Şûra ümit ve güven vermeli

5 Aralık 2014

Milli Eğitim Şurası tarihe iyi izler bırakacak mı? Şüphe ve endişeler var.Kırk yıldır din ve devlet ilişkileri üzerinde çalışmalar yapan araştırmacı Semih Kalkanoğlu, olumsuz tahminler taşıyan çoğunluğun üyelerinden biridir.Karamsarlığının nedenlerini sayan bir posta göndermiş; diyor ki..Laik bir ülkede devlet asla herhangi bir dinin eğitimini okullarda veremez;Laik bir ülkede devlet din adamları yetiştirmek için din okulları açamaz;Laik bir ülkede devlet kız erkek ayrımı yaparak okullar açamaz;Laik bir ülkede devlet teşkilâtında din adamları kurumu olamaz;Laik bir ülkede devlet din adamlarına devlet bütçesinden maaş ödeyemez...Eskiye özlemBir olağanüstü şûrayı özel gündemle toplantıya çağırmaya yetecek kadar sebep vardır.Araştırmacı Kalkanoğlu, sorunun derinlik yaşıdığını anlatırken dikkate değer bir hatırlatma yapıyor:"1960'lı yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde çalışan Alman bilim adamı Prof. Gotthard Jaeschke, yazdığı 'Yeni Türkiye'de İslâmlık' adlı kitabında (sayıları henüz çok az iken) imam hatip okulları ile Osmanlı medreseleri tedrisatının aynı olduğunu yazmıştı."Abartılmış bir tesbit, yersiz bir kuruntu değil bu.Neden?Çünkü Türkiye çağdaş bir ülke olmak yerine Cumhuriyet öncesi değerlerine doğru hızla gidiyor.Nedir bu eskiye özlem?Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk'e ve cumhuriyet değerlerine bağlılığını yeterli ve övgüye değer bulmak mümkün müdür?Hayır... Türkiye'nin güçlü bir ülke ve millet olarak geleceğe yürümesi kurtarıcı ve kurucu Ata'sının manevi mirasına sahip çıkmasına bağlıdır.Bu sahiplenme duygusu azalıyor.Muhatap öğretmenAtatürk, özlemini duyduğu yurdu ve ulusu inşa ederken birinci derecede öğretmenleri muhatap almıştı.Eğitim denince onun öğretmenlere yönelik sözleri, yeniden uyanışın başlangıcı olur; bu fırsatı harcamayalım:"Öğretmenler, yeni nesli Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.""Öğretmenler!.. Ulusal ahlâkımız çağdaş esaslarla ve hür fikirlerle geliştirilmelidir. Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.""Arkadaşlar, yeni Türkiye'nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılâplar sizin başarınızla pekiştirilecektir. Hatırınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister."Şimdi de istiyor!

Devamını Oku

Cehennem Korkusu..

