikiki’ye kadar yayılmış da yayılmış.

Bizim gittiğimiz 57. Cadde üzerindeki Nobu Fifty Seven. Dekorasyon insanı hakikaten etkiliyor. Alt katı bar, üst katı restoran. Uzak Doğu unsurlarını nefis bir şekilde stilize etmişler. Ortaya hem Batılı hem Uzak Doğulu harikulade bir melez çıkmış. Yemekler konusunda ise tam bir aç kapa oldum diyebilirim. İlk başta getirdikleri Nobu usulü balık karpaçyosu hayatımda yediğim en güzel şeylerden biriydi. Sonra bir salata geldi, komple saçmalıktı. Derken dev bir kapta (4 kişilik) kızarmış karides geldi. Kimse yemiyor, bu nefis şey yazık ziyan olacak derken kabın dibini buldum. Sonra gelen reçelli balık ise tam bir fiyasko.

Fakat anlatmak istediğim başka bir şey. Restoranda, suşilerin yapıldığı bir bölüm var. O bölümün önünde de bir bar. Masaya oturmak istemeyen, veya suşi nasıl yapılıyor görmek isteyenler veya tek kişiler oraya oturuyor. Biraz dolaşmaya çıkmıştım ki şöyle bir manzara ile karşılaştım suşi barda: Bir adam, önüne küçük bir video oynatıcısı koymuş, kulaklığını da takmış, bir yandan suşi yerken bir yandan film izliyor! Dünyanın en iyi (ve bittabi en pahalı) restoranlarından birinde dünyanın en pahalı yalnızlığı olabilir mi bu?

MoMa: Tim Burton sergisi

Böyle jet bir New York turunda iki kalem sanat yapılacaksa (ki yapılsın) o zaman Modern Sanat Müzesi MoMa’ya gitmekte fayda var zira Tim Burton’un şimdiye kadar yaptığı, çizdiği, söylediği her şeyin sergisi var. (26 Nisan 2010’a kadar sürecek) Kimdir Tim Burton? Amerika’nın muhtemelen en cins, en yaratıcı adamlarından biri. Çizer, yönetmen, hikâyeci... Karanlık ve hüzünlü hikâyelerin içinde müthiş bir mizah sokmayı başarabilen tam anlamıyla bir tasarım dahisi.

Magnolia Bakery: Kuyruklu güzellik

Şöyle de denilebilir: Şu sıralarda New York’ta herkes Magnolia Bakery’nin “cup cake”lerini yiyor! Yani Manolya Pastanesi’nin fincan pastalarını... Sex and The City dizisinde Carrie ve Miranda’nın da hastası olduğu bu pastane (401 Bleecker Street) şimdiye kadar gördüğüm en alelade pastane. Sanırsın yüz yaşında ve yüz yıldır kimse tek bir değişiklik yapmamış. Birkaç sene önce yeterince temiz değil diye belediye kapatma cezası bile vermiş. Aslında sadece 14 yıllık. Her cuma ve cumartesi önünde en az 50 metrelik bir kuyruk oluyor. İnsanlar şehrin her köşesinden gelip, yağmur, soğuk demeden bekliyor. İçeri girmeyi başarırsan bir köşeden bir kutu alıp, kendi fincan pastanı kendin koyuyorsun içine. Sonra da kasaya gidip ödüyorsun. E ne var bunda mı dediniz? New Yorklu bayılıyor işte böyle şeylere...

Plunge: Güzel bacaklar ziyafeti

Plunge, New York’un en şahane manzaralı barı. Gece yarısından sonra mini eteksiz neredeyse tek bir kız gelmiyor. Son zamanlarda turistik olmuş belli, ama halen şehrin en hip yerlerinden biri olduğunu söylediler. Pahalı ama acayip lezzetli kokteyleriyle meşhur.

DİĞER YENİ YAZILAR