Alışveriş bağımlılık yapıyor! Bu yaş grubundakiler risk altında

20 Haziran 2023

Kadınların bir çoğunda alışveriş bağımlılığının belirtileri saptanıyor. Alışveriş bağımlısı olan kişiler, alışveriş yaptıktan sonra mutlu oluyorlar ve zaman geçtikçe alışverişi kötü duygulardan uzaklaşmak için kullanıyorlar. Fakat çoğu kişi bunun git gide bir hastalık olabileceğinden habersiz.Alışveriş bağımlılığı veya diğer adıyla onyomani, ciddiye alınması gereken psikolojik bir hastalık. İnsanlar kendini iyi hissetmek için alışveriş yaparlar ama bağlılıkta durum farklıdır. Kişi herhangi bir şeyi aldıktan sonra bir keyif ve rahatlama hissi yaşıyor, ancak bir süre sonra pişmanlık ve suçluluk duygularını beraberinde geliyor.Uzman Psikolojik Danışman Mehmet Akif Aydın da online alışverişe hastalık olup olmadığı konusuna açıklık getirdi. Aydın; Eğer bir sorun sizin yaşamınızı zorlar hale gelmişse, yakınlarınızla veya toplumla aranızda sorunlar oluşturmaya başlamışsa, iş yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa buna bozukluk yahut hastalık tanımlaması yapılabilir. Nitekim teknoloji ve ekran bağımlılığı da diğer bağımlılıklar içinde sayılmaktadır artık.Uzman psikolog danışanların arasında karşılaştığı en uç örnekle ilgili de şunları söyledi; Mesela en sıra dışı antikaları takip edip üst düzeyde para harcamak, her ay kendini eksi bakiyede tutacak şekilde kredi kartı kullanmak, bir veya birkaç ürünün koleksiyoncusu haline gelmek ve ısrarla o koleksiyona dair her parçayı elde etme arzusu uç örnekler arasında sayılabilir. Bunun dışında ise gelirini zorlayacak derecede ihtiyaç fazlası alışveriş yapan onlarca insandan bahsedilebilir. İnternet bağımlılığı sadece Türkiye'de görülmüyor. Dünya ile kıyaslandığında Türkiye'nin durumuyla ilgili Mehmet Akif Aydın,We Are Social ve Hootsuite ortaklığında yayınlanan yeni Dijital 2022 Küresel Genel Bakış Raporunda geçtiği üzere dünyada günlük internet kullanım ortalaması 7 saate çıkmış durumda. Türkiye’deki internet kullanıcılarının internette günlük olarak harcadığı ortalama ise 8 saat. Hiç şüphesiz bu sürenin içinde televizyon izleme, belgesel video veya film izleme, ders yapma, online ders alma, işini internetten yapma gibi durumlar olduğu gibi sosyal medya kullanımı, oyun, şans ve bahis oyunları, online alışveriş vb. diğer içerikleri de kapsamaktadır. Özellikle pandemi sürecinde ekrana bağlı kalma süreleri çok daha fazla artmış durumda."ACIDAN KAÇ, HAZZA ULAŞ"Her şeyi satın alma dürtüsüyle hareket eden kişiler için Uzman Psikolojik Danışman Mehmet Akif Aydın önerilerde bulundu. İşte o öneriler...1. Öncelikle satın almak istediğimiz şeyin gerçekten bir ihtiyaç olup olmadığını sorgulamalıyız.2. İnsan psikolojisinde “acıdan kaç hazza ulaş” sistemi vardır. Mesela canımızın sıkılması bize acı verir. Onu yatıştırmak için ihtiyaç dışı yemek yemek, alkol ya da sigara kullanmak, ihtiyaç dışı uyumak, ihtiyaç dışı alışveriş yapmak, ihtiyaç dışı seks yapmak vb. olaylarla kendimizi avuturuz. Buna karşı güçlenebilmek adına o acı veren duyguya biraz temas etmek, acı duyguda kalıp bunun anlamını araştırabilmek bizi gereksiz avuntulardan korur.Örneğin; canım sıkıldığında içimden bir ses işe yaramadığımı ve bir şey üretmediğimi söyler. İlk soracağımız soru şudur; Bu ses kime ait? Geçmişten birinin sesine benziyor mu? Geçmişten annemiz ya da babamız biraz boş durduğumuzda bizi eleştirmiş olabilir.Yeterince çalışmadığımızı vurgulayıp bu halimizi eleştirmiş olabilirler. Buradaki kötü duyguya temas etmek onu bilinçaltında bilince getirip hatırlamak, o kötü duyguyla yüzleşmeden onu bastırmak için gereksiz alışveriş yapıyor olabiliriz. Bununla yüzleşirsek bazen hiçbir şey yapmadan beklemenin de normal olduğunu kabul edip olgunlaşırız.3. Daha iyi görünmek için çokça kıyafet almak, insanların beğeni ve kabullerini çok yüceltmek, daha konforlu bir yaşam temin etmek adına her tür alet ve makine almak güven ve sevgi eksikliği ile büyüdüğümüzü gösteriyor olabilir. Koşullu sevgilere maruz kalmışsak belli koşulları sağladığımızda sevilebileceğimizi ve değer göreceğimizi düşünmeye başlarız. Oysa