4 Aralık 2014

Çağdaş eğitime inanmak ve şartlarına uymak, Türk milletinin Atatürk’e verdiği namus sözüdür.Milli Eğitim Şurası arifesinde özellikle laiklik ilkesinden sapma anlamına gelecek önerilere toplumun gösterdiği hassisiyetin sebebi budur.Diyorlar ki... “Endişeye sebep yok; özellikle komisyon çalışmalarında yapılan uçuk öneriler kimseyi korkutmasın, genel kurula ya getirilir ya getirilmez. Getirilse bile öneriye dönüşmez..”Bu uyuşturucuya fırsat tanımak gaflettir. Çünkü laik rejime karşıt güçler, laik sistemde gördükleri zayıf noktaları hemen değerlendiriyor.Sistem değiştiren torba yasalar iktidar partisinin meclise yönelik operasyonlar için kullandığı araçlardır.Şimdi bu araç, kız-erkek karma okullar, olmazsa karma sınıflar yaratmak için kullanıma sokulacaktır.Şura’da okul öncesi değerler eğitimi verilmesi ilkokulun ilk üç sınıfında din kültürü ve ahlâk bilgisi dersinin zorunlu olması yaygın sayılacak bir mutabakat elde etmiştir.Bazı uzmanlar “4-5 yaşında çocuklar Allah, cennet gibi soyut kavramları anlayamaz“ uyarısı yapmışlardır ama ne kadar etkili oldukları bugün, yarın anlaşılacaktır.Ama başörtüsü yasağını kaldıran oldu-bitti, kendini din dersleri uygulamasında tekrarlayacaktır.Tahmin etmek zor değil!Başörtüsü yasağı kalkarken iktidar sorumluları, “Bu adımın yalnız üniversite öğrencileri ile sınırlı kalacağı” yemini etmişlerdi.Baş örtüsünün ilkokula kadar ineceği, bu sayede bütün okulların imam hatip okuluna dönüşeceği öne sürülmüştü.İşte, laik eğitimin şu anda en dokunulmaz sınırları ihlâl edilmektedir.Milli Eğitim Şurası’nda biri sormuş:“Din deyince aklınıza neden hemen cehennem geliyor?”Laiklik ilkesi dini de, insanı da günaha karşı koruyan bir güvencedir.Bunu en iyi dini istismar edenler bilir!Temiz EllerArşivleri okumak yararlı oluyor. Aynı zamanda ibret verici..Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2014 yılı derecelendirmesi Türkiye’yi yolsuzluk konusunda 50 puandan 45 puana indirmiş, yani 11 sıra geriletmiş!Kamu kaynaklarını da kapsayan yolsuzluk denince akla ilk Temiz Eller savcısı Antonio Di Pietro ve söyledikleri geliyor:“Dokunulmazlık zırhını kaldırabildiğimiz için Temiz Eller’i yapabildik.”“Yargının yürütmeye bağlı olduğu yerde demokrasinin katresini göremezsiniz.”“Savcının denetleyeceği kişilere bağımlı olması belirsizlik yaratır.”“Sizde bu imkân yoksa hemen yaratmaya bakın!”

Devamını Oku

Kışla bile görmeden..

3 Aralık 2014

Evhamlı bir başbakanımız olsa şu günlerde seferberlik ilân etmiş bir ülkenin vatandaşı olurduk.Ama çelişkiye bakın ki, seferberliğe yani yaşı tutan yedeklerin bile cepheye çağırılmasının gerekli olduğu kritik bir süreçten geçiyoruz ve bizim genç mükelleflerimiz, kendilerini askerlik yapmaktan muaf kılacak paraları denkleştirmeye uğraşıyorlar.Kışlaların kapılarına “mevsim sonu indirimi” için dikkat çekici bildirim levhaları asmanın tam zamanı olduğu şüphe götürmüyor.Bir defa bu kampanya, son dört uygulamanın en avantajlısıdır.Değerli derslerYaşı 28’i geçen mükellefler -kaçaklar dahil- 18 bin lirayı ödedikleri anda hürriyetlerini satın alacaklardır.Siyasetçilerin manalı tebessümlerine ve “artık son” diyen ifadelerine bakmayın; bu şartlar indirimli satışların en avantajlı aşaması gibi dursa da kimse garanti veremez.Başbakan ve öteki yetkililer nasıl bir önceki kampanyaya “müşteri” çekmeye çalışırken “kaçırmayın bu fırsatı” diye avaz avaz çağrı yaptılarsa yine aynı oyunu oynayabilirler.Anadolu’da bilgeliği kurnazlığı ile yarışan adamların evlâtlarına verdiği hayat dersleri arasında şu nasihat vardır:“Evlât bak!.. Devlet bir şey veriyorsa ilk sen al; bir şey istiyorsa en son sen ver. Çünkü yarı yolda kararını değiştirebilir, üzülürsün!”Peş peşe gelen bedelli uygulamalarının hepsi “Tekrarı olmayacak“ garantileri verilerek başladı.Silâhlı Kuvvetler’in baştaki itirazı sistematik baskı ile icazete dönüştü.Ve şimdi “SALE” başlıyor.Yani indirimli satışlar... Peki tepkiler?..“Savaş sınırımıza dayandı, olmaz..”“Zengin-fakir ayrımını, böyle hassas bir geçitte devlete taşıtamayız..”Yollar tükenmezBir teselli şu: Vatan savunmasından bile vergi gibi gelir üretmeyi öğrenmiş ve buna alışmış bir iktidar için çaresilik diye bir bahane türetilemez!Bu bedel uygulaması da son olmayacaktır.Şekil değiştirip dönecektir tekrar.Sıvışmanın “vicdanî ret” gibi bir yolu var.Modern toplumların kullandığı bu bahane, Türkiye’deki bedelli askerlik lobisinin marifetli ellerinde ne kadar yaratıcı olacak; göreceğiz ve şaşacağız.Daha ucuz bir kaçış fırsatı yaratacağına emin olabiliriz!Emin olamayacağımız şey iktidarın halk katında zedelenen güven duygusunu nasıl tamir edeceğidir!

Devamını Oku

Barajda boğulmak

2 Aralık 2014

Seçim sistemleri, iki amacı bir arada gözeten hukuk metinleridir.Birinci amaç "temsilde adalet"tir. İkincisi "yönetimde istikrar" ilkesidir.Türkiye'de siyaset yapan insanlar doğru uygulamayı paralel raylarda yan yana giden trenlere benzetirler.Ama tuhaftır zaman zaman iki trenin aynı hatta karşılıklı olarak hareket halinde olduğu farkedilmez.Seçim sistemimiz "Yüzde 10 barajı"nın adaletsizliği ile sakatlanmış haldedir.12 Eylül askeri müdahalesinden günümüze kalmış olan bu oligarşik bağımlılığın, 12 yılı aşkın süredir devam eden AKP iktidarları tarafından çok defa kötüye kullanıldığı söylenebilir.Bu kısıtlamanın yarattığı basınç nihayet patlamış görünüyor.Beklenen karar..Emekliliği yaklaşırken Haşim Kılıç'ın konuşkanlığı artıyor.Kalan zamanı iyi değerlendirmek istemesi, misyon üstlenmiş insanların alışkanlığıdır.Haşim Kılıç’ın yüzde 10 seçim barajı ile ilgili bireysel başvurular üzerine yakın zamanda yüksek mahkemeden "hak ihlâli" kararı çıkabileceğini söylemesi siyaset meydanında heyecan yaratmıştır.Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu böyle bir kararı yok hükmünde sayacaklarını öne sürüyor.Gerçekten de seçim mevzuatımız 2001 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile seçim yasalarında yapılan değişikliklerin bir yıl içinde uygulanmayacağına dair hüküm getirmiştir.Bu tedbir bile ne yaparsak yapalım Türkiye'yi yüzde 10 gibi benzersiz bir seçim barajı uygulamaya mahkûm olmaktan kurtarmıyor.İhsas-ı rey bazen iyiYine de bu antidemokratik barajı kabullenme görüntüsünün figüranlığını yapmaya kimse razı olmamalıdır.Millet iradesini oluşturan oyların bir parti için neredeyse 5 milyonunu çöpe gönderebilen tutum hukuk da olamaz, demokrasi de olamaz!AKP Genel başkan Yardımcısı Mustafa Şentop Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın ihsas-ı reyde bulunduğunu, yani oyunu açık ettiğini öne sürmüş..Eğer Prof. Kuzu'nun yaptığı müdahale, ne zaman olursa olsun Yüzde 10 seçim barajının hayatımızdan çekip gitmesine katkı sağlayacaksa...Uğurlar olsun!Büyük lokma yeSiyasetçi ilerde kötüye kullanılacak açıklar vermekten sakınmalı.Bir kaç gündür el öpme üstüne anlamsız, amaçsız bir söz düellosu sürüp gidiyor.Şu hatırlatma işe yarar mı?İki yıl önce Pasinler'de kendisini gördüğüne sevindiğini söyleyen köylüye "Sevindiğini nereden bileyim; bir takla at da anlayayım" diyen şahsiyet (İdris Naim Şahin) bu iktidarın bakanı değil miydi?Büyük lokma ye, büyük lâf etme demiş atalarımız!

Devamını Oku

Rejim hasta ise ilâç demokrasi

1 Aralık 2014

Türkiye ’nin çizgisini talihsiz bir sapmadan kurtarmanın fırsatı önümüzde duruyor.Sıcak temas kuruldu.Kobani’nin şok edici etkileri nedeniyle kesintiye uğrayan Çözüm Süreci, İmralı’da HDP heyeti ile Abdullah Öcalan arasında yapılan dört saatlik toplantıda hayata döndü.Öcalan’ın dört bölümden oluşan “Müzakere Süreci Taslağı” ayrıntılı bir program niteliği taşıyor.Karşılıklı mutlak bir ateşkesin sağlanması, elbette yasal alt yapının kurulması şartını içeren başka bir takvim oluşturuyor.Hafta sonunda İmralı’da buluştuğu HDP heyetine Öcalan’ın çözüme ulaşmak için 4-5 haftalık bir sürenin yeterli olacağını söylediği belirtildi.Hedef Kürt oylarıŞu aşamada en büyük sorun, iki taraf için de aynı: Güvensizlik!İktidar Çözüm Süreci’ni şimdiye kadar yapılan seçimlerin kaldıracı olarak kullandı, istismar etti.Buna karşılık PKK da süreçte arıza çıkaracak yanlışlar yapmamaya çok özen göstermedi.PKK da tehditsiz durmadı hiç. Çözüm vaadi ile seçmen kitlesini etkileyen AKP, iş süreci işletmeye gelince ağırdan aldı ve bedel ödemeden Kürt oylarına erişmeyi başardı.Öcalan’ın süreçte yeni bir ertelemenin kaos doğuracağını söylemesi bir tehdittir. Ama hakça söylemek gerekirse haksız bir uyarı değildir.2015 seçiminde aynı tuzağa düşerse Çözüm Süreci iktidar için kaçırılmış bir tren olacaktır.Çünkü ülke siyaseti dört yıl seçimsiz döneme girecektir.Bu ülkenin namuslu aydınları yok muydu? İlerde bu soru sorulacaktır.Neyin pazarlığı?Kürtler insanlık onuruna en uygun yaşamı bu bölgede Türkiye’de buluyor.Bu gerçeğin politik ifadesi demokrasidir.Dürüstçe kabul etmeli ki Kürt yurttaşlar Türkiye’de adaletli bir temsilden daha fazlasını sahiptirler.Kavga çıkarmalarının sebebi, tüm yurttaşları etnik bir varlık, daha doğrusu haklarını isteyen bir ırk saymalarıdır.Türk devletinin bu hakkı inkâr ettiği iddiasıdır.İstedikleri, çıkışı ırkçı devlet olan bir tünele girmek.Bu çoğulcu bir demokrasiye duyulan özlemin ifadesi midir?Hayır, müzakerelerin amacı nedir; iyi düşünmeli.Gelecek nesillere borcumuz var.Kuzey Irak Kürt Yönetimi benzeri komşu bir devlet, akılda var olan fakat utandırdığı için söylenmeyen bir hedef midir?Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.Hastalandıysa ihtiyacı olan ilâç yine demokrasi olacaktır!

Devamını Oku

İmralı’ya kalkıyor!

