Yeni bir Balyoz mu?

9 Mayıs 2015

MİT TIR’ları konusu kapanmak bilmiyor.Adana’da 1.5 yıldır devam eden davada, 4 savcı ile 1 albay Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla tutuklandı. Tutuklama gerekçesi “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görev yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs”.Unutmaya imkan yok, haklarında önce müebbet hapis cezaları verilen, yeniden yargılanınca hepsi beraat eden 236 Balyoz sanığı için de aynı suçlama yapılmıştı.Ağır hapis cezaları verilen ve sonra tahliye edilen, şimdi onlara da beraat yolu açılan Ergenekon sanıkları için de…Örgüt kurmak ve darbeye teşebbüs.Balyoz’da geçen hafta açıklanan beraat gerekçesi “Bu suçu işledikleri yönünde mahkumiyetlerine yetecek kesin ve inandırıcı delilin olmaması”ydı. Buna rağmen sanıklar yıllarca tutuklu yargılandıkları için büyük bir haksızlığa uğramış oldular.Emir komuta zinciriHem haksızlık, hem de hukuksuzluk… “Kumpas” sözcüğüyle açıklanamayacak bu hukuksuzluk Balyoz’da beraat eden sanıkların açmak istediği tazminat davalarında daha çok ortaya çıkacaktır.Şimdi Balyoz ve Ergenekon davalarındaki suçlamanın benzeri MİT TIRları konusunda 4 savcı ve eski Adana Jandarma Komutanı Albay Özkan Çokay’a yapılıyor.Çokay’ın avukatı Hasan Tok “Daha dün Ergenekon ve Balyoz’da TSK mensupları mağdur oldu, bugün de TSK mağdur oluyor. PKK ile savaşacak hiçbir kurum kalmadı. Askerler emir komuta zinciri dışında hiçbir emri yerine getirmez. Olay Jandarma İl Komutanlığı’na geldikten sonra Kuvvet Komutanları’na, generallere kadar sıçrar” dedi ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’i “soruşturmayı hassasiyetle takip etmeye” çağırdı.Hakim ve savcılarGeçen Çarşamba “Adana ve Hatay’daki MİT’e ait TIR’ların durdurulması” talimatını veren dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı da gözaltına alındı.Antalya Baro Başkanı Alper Tunga Bacanlı hukukun korunmasına dikkat çekerek “Suçüstü halleri dışında hakim ve savcılar yakalanamaz, sorguya çekilemez. Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar” dedi.Görüldüğü gibi hukukçular yine, Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde yaptıkları gibi ortada ciddi bir hatanın olduğunu vurguluyorlar. Bu TIR’ların aranması “bir darbe” olarak adlandırılıyorsa bunun nedeni yıllar geçmeden, en kısa zamanda açıklanmalıdır.Unutulmasın ki bu olayla ilgili belgeler Hollanda’da ve Birleşmiş Milletler’de mevcuttur, raporlara girmiştir. Kısacası “bunun da Paralel örgüt darbesi” olduğuna inandırmak üzere Türkiye içinde farklı bir yol izlemek sonucu değiştirmeyecektir.Daha önce yaşadığımız hukuksuzluklar tekrarlanmamalı… Önce müebbet hapse mahkum edip sonra özür dilenmemeli…MİT TIR’ları olayı doğru şekilde çözülmeli ve toplum gerçeği öğrenmelidir!

Devamını Oku

Suriye macerası!

