Safranbolu’da gezdiğimiz bir konakta vazifeli delikanlı aynen böyle dedi: “Bu odanın en büyük özelliği 24 saat manzaralı olması. Safranbolu’da bu özelliğe sahip tek oda burası..”
Önce insana manalı gibi geliyor sonra düşünüyorsun: 24 saat manzaralı oda ne demek yahu? Manzaranın saati mi vardır? 3 saatlik, 5 saatlik manzaralı odalar da mı var? Bazı odalar 7 saat sonra, ışığı keser gibi şak diye kesiyor mu manzarayı?
Gülmekten soramadık tabii. Zaten 30 günden sonra artık kimseye bir şey sormuyor, bir şey anlatmıyoruz. Kim ne anlatırsa kabulümüz. 24 saat manzarayı mı uygun görmüş o odaya? Olur, tabii, niye olmasın... Sinop’u Marslılar mı kurmuş? Tamam.
Seyahat insanı acayip eğiten bir şey. Bir nevi insan koleksiyonu. Amasra’ya doğru giderken top ten’i yapalım dedik gezinin. Kör Ali, Vonalı Celal, bıçak düşmanı dere bilgesi, Üçbölüklü ressam Recai, Ziganalı ressam Azmi, Maçahel’deki memleketin en komik dolmuş şoförü Fikri, Tanzot’taki erkek kılığındaki yaşlı kadın, cenazedeki asabi şoför, “İstanbullu musunuz? Olsun” diyen maviş amca, bizi evinde ağırlayan Sütlaççı Osman ve onun bizi sabah yedide uyandıran kuşkucu annesi, bizleri ağırlayan dünya tatlısı bir sürü otelci, arabamıza aldığımız onlarca insan.. Say say bitmeyen bir liste.
Üzücü olan şu: Ülkenin tüm köyleri terk edilmiş durumda. Gezdiğimiz, içinden geçtiğimiz köylerin hepsinin dörtte üçü boş. Geceleri üç beş lamba ya yanıyor ya yanmıyor. Binlerce terk edilmiş ev, yüzlerce kullanılmayan ilkokul gördük. Herkes göç etmiş. Ama HERKES! Kalanların hepsi yaşlı. Köylerde tek bir gence, çocuğa, orta yaşlıya rastlamak mümkün değil. Tarihte görülmemiş bir köy terki söz konusu.
Çok ciddi söylüyorum köylü diye bir şey yok artık. İstanbul’un neden yazın rahatladığı çok açık. Meğer bütün ülke İstanbul’da yaşıyormuş. Kiminle konuştuysak o da zaten İstanbul’da oturuyor. Yaz gelince köydeki anasını babasını görmeye, meyvesini, fındığını toplamaya, kışlık erzakını yapmaya gidince de millet, şehir birden boşalıyor.
Kimsenin tatile gittiği yok yani.
Bu bildiğim bir şeydi elbette. Ama ben açıkçası durumun bu kadar ileri derecede olduğunu bilmiyordum. Bir kısmı geldiyse de bir kısmı da orada durmaya devam ediyordur diye düşünüyordum.
Öyle değilmiş. Orta Asya göçleri gibi toplu bir terk söz konusu. Ülke binlerce hüzünlü boş köyle dolu. Kalan yaşlılar da ölünce köy nüfusu diye bir şey kalmayacak.
Nereye gidiliyor bilmiyorum. Kim tarım yapacak? Kim sahip çıkacak toprağa, ağaca, börtüye böceğe? Ne yiyeceğiz, ne içeceğiz? Bu şehirler nasıl kaldıracak her gün çoğalan nüfusu?
Çok acıklı bir durum söz konusu, kimse bunun gerçekten farkında mı merak içindeyim.