gerçekler öyle değildir. Sevgi eksikliklerimizi gidermek adına nitelikli bir psikolojik destek almak; kendimizi tanımak, kendimize değer vermeyi öğrenmek, hem kendi ihtiyacını hem yakınlarının, hem dünyadaki diğer insanların ihtiyaçlarını görebilmek yetisini kazanmak bize kalan hayatımızda daha ruhsal tatminlik sağlayacaktır.Klinik Psikolog Kübra Aytekin Al online alışveriş bağımlılığı ile ilgili Gazetevatan.com'a özel açıklamalarda bulundu.Aytekin'e göre; Günümüzden yaklaşık yüz yıl önce Alman psikiyatrist Emil Kraepelin tarafından zorlayıcı satın alma olarak tanımlanan, alışveriş bağımlılığı; olumsuz bir takım sonuçlarına rağmen aşırı ve kontrol edilemeyen satın alma davranışı ve alışveriş yapma yönündeki dürtü ve davranışlardır.ALIŞVERİŞ BAĞIMLILIĞI 18-30 YAŞ ARALIĞINDA VE KADINLARDA DAHA FAZLA!Satın alma öncesinde gerginlik veya kaygı, satın alma davranışı sonrasında ise bir rahatlama yaşanır. Kişinin alışveriş yapma davranışı ile meşgul olması, alışveriş yapmadığı zamanlarda ise bu durumla zihinsel olarak meşguliyeti söz konusudur. Giderek artan bir alışveriş, alışveriş yapılmadığında ise gerginliği ve huzursuzluğu gözlemlemek mümkündür.Yapılan araştırmalar alışveriş bağımlılığının depresyon ve anksiyete ile ilişkili olduğunu, 18-30 yaş aralığında ve kadınlarda daha fazla olduğunu gösteriyor.Pandemi ile gelen uzun kapanma dönemi birçoğumuzu internetten alışveriş yapmak zorunda bıraktı ve pandemi bittikten sonra da mağaza ve market alışverişleri yerini çevrimiçi alışverişlere bıraktı. İnternetin sunduğu fiyat karşılaştırma imkanı, ürün uygun fiyatlı ürüne ulaşma kolaylığı, ürün çeşitliliği, zaman tasarrufu gibi pek çok etken internet alışverişini cazip kıldı.Alışveriş bağımlılığının; duygu düzenleme becerilerinde yetersizlik, sorunlar karşısında kolay kırılma ve olumsuz duygular yaşama olarak tanımladığımız ‘düşük engellenme eşiği, dürtü ve istekleri ertelemekte güçlük yaşama gibi nedenleri olabilir. Bunun yanı sıra alışveriş yapmamın stresle baş edebilmek için bir yöntem olarak lanse edilmesi, kişinin öz değerini satın aldığı ve sahip olduğu şeyler üzerinden tanımlaması da bağımlığı besleyen nedenler olarak karşımıza çıkabilir. Bir davranış bağımlılığı olan alışveriş bağımlılığı ile baş ederken bu nedenlere bakmak faydalı olacaktır.Kişi ihtiyacı olmayan ve satın almanın hem duygusal olarak (suçluluk ve pişmanlık gibi) hem de ekonomik olarak onu zora sokacağı bir şeyi satın almadan önce duygusuna bakabilir ve bu duyguyu daha önce hangi durumlarda hissettiğine odaklanabilir. Nitekim fiziksel bir ihtiyacı karşılamaya hizmet etmeyen aşırı alışveriş duygusal bir ihtiyacı karşılamaya ya da duygusal bir boşluğu doldurmaya hizmet ediyor olabilir. Bu nedenle engellenemeyen, kontrol edilemeyen, giderek artan, kişide gerginlik ve huzursuzluğa neden olan, iş ve aile yaşamını olumsuz etkileyen kişiyi zora sokan bir bağımlılık durumunda uzman desteği alınması faydalı olacaktır.Klinik Psikolog Taylan Baran Reçber internet bağımlılığının bir hastalık olup olmadığıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Reçber'e göre;"Alışveriş bağımlılığı internetin yaygınlaşmasıyla birlikte doğal olarak arttı. Yattığımız yerden bir tıkla istediğimiz ürünleri satın alabiliyoruz. Online alışveriş de tıpkı sigara içmek ya da abur cubur tüketmek gibi kolay haz kaynağı aslında. Çoğumuzu kontrolsüz ve aşırı online alışverişe yönelten temel etmen de bu kolay hazza olan düşkünlüğümüz. O sebeple bu tutumu ayrıca bir hastalık olarak ele almak her zaman doğru olmayabilir ve aşırı bir yorum olur.Ama online alışveriş bağımlılığı bazen de çeşitli kişilik patolojilerinin dışavurumu olarak klinikte göze çarpabiliyor. Örneğin Borderline kişilik bozukluğuna sahip bireyler dürtülerini denetlemekte güçlük çekerler. O sebeple sık sık denetimsiz, hesapsız kitapsız, ödemeyecekleri miktarlarda alışverişler yaparlar ve bu durum onları uzun vadede güç bir duruma düşürür. Online alışveriş bağımlılığını da genel olarak dürtü denetleme güçlüğünün bir neticesi diyebiliriz. Tıpkı aşırı yemek, alkol ve uyuşturucu gibi." 