8 Mayıs 2015

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin çok sağlam bir kaynaktan aldığını söyleyerek “Türkiye 2 gün içinde Suriye’ye girecek” iddiasında bulundu.Bunu söylerken Hükümete “Yanılıyorsam beni yalanlayın” dedi. Bunlar öylesine söylenecek sözler değildir.Tekin’den sonra AKP kurucu üyesi ve yıllarca genel başkan yardımcılığını yapmış olan Dengir Mir Mehmet Fırat da “Gürsel Tekin gün verebiliyorsa sağlam bilgiye dayanıyor olmalıdır” diyerek bu adımın atılmaması uyarısı yaptı.Ortadoğu bataklığıDengir Mir Fırat “Bu çılgınlık gerçekleşirse Türkiye Ortadoğu bataklığına saplanır” diyor. Doğrudur.Hükümet’ten Başbakanlık düzeyinde açıklama gerekirken gelen tek ses Enerji Bakanı Yıldız’ın Tekin’e “kaynağını açıkla” demesiydi. Dışişleri Bakanlığı ise bu konuya değinmeden “Türkiye’nin Suriye politikası bellidir. Bu politika Suudi Arabistan’la örtüşüyor. ABD ve diğer müttefiklerle işbirliği halindeyiz… El Nusra bizim için terör örgütüdür” şeklinde ilgisiz bir açıklama yaptı.Bu uyarılar ve atılacak adımın öğrenilmesi belki Hükümet’i bir süre için bu maceradan vazgeçirecektir ve öyle olması ülkenin geleceği açısından şarttır.Türkiye’nin Suriye politikası denen şey sadece “Esad’ı indirme” eksenindedir. Oysa ABD bile Esad inerse Suriye’nin terör örgütleri elinde daha da büyük bir karmaşaya sürükleneceği ihtimaliyle ihtiyatlı yaklaşımda bulunuyor. Ya biz?Müttefikler kaçıyorMüttefiklerle işbirliği halinde olduğumuzu söylerken aldığımız 2 milyondan fazla Suriyeli mülteciye harcanan milyarlarca doları, yapılan tüm yardım çağrılarına bu müttefiklerin kulak tıkamış olduğunu, kaçtığını unutmamak gerekir.Suriyeli mültecilerin onlarca yıl sürebilecek ve büyük sorunlar yaratacak sorumluluğu Türkiye’nin omuzuna binmiştir. Bu mültecilerin büyük çoğunluğu sunulan imkanlardan vazgeçmemek için belki de Türkiye’den hiç ayrılmayacak.Hükümetin bu hatayı yapma nedenlerinden biri ABD’nin daha Suriye iç savaşı başladığı anda Türkiye’yi öne itmesi, hatta elinden gelse savaşın içine atılmaya zorlamasıdır.O süreçte Türkiye bu iç savaşın içine düşmekten şans eseri kurtuldu ama aynı hata sürdürülüyor.ABD’nin, El Nusra’dan farksız bir terör örgütü olan ÖSO’yu eğitmesiyle Türkiye’nin eğitmesi arasında fark vardır. ABD Irak’a müdahale ile yaptığı hatadan sonra Suriye konusunda daha temkinli davrandığı gibi, Türkiye’nin “sınırlarında olup bitenlerle olan birebir bağlantısı” onda yoktur.Türkiye Esad muhaliflerine açık destek vermekle baştan beri yanlış yapmaktadır. Bu konuda yapılacak her müdahale daha çok kan dökülmesine neden olacak ayrıca bizim ülkemizi de terörün içine atacak, bitmeyen “güç ve mezhep kavgaları” cehennemine çekecektir. Böyle olacağı Ortadoğu uzmanları tarafından da defalarca söylenmiştir.Ne bugün ne de yarın, asla bu savaşa karışmamalıyız, umalım da bu “sonuna kadar” sadece bir iddia olarak kalsın!

Devamını Oku

Adalet herkese lazım!