29 Kasım 2014

Peşrev çekmek, Kırkpınar güreşinin şartıdır.Ama tadında kalmalı.Fazla peşrev can sıkar.6-7 Ekim eylemleri ardından kesintiye uğrayan HDP heyetinin İmralı ziyaretleri yeniden başladı.Hem de bir sürpriz yaşandı.Heyetin ziyareti bir gün erken gerçekleşti.Heyet bugün Öcalan’la görüşecek ve genişletilmiş haliyle müzakere masasına oturacakken daha iyisi oldu.Âkiller heyeti içinde yer alan Tarhan Erdem, sürecin kaldığı yerden devam etmesi için hükümet ile HDP arasında sağlanan 12 Kasım mutabakatının önemini işaret etti geçen gün.Çözüm sürecinin tanımlanması sağlanmadıkça ilerleme olduğunu kabul etmenin hiç bir yarar getirmeyeceğini savundu.Yani tanım sorununu çözmek başarmanın yarısıdır diyebiliriz.Tanımı tanımlamakHükümet çözüm sürecini şu basamaklarla tanımlıyor:1. Terörün bitmesi,2. Silâhsızlandırma,3. Demokratik siyasete katılmanın önünün açılması,4. Toplumsal hayata kazandırma..Peki karşı tarafın anlayışı nedir?Şu anda açık cevabı yok bu sorunun. Tarhan Erdem “Süreç tanımı belki Öcalan’la konuşularak açıklanacaktır” diyor.Hangi yoldan olursa olsun bu gereğin yerine getirilmesi şart görünüyor.Aksi halde ortaya çıkacak sorunlar, en hafifinden sonu gelmez “dedim-dedi” polemikleri olacaktır. Zaman kayıpları, kitlelerin zıtlaşması da cabası...Türkiye’nin siyasi havası zaten müzakereyi usulüne uygun biçimde yapamayan çözümcülerin sıkıntılarını taşıyor.Siyasi liderler niçin bağırıyor?Çünkü sakin sakin konuşmanın verilerine hiç biri sahip değil.Ne teklif edecek, karşılığında ne isteyecek; oluşmuş bir karar yok.Bağıracak, mecbur!Bastığı yeri görmeyenler ne konuşacak; bağırıyorlar.Monotonluğu yenmek için yeni kavramlar, yeni eylemler icat ediyorlar.Tarihteki kötülüklerden güncel suçlar üretiyorlar. İktidar kanadı bu alanda çok baskın.Tarih tartışmalarından dedikodu tadında tahrikler üretmek veOsmanlıca terimlerle kafiyeli vatan millet nutukları yarıştırmak kimin aklına gelirdi?Herkes durup ne yaptığına bir bakmalı.Özellikle de Başbakan Davutoğlu..Baskın polemiklerde başarılı olamıyor diyemeyiz.Tersine başarılıdır. Bu başarıyı üniversite hocası olmaktan gelen yeteneğini kullanarak sağlamasının tuhaflığından geliyor sorun.Çözüm süreci yoluna girene kadar neler göreceğiz?

Devamını Oku

Anket ve Tunceli

28 Kasım 2014

Kamuoyu araştırmaları, geleceğin gerçeğini arayanlar için altın değerinde bilgilerdir.SONAR, Kasım ayında yaptığı araştırmanın sonuçlarını dün “Tayyip gitti, AKP indi” başlığı altında açıkladı.SONAR’a göre 2011 yılında yüzde 49 oy alarak üçüncü kez iktidar olan AKP, 12 yılda ilk kez yüzde 40 desteğinin altına indi.Gerçekten bir ilk mi yaşandı; bence hayır.Tablo kimseyi şaşırtmasın.Çünkü araştırma şirketleri dönemsel gerçekler zemininde nabız ölçerken “Tayyip Erdoğan AKP’nin başında olmazsa kime oy verirsiniz?” diye sormayı ihmal etmiyordu.Bu çalışmalara dikkat yöneltenler, “Erdoğan’sız seçim” söz konusu olduğu bir durumda AKP’nin bir kaç kez yüzde 40’ın altını gördüğünü anımsayacaklardır.“Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz?”Çıkan tablo AKP’nin inişte, CHP ve MHP’nin yükselişte olduğunu gösteriyor:AKP yüzde 37.17, CHP yüzde 27.01, MHP yüzde 17.13..Çok konuşulan yeni Anadolu Partisi’nin yüzde 8.04 oranı ile listeye girmesi, birkaç anketle daha sağlanmayı gerektiriyor.“2015 seçimi buna benzer bir sonuç verirse tek başına iktidar şartı olan 276 milletvekilini AKP çıkaramayacak..”Uzman görüşü bunu söylüyor.Anketler aynadır. Yanlışını görmek isteyenlere erken uyarı hizmeti verir.İktidarın böyle bir yardıma ihtiyacı tartışılmaz önemdedir.Halk kavgadan bıktı.Huzur ve istikrar istiyor.MHP liderini Tunceli’ye gitmeye mecbur bırakan tahrik, sorumluluk taşıyan bir hükümet başkanının asla başvurmayacağı bir tahrikti.MHP lideri Bahçeli Tunceli’ye gitmeyi kabul etmese Davutoğlu zafer mi kazanmış olacaktı?Hayır; galibiyet sandığı sonuç hezimeti sayılacaktı.Sakındığı kamu düzeni, hukuk devleti kavramları yerle bir olacaktı.Siyasetçiler iktidar olmak, iktidarda olan da orada kalmak için savaş veriyor.Devletin çözmeye mecbur olduğu sorunlar her tıkanma anında bir sürü “hain” yaratıyorsa hastalık var demektir.Şükredelim ki Devlet Bahçeli’nin Tunceli ziyareti, yaşamaya mahkûm olacağımız bir kâbus senaryosuna dönüşmedi.Ama unutmamalı; şans her defasında bu kadar cömert davranmayabilir.Anayasamız neden tarafsız cumhurbaşkanı istiyor?Bunu özellikle taraflı cumhurbaşkanımız düşünsün!

Devamını Oku

Değerini bilelim..

27 Kasım 2014

Uluslararası yapıda doğan İslâmi nitelikli boşlukları Türkiye hemen doldurmak istiyor.Artan bir iştah ve heyecanla..İslâmi referanslara dayanan bu talepler, Tayyip Erdoğan’ın Devlet Başkanı seçilmesinden sonra nitelik değiştirmiş ve daha bir önem kazanmıştır.Erdoğan’ı dün 30’uncu İSEDAK toplantısındaki konuşmasında İslâm dünyasına birlik çağrısı yaparken dinledik.Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın neresinde yoksulluk, çaresizlik, şiddet varsa mağdurlarının Müslümanlar olduğunu hatırlattı.Çocukların ölmesini, türbelere yapılan saldırıları, terör örgütlerini, hakkını arayanların sokakta vurulmasını hiç kimsenin hiçbir bahaneyle izah edemeyeceğini anlattı.Filistin’in bir asırdır süren ayıplı yalnızlığını Müslümanların mezhep engelini birlik sağlayarak aşacaklarını savundu.Gözümüz yoktur“Birleşmiş Milletler çocuklarımızın akan kanına seyirci kalırken İslâm İşbirliği Teşkilâtı da seyirci kalamaz” dedi.BM’deki beş değişmez üyenin yarattığı adaletsizliğin ancak gerçek bir reformla aşılabileceğini söyledi.Bütün bu söylemler İslâm adına yetki kullanma arzusuna samimi bir zemin sağlıyor ama istediğini yine de alamıyor.Cumhurbaşkanı dünkü konuşmasında “Müslümanlara ayırım yapmaksızın terörist yaftasını yapıştıranlar islâmofobi uyarılarımızı dikkate almadılar” diye konuştu.Erdoğan, Türkiye’nin rolünü etkinleştirmekte gösterdiği çabanın şüphe çekeceğini tahmin ediyor olmalı ki şu güvenceyi verdi:“Türkiye olarak hiçbir ülkenin toprak bütünlüğüne, iç barışına yönelik bir niyetimiz asla yoktur!”Kör topal laiklikGerek kendi coğrafyasında gerekse İslâm devletleri ailesi içinde Türkiye’nin özel bir yeri vardır.Ama bu saygın yeri ılımlı İslâm karakterli bir iktidara borçlu değildir.Neye borçludur öyleyse?Ankara Üniversitesi’nden ilahiyatçı Prof. Dr. Hasan Onat bir bilimsel toplantıda cevabını verdi:“Her gün burnumuzun dibinde onlarca insan ölüyor. Suriye, Irak, Pakistan, Afganistan... Türkiye diğer İslâm ülkelerinden farklıysa biz bunu, beğenmediğimiz cumhuriyete ve demokrasiye borçluyuz. Kör topal da olsa laikliğe borçluyuz.”Değerini biliyor muyuz peki?Prof. Onat bu soruyu da cevaplıyor:“Tekke ve zaviyelerin kapatılması o zamanki koşullarda bana göre çok ileri bir adımdı. Ama ne oldu? İleri adım orada kaldı. Bugün Türkiye’yi tarikat cennetine dönüştürdük.”Laik ve demokratik cumhuriyeti korumalıyız!

Devamını Oku