Devamını Oku

Bilinçsizce kullanmanın sonu kötü oluyor!

15 Haziran 2023

Sosyal medyanın hayatımızda her geçen gün daha da fazla yer alması ve kullanılan filtreler ile birlikte güzellik algısı da zaman içerisinde değişiyor. Lekesiz, ışıl ışıl parlayan bir cilt tüm kadınlar hayali. Ancak gerçek hayatta böyle bir cilde kavuşmak çok da kolay olmuyor.Yaz aylarının yaklaşması ile birlikte özellikle cildi hassas olan kişiler cilt sorunu yaşama endişesi taşıyor. Güneşin cilt üzerinde yarattığı tahribat ise neredeyse herkesin üzerinde hem fikir olduğu bir konu. Bu nedenle güzel bir cilde sahip olmak isteyen kadınların öncellikle ciltlerini güneşten korumaları gerekiyor. Güneşin zararlı etkilerinden korunabilmenin en kolay yöntemi ise düzenli ve doğru güneş kremi kullanmaktan geçiyor. Güneş yaşlandırmayı hızlandırırken ciltte kırışıklık ve leke oluşumuna neden oluyor.Son yıllarda güneş kremi kullanımının ne kadar önemli olduğu daha çok ortaya çıktı. Tüm cilt bakımını yapan bir kişi güneş kremi kullanımını ihmal ederse yaptı bakım eksik kalıyor. Güneş kreminin önemi, nasıl ve hangi aylarda kullanılması gerektiğini Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Askeroğlu anlattı. İşte detaylar...LEKE SORUNUNA KARŞI EN GÜÇLÜ ÜRÜN: GÜNEŞ KREMİEstetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Askeroğlu güneş kremlerini kullanmanın öneminden bahsetti. Askeroğlu'na göre;Bilinçsizce kullanılan serumlar sonrası yüzde lekelenme meydana gelebilir. Örneğin C vitamini içerikli serumlar kullanılırken mutlaka cilt güneşten korunmalıdır. Güneş ve diğer sebeplerden dolayı oluşan lekelerin tedavisinde atlanmaması için gereken ürün güneş kremidir. Güneş lekeleri oluşmasında birden fazla faktör vardır. En önemli iki faktör ise; zararlı güneş ışınlarına maruz kalınması ve genetik yatkınlıktır. Bu iki faktörün haricinde ise; gebelik süreci, ilaçlar, kozmetik uygulamalarda güneş lekesi oluşumuna zemin hazırlayabilir.LEKE SORUNUNA KARŞI EN GÜÇLÜ ÜRÜN: GÜNEŞ KREMİEstetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Askeroğlu güneş kremlerini kullanmanın öneminden bahsetti. Askeroğlu'na göre;Alıntı Metni'HEM YAZ HEM KIŞ AYINDA KULLANILMALI'Güneş kreminin temel amacı güneş ışınlarını yansıtmak ve dağıtmak olduğunu söyleyen Askeroğlu, "Jel, losyon ve sprey formundaki güneşten koruyucuların tümü SPF numaralarına sahiptir. Bu rakamlar, güneş ışığından kaynaklanan güneş yanıklarına karşı ne kadar koruma sağlayabileceğini göstermektedir. Güneş kremi dışarı çıkmadan yarım saat önce cilde sürülmeli ve düzenli olarak tekrar uygulanmalıdır. Güneş kremi de kışın gereklidir. Bu nedenle hem yaz hem de kış aylarında güneş koruyucu kullanılmalıdır." diye konuştu.Cilt problemlerinin başında cilt lekeleri geliyor. Lekelerde mücadelede en önemli ürün güneş kremi kullanımı olsa da tek başına yeterli değildir. Çünkü güneş kreminin etkili olabilmesi için öncelikle cildin temiz ve nemli olması gerekiyor. Burada da devreye cilt serumları giriyor. Peki cilt serumları nasıl kullanılıyor? Kim hangi içerikli serumu kullanmalıdır? Dr. Ufuk Askeroğlu merak edilen cilt bakım rutinin detaylarını anlattı.Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Askeroğlu, "Serum, cilt temizlendikten hemen sonra ve diğer cilt bakım ürünlerinden önce uygulanan, güçlü aktif içeriklerin cilde daha kolay emilmesini sağlamak üzere formüle edilmiş cilt bakım ürünlerini kapsayan bir terimdir. Cilt serumları, bunları cilde iletmek için sıvı formda yüksek etkili aktif bileşenler içerir. Bu şekilde serumlar, belirli cilt sorunlarına çözüm bulmak için etkili araçlar olarak kullanılabilir. Kullanıcılar arasında popüler olan yoğun nemlendirme, kırışıklık azaltma ve leke azaltma için özel olarak formüle edilmiş birçok serum bulunmaktadır." dedi.Serumların kullanılma sıklığı cilt tipine ve ihtiyacına göre belirlenmelidirSerumların hangi sıklıkla kullanılması gerektiğine de değinen Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Askeroğlu, "Serumlar genellikle günde bir veya iki kez kullanılır. Kullandığınız serumun doğası veya cilt sorunlarınızın ciddiyeti, kullanım sıklığını değiştirebilir. En doğru kullanım için daima ambalaj üzerindeki kullanım bilgilerini okuyunuz. Bu bilgilere erişiminiz yoksa, cilt bakım serumlarının çoğu ihtiyaçlarınızı günde bir kez karşılayacaktır.Cilt bakım serumları, su bazlı veya yağ bazlı olmalarına bağlı olarak birçok farklı aktif bileşen içerebilir. En sık kullanılan etken maddeler olan hyalüronik asit, C vitamini, retinol, E vitamini, resveratrol, ferulik asitin yanı sıra birçok bitki özü, beta glukan ve çeşitli bitkisel yağlar esans ortanın formülünde yer almaktadır." dedi.EN SIK TERCİH EDİLEN SERUMLAR!Cilt bakımı terminolojisine baktığımızda AHA ve BHA gibi karışık pek çok kısaltmalar dikkatimizi çekiyor. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Askeroğlu sıklıkla tercih edilen serumları da anlattı.AHA içerikli serumlarUzman Op. Dr. Ufuk Askeroğlu, "AHA asitleri organik meyve asitleri olarak sınıflandırılır. Laboratuvarda üretilen yüksek konsantrasyonlarda AHA asitleri seyreltilir ve klinik ortamda cilt soyma prosedürlerinde kullanılır. Kozmetikte cilt problemine göre %2, %10 veya %20 oranlarında bulunur.AHA; mikro peeling ve temizleme özelliği ile ön plana çıkarken, nemlendirici özelliği de bulunur. Cildin canlı ve parlak görünmesini sağlayan bu asit, yaşlanma belirtilerini azaltır. Ayrıca sivilce ve lekelerin görünümünü de etkili bir şekilde ortadan kaldırır. Yara tedavisinde de kullanılan AHA; tıraş sonrası oluşan tahrişlerin, kesiklerin ve sivilcelerin giderilmesinde önemli rol oynuyor." diye konuştu.BHA içerikli serumlarAskeroğlu, BHA içerikli serumlar için de şunları söyledi;BHA, yağda çözünen organik asit anlamına gelir. Tıpkı AHA'lar gibi, BHA'lar da cildi ölü cilt hücrelerinden temizlemek ve yağlı cilt problemleriyle mücadele etmek için kullanılır. Bu grup birçok yararlı yağ asidi içerir ve aynı zamanda en etkili cilt nemlendirici bileşenleri içerir. Ayrıca BHA asit ince yapısı sayesinde gözeneklere etkili bir şekilde nüfuz ederek gözenekleri etkili bir şekilde küçültür ve cildi sıkılaştırır. BHA, genişlemiş gözenekler, siyah noktalar, sivilceler ve çatlaklar gibi cilt sorunlarından kurtulmada önemli bir rol oynar. BHA asit, yağlılığın neden olduğu bu cilt sorunlarının giderilmesinde çok etkilidir, ancak kuru ciltte kullanıldığında hassasiyete neden olabilir.