7 Mayıs 2015

Bu söz ve adalet arayışı ile ilgili her söz Ergenekon- Balyoz davaları sürecinde söylenmiştir.Ne kadar haklı olarak söylendiklerinin kanıtı ancak haksız ve hukuksuz yıllar geçtikten sonra ortaya çıkmıştır. Balyoz davasından tutuklanan tüm sanıklar “delil yok, CD’ler sahte” gerekçesiyle beraat ettiler.Balyoz davasında “darbe planı yaptıkları” iddiasıyla tutuklanan ve yıllarca hapis yatan yüzlerce asker arasında hastalananlar, en yakınlarını kaybedenler, hayatını kaybedenler vardı.Üst rütbelere hatta ordu komutanlığına terfi edecek isimler bu dava nedeniyle en haksız şekilde emekli edildiler, onların hakkı başkalarına verildi.Yıllarca uğraştılarCezaevinde geçirdikleri yıllar içinde devamlı olarak bu davanın sahte delillere dayandırıldığını, söz konusu seminer sırasında öğrenci olanların bile tutuklandığını anlatmak için çırpındılar.CD’lerin sahte olduğunu bilirkişi raporlarıyla kanıtladılar, onlara en ağır cezaları vermek için kurulmuş olan Özel Yetkili Mahkeme’ler avukatları dinlemedi. Avukatlar dosyalara ulaşamadı. Siyasetçiler henüz mahkeme sürecinde dünyaya sanıkların “darbeci olduğunu” ilan etti.Özgürlüklerini yıllarca kaybetmekle kalmadılar, aileleri çocukları maddi manevi sıkıntı içine düştü, tüm yaşamları cehenneme döndü.Kimin kumpası?Ve bir gün “size kumpas kuruldu, bunu da Paralel yaptı” açıklamasıyla tahliye edildiler, sonunda da beraat kararı çıktı.Bu davalar tümüyle kumpas idiyse o süreç içinde “tutuklu olanların Hükümet tarafından darbeci olarak adlandırılmasının, toplumun yıllarca darbe-suikast-kozmik oda senaryolarıyla yaşatılması”nın açıklaması nedir? Bu kumpas olayının arkasında hangi gerçekler gizlenmektedir?Arınç’ın öfkesi!Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından “Cemaat’in adamı” olmakla suçlandı. O da Gökçek’i “Ankara’yı parsel parsel Cemaat’e vermekle” itham etti. Öyle görünüyor ki Cemaat’e yakınlık oldukça yaygınmış.Şimdi Arınç Manisa’da bazı derneklere “Paralel’e finans desteği sağladıkları” iddiasıyla baskın yapılmasına isyan ediyor. “Ben şimdi Manisa’dan nasıl oy isteyeceğim. Ayıptır, günahtır. Haklarında yeterli delil bulunmadıkça makul şüphenin ötesine geçmek lazım” diyor.“Haklarında yeterli delil bulunmadıkça” ve “makul şüphe”… Balyoz ve Ergenekon sanıkları için zaman zaman uzun tutukluluklara itiraz ettiyse de Bülent Arınç ancak bugün, kendi canı yandığında, daha önce yıllar boyu haksız baskınları ve tutuklamaları yaşamış kişilerin ne hissettiğini anlamıştır.Hukukçular bu nedenle “makul şüphe” yasasına da topluca karşı çıktılar.Adalet bir gün herkese lazım olacaktır, o nedenle kaybolmaması için zamanında tepki gerekir!

Devamını Oku

Gülen talimatı!

6 Mayıs 2015

Önce Diyanet İşleri Başkanı’nın “Paralel”le ilgili açıklamasını duyduk.Mehmet Görmez “Gülen’in Diyanet kürsülerindeki vaazlarıyla bu hareketi inşa ettiğini, kendilerinin de her tür yardımı yaptığını ama güç tutkusunun 40 yıllık emeği heba ettiğini” anlattı.Cemaatin önceleri memleketin gururu olduğunu, sonradan “bozulduğunu” söylerken, devlet erkinin “Cemaatle çekişmede” Diyanet’in üzerine düşeni yapmadığını düşündüğünü de sözlerine ekledi.“Ama biz bu ihtilafı camiye sokmamaya çalıştık” dedi. Kendini savunurken Cemaat’in güç hırsı nedeniyle yanlış yaptığını vurguladı. “İslam dininin bu yanlıştan zarar gördüğünü” bile söyledi.Devlete sızmakGörmez’in hemen arkasından bir emniyet yetkilisi “Paralel yapının devlete nasıl sızdığını” anlatmış.Fethullah Gülen’in “devletin kılcal damarlarına sızın” talimatı doğrultusunda Paralel yapının kamu kurum ve kuruluşları ile GSM firmalarının bilgi işlem merkezlerinde yapılandığını söylemiş.Emniyet’in 17 Aralık sonrası aralarında TÜBİTAK ve KPSS soruşturmalarının da bulunduğu çok sayıda çalışmayı yürüttüğü ve Paralel yapıyla ilgili yeni bulgulara ulaştığı söyleniyor.Neden beklendi?Gülen’in “devlete sızın” talimatı yeni değil, 15 yıl önce banda alınmış konuşması defalarca TV’lerde gösterildi. Bu bilinirken sanki yeni duyulmuş bir haber gibi pişirip yeniden ortaya sürmek ayıptır.Ayrıca 17 Aralık yolsuzluk operasyonu “ortaya çıkarılmaması gereken bir olayı” mı çıkardı ki soruşturmalar bundan sonra başladı? Neden daha önce araştırılmadı?Diyelim ki “aldatıldık, virüs gibi sızdılar”, bu operasyondan sonra yüzlerce yargı mensubu, binlerce polis, çok sayıda TÜBİTAK çalışanı görevden alındı, bilinerek görüşülerek yapılmasa bu kadar çok sayıda virüs devlete sızabilir miydi?Diyanet İşleri Başkanı ile Emniyet yetkilisinin “Paralel” açıklamaları milletle alay etmekten farksızdır!

Devamını Oku

Laiklik ve inanç özgürlüğü

5 Mayıs 2015

Propaganda konuşmalarında, yapılan açıklamalarda şok yaratacak çıkışların görüldüğü günlerdeyiz.Siyasete ara verecek olan Meclis Başkanı Cemil Çiçek aynen Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan gibi “Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket yargının siyasallaşmasıdır. Anlayan anlasın. Bugün bu durumun büyük sıkıntısını çekiyoruz”dedi.Burada kimi ve hangi kurumu kast ederse etsin söz ettiği siyasallaşmadan sorumlu tutulması gerekenin 13 yıllık iktidar olduğunu deneyimli bir siyasetçi olarak biliyor olmalıdır.Cemaat ve Diyanet!Diyanet İşleri Başkanlığı da bugünlerde tartışmaların merkezinde bulunuyor. Verdiği tartışmalı fetvaların yanında Diyanet Başkanı Görmez’e verilen 1 milyon liralık Mercedes de hep gündemdeydi.Görmez nihayet araca hiç binmediğini söyleyerek iade etme kararı aldı. Bunu yaparken “Tamamı bütçe kanunu ile gerçekleştirilen harcamaları Diyanet Vakfı’yla ilişkilendirmek insaf ve hakkaniyetten uzaktır” dedi. Oysa burada tartışılan normal bir araç yerine çok büyük bütçeyle alınan araçlardır, israftan şikayet edilmektedir.Konu, Hükümet mensuplarının kendisinin de kabul ettiği israfı hiç değilse bir din kurumunun kabul etmemesi gerektiğidir.Diyanet Başkanı Görmez’in “Gülen’in bu hareketi Diyanet kürsülerinden inşa ettiğini, Cemaat’e bu yolla ciddi bir destek verildiğini” anlatan konuşması da tartışma gerektirir.Paralel nedir?Görmez konuşmasında “40 yıllık emeğin heba olmasından”, halktan alınan büyük bağışlardan söz etmekte ve sonucu“Kurum’un karşılaştığı en zor olay” olarak değerlendirmektedir.Dün “Manisa’da dev operasyon” başlığıyla çıkan haberlerde Manisa’da 6 derneğin Paralel’e finans desteği sağladıkları için bürolarına baskın yapıldığı haberi vardı. Bugüne kadar Cemaat’e yakın diye gözaltına alınan, tutuklanan, yeri değiştirilen binlerce polis, savcı hakim oldu.Şimdi Diyanet “Cemaat’e yakın durduğu” iddialarını ortadan kaldıracak ve bu tartışmadaki yerini belli edecek açıklama yapıyor. Ancak aynı açıklama “Diyanet İşleri’nin Cemaat’in büyümesine uzun süre açık bir destek verdiğini” de anlatmaktadır. Bu durum halkın kafasında “Paralel suç örgütüyse, bu örgütü büyüten Diyanet’e yaptırım ne olacak” sorusunu yaratmaz mı?Laik Devlette…Bir başka açıdan; Laik bir devletin dev bütçelere sahip din kurumu özel bir cemaate ayrıcalık tanıyabilir, milletin vergileriyle destek verebilir mi?Diyanet İşleri Kurumu; din ve inanç konularıyla ilgili doğru bilgiler ve uyarılar resmi ve ciddi bir kurum tarafından açıklansın, yerini cemaatler, başka din örgütleri almasın, tüm inançlar eşit haklarla korunsun diye kurulmuştur.Görevini şaşırdığı zaman tepkilerle karşılaşacağı ve kapatılmasının bile tartışılacağı düşünülmelidir!

Devamını Oku

Çözümde başa dönüş!

4 Mayıs 2015

Çözüm sürecinde neler olduğu anlaşılmıyor.Genelkurmay Başkanlığı Atak helikopterlerinin terörle mücadele harekat bölgelerinde görev almaya başladığını açıkladı. Helikopterler Siirt, Şırnak, Hakkari, Van bölgelerinde gece gündüz görev yapacakmış.Hükümet ve HDP taraflarının yaptığı son açıklamalar ve Genelkurmay’daki bu gelişme çözüm sürecinin ortadan kalktığını mı anlatıyor?Bölmek, parçalamak..Yıllardır sürdürülen görüşmeler, İmralı ziyaretleri, HDP heyetleriyle Hükümet’e ve Kandil’e gönderilen mektuplar, yapılan açıklamalar umut vermişti.Dolmabahçe’de resmen tarafların müzakereye oturacağı ve PKK’nın silah bırakma kongresi yapacağı yönünde Başbakan Yardımcısı Akdoğan ve HDP’li Sırrı Süreyya Önder’in mütabakat bildirmeleri sonucun yakın olduğunu anlatıyordu.Gelinen noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan en baştaki söylemlere dönmüş; vatanı, milleti bölmeye çalışanlara izin verilmeyeceğini, Kürt sorunu olmadığını bildirmiştir.Çözüm süreci “Kürt açılımı” olarak başlamamış mıydı?Devletin çöküşü mü?Bugüne kadar hükümet devlet birimlerinin, yani başta MİT olmak üzere seçilmiş grupların Öcalan’la görüşmesini sağladı, “devletin” görüştüğünü kendileri açıkladılar.Şimdi “ortada masa yok, olması devletin çöküşü demektir”açıklaması, HDP’nin “Çözüm süreci bitmiştir” benzeri cevabı, PKK’nın silah bırakma kongresinden bu sözler üzerine vazgeçmesi başa döndüğümüzü gösteriyor.Cumhurbaşkanı iş adamlarının Güneydoğu’ya yatırım yapamadıklarından, yakıp yıkmalardan söz etmektedir. Güneydoğu’da bu tablo yeni oluşmuş bir durum değil, hep süregelen bir durumdur.Hükümet’in yapması gereken bu terör eylemlerine şiddet içermeyen çözümü getirmekti.Bugüne kadar yapılamadı.Çözüm süreci diyerek bu noktaya kadar gelip seçim öncesi başa dönmek aynı olayları yeniden yaşamak demektir. Taraflar “masa tartışması”nı bir yana bırakıp hangi sonuç üzerinde anlaşarak bugüne gelindiğini gerçekleri gizlemeden kamuoyuna açıklamak zorundadır!Büyük tehlike!Nato Bilim Ödülü sahibi jeolog Prof. Dr. Naci Görür Türkiye’yi özellikle İstanbul’u bekleyen büyük deprem tehlikesi konusunda uyarı yapıyor.Marmara Denizi’nde 15 yıl yürütülen araştırmaların başındaki isim olan Naci Görür daha önce de yapılan bu uyarıların Nepal’de meydana gelen 7.8 büyüklüğündeki depremden sonra artık çok ciddiye alınması gerektiğini söylüyor.İstanbul’daki yapıların büyük kısmının mühendislik hizmeti görmediğinden, buna rağmen hızla yeni binalar yapıldığından, söz ediyor. “Türkiye’dedeprem araştırması yapılmıyor, toplanma sahaları, acil yollar, kurtarma ekipleri belli değil” diyor.En az 7.2 büyüklüğünde olacağı bildirilen deprem Soma gibi arkadan ağlamaya bile imkan bırakmayacaktır.Seçime verilen önemin çok daha fazlası deprem tehlikesine verilmelidir!

Devamını Oku

Radikal değil tehlikeli!

1 Mayıs 2015

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’ye başkanlık sistemi getirme” yönündeki israrı sürüyor.Muhtarlar, sporcular veya otobüs-minibüs esnafı fark etmiyor, haftalardır konuşmalarının hepsinde ana konu “başkanlık”…Son olarak yine 400 oy istediği konuşmasında “Rejimin muhafızı olarak tasarlanan Cumhurbaşkanlığı sisteminin 10 Ağustos 2014 tarihi itibariyle çöktüğünü” söyledi.“Arkasında yüzde 52’lik halk desteği olan bir cumhurbaşkanı ile Türkiye sistem değişikliği yapabilir” dedi ve yine örnek olarak “Grup 20” ülkelerinin yarısında başkanlık sistemi oluşunu gösterdi.Padişahlık deyince...Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’deki mevcut siyasi yapıyla başkanlık sisteminin sağlıklı olmayacağını, diktatörlük veya padişahlık haline dönüşeceğini söyleyenlere G-20 ülkelerinde başkanlık sistemine sahip olanları hatırlatıyor.Bununla birlikte, o ülkelerdeki yapıyı da çok iyi bilen anayasa hukukçularının, siyaset bilimcilerin neden bu uyarılarda israrcı olduklarını düşünmek gerekir.Kendisinin seçilmesini istediği Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın “ Yeni anayasanın önündeki en önemli engellerden biri telifi çok zor görüş ve önerilerin herkese ve her şeye rağmen anayasallaşmasının istenmesi olabilir” sözleri acaba ne anlama geliyor?Federal yapı!Anayasa hukukçularının hemen hepsi G-20 grubu içinde başkanlık sistemiyle yönetilen 7 ülkenin de yapı olarak Türkiye’yle benzeşmediğini, ortak özelliklerinin “çift meclis” ve “federatif yapı”ya sahip olmaları olduğunu biliyor ve söylüyor.Dünyada başkanlık sisteminin başarılı olduğu tek ülkenin ABD olduğu, onun da farklılıkları birçok kez anlatılmıştır.G-20’ye AB de dahildir ve bu ülkeler içinde sadece Fransa “yarı başkanlık” sistemiyle yönetilir.Bunun yanında Türkiye’de milletvekillerinin görüşlerini açıkça söyleyebilecek özgürlüğe sahip olmadığı, bağımsız ve güçlü bir yargı yapısının kalmadığı süregelen olaylarla ortadadır.Güçler ayrılığıCumhurbaşkanı Erdoğan Parlamenter sistemde “yasama ve yürütme iç içe geçtiği için güçler ayrılığının 2 ayak üstüne oturduğunu, başkanlık sisteminde ise yasama-yürütme ve yargının keskin hatlarla ayrıldığını” söyledi.Oysa bu Türkiye’nin son yıllardaki tablosudur, normal bir parlamenter sistemde özgür iradesiyle karar veren bir yasama organı, tüm partileriyle birlikte kanun çıkarır, karar alır. Bağımsız yargı tarafından da denetlenir.Şu anda istenen başkanlık sisteminde ise başkanın parlamentoyu feshetme ve kanun yapma yetkisi olacak. Milletin iradesi dediğimiz parlamento feshedilir ve kanunları da tek kişi yaparsa burada güçler ayrılığından söz edilebilir mi?Başkanlık sistemi sadece “radikal” bir adım değil, “tehlikeli” bir adım olacaktır!

Devamını Oku