Haberin Devamı
İki gün önce “40’ımde öğrendiklerim” diye bir yazı yazdım. Çok samimi bir yazıydı. Hiç beklemediğim bir ilgiyle karşılaştım. Mutlaka devamını yazmalısın dediler. Ara ara tek madde olarak yazılarımın kıçına ekleyeceğim 40’ıma kadar ne öğrendiğimi. Bugün hem kendi öğrendiğim bir şeyi hem de sizlerin öğrendiklerini yazdım. Böyle böyle yavaş yavaş 40’ı idrak edeceğiz... Maksat insanlığa faydamız olsun.
40 yaşımda mahcubiyetin hiç iyi bir huy olmadığını öğrendim. Mahcubiyet, had bilme, aman kimseyi rahatsız etmeme, büyükler konuşurken susma, kibarlık, utanma gibi huylar insanı yiyip bitiren kurtçuklarmış. Başarısızlığa giden yolun döşeme taşlarıymış. Zafer çoğu zaman “yırtık”larınmış.
Şunu anladım ki meğer kimse o kadar rahatsız olmuyormuş. Müdürünün, patronunun kapısı çalıp girecekmişsin. Hiç tanımadığın insanlara telefon edip yaşına başına aldırmadan derdini veya daha iyisi önerilerini söyleyecekmişsin. Kimse gökyüzünde yaşamıyormuş. Kimse o kadar da ulaşılmaz olmak istemiyormuş. “Aman rahatsız ederim” dediğin adamlar aslında bunları beklermiş. Meğer “edepli” olmak, makbul değilmiş. Haddimi bileyim, çok konuşmayayım dediğin zaman kibar değil, “renksiz” addediliyormuşsun. Öyle Taptuk Emre’nin dergahına girip, 40 gün 40 gece bir köşede hiç konuşmadan durmalar, yıllarca sessiz sedasız hocalarını dinlemeler, içindeki dehayı keşfetmelerini beklemeler... Bitmiş onlar.
Aksine göze sokacaksın. Aksine böyle yaptım, böyle düşündüm diyeceksin. Aksine koca koca patronlara böyle yapsanıza diyeceksin.
Koskoca yayın yönetmenlerinin benim “zevzek” ve “dangalak” dediğim adamları büyük bir coşkuyla bağırlarına bastığını ve hatta onları “dahi” “çok parlak” “büyük yetenek” “ciniyus” diye andığını görünce anladım ki doğru yol: aklına geleni söylemek, ondan bundan aparttığını hiç utanmadan “kendi” fikrinmiş gibi kakalamak, onun asker arkadaşıymış gibi yapmak. Meğer bu çok hoşlarına gidiyormuş patronların, köşe taşlarını tutmuş, belli bir yaşın üzerindeki insanların...
Terbiyesizliğe kaçmamak kaydıyla insanın yırtık olması gerekiyormuş. Dozunda bir yırtıklık, dozunda bir pervasızlık, dozunda bir zevzeklik iyi bir anahtarmış. “Ağbilik” müessesesini ciddiye almak gerekiyormuş.
Anneler babalar: Çocuğunuz utangaç ise bunu dert edinin! Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama yırtıklık dersi verin. Gidin pazarda maydanoz sattırın mesela. Veya sokaklarda selpak sattırın. Harçlığını sokakta teyzelere, ablalara iltifat karşılığı verin. Sevimli bir edepsiz olarak yetiştirin çocuğunuzu. Sevimli bir hergele olsun. Cahil olsun önemli değil. Zira ne dediği değil nasıl dediği önemli.
40’ında sizin öğrendikleriniz
Bunlar da okurlardan:
“40 yaşından itibaren yaptığın en güzel, en keyifli, en tatminkar, en hoş, en lezzetli, en mutlu verici, en “iyi ki yapmışım” dediğin şey:
BOŞVERMEK!!! Boş verdikten sonra yaşadığın rahatlığın keyfini sürmek..!! Boş verdikten sonra olanları keyifle izlemek..!! Ve bir sonraki boş vermeyi ısrarla ve hasretle beklemek..!! Uyuşturucu müptelası olmak gibi bir şey bu. Müthiş bir şey!! Harika bir ferahlama ve boşluk.. Şiddetle tavsiye ederim. Ayça Erdaş”
“40 yaşımda beni tahrik eden şeyin bir kadeh köpüklü şarap olduğunu öğrendim. Ve bu sayede sevişmenin güzelliğini 40 yaşımdan sonra keşfettim. Halle Berry gibi 20 yaşımda yapmadığım kadar çok seks yapıyorum. Üstelik 15 yıllık kocamla! Bunu bugüne kadar keşfetmemiş olduğuma deli gibi hayıflanıyorum. Lütfen adımı yazmayın. Maksat faydamız dokunsun. E.”
“40 yaşımda sadık olmanın bana bir faydası olmadığını keşfettim. Yüzüne gözüne bulaştırmadan kaçamak yapmanın hayatın keyfi olduğunu anladım. A.Ş.”
“Dünyanın en utangaç insanı olarak 40’ımda oryantal danstan ne kadar hoşlandığımı anladım. Kapalıçarşı’dan gidip en çıngıraklı dansöz kıyafetleri aldım. Evin bir odasına büyük bir ayna yaptırdım. Her akşam, kocam eve gelene kadar göbek atıyorum. Her gün daha iyi oynuyorum. Bir dahaki yılbaşında sanırım masa üstüne çıkacak kadar iyi ve cesur olacağım. Hayatım değişti... Çakma Nesrin Topkapı Nurdan Ö.”