Devamını Oku

Estetik yaptırmadan yaşınızın en iyisi olabilirsiniz! Günde 20 dakika yeterli

12 Haziran 2023

Tüm kadınların hayali daha genç, dinamik ve sağlık bir yüze sahip olmak. Pek çok kişi estetik imkanların artması ile bu hayallerine kavuşabiliyor. Ancak estetik operasyonlara para harcamadan da sağlıklı bir cilde ve daha genç bir görünüme kavuşmak mümkün. Son yıllarda adını sıklıkla duyduğumuz yüz yogası özellikle kadınlar tarafından yoğun ilgi görüyor. Yüz yogası ve egzersizleri ile gençleşmek gerçekten mümkün mü? Gün içerisinde 15-20 dakika gibi kısa sürelerde yapılan bu egzersizler estetiğe alternatif mi? Ne kadar sürede sonuç alınıyor? Merak edilen soruları Yüz Yogası& Egzersizleri Eğitmeni ve Manuel Bukkal Yüz Modelajı Uygulayıcısı Oya Acar gazetevatan.com için yanıtladı.YÜZÜMÜZÜN YENİDEN ŞEKİLLENMESİNİ SAĞLARYüz yogasını, "Sağlık, akupresür, gevşeme ve kas güçlendirme egzersizlerini bir araya getiren bütünsel bir yüz yöntemidir ve kendinizi iyi hissetmenizi ve içten dışa harika görünmenizi sağlamanın mükemmel bir yoludur." diye tanımlayan Oya Acar, "Yüz yogası, kasları, cildi ve lenfatik sistemi uyaran masaj ve egzersizleri içerir. Bu teknik, gerginliği, stresi ve endişeyi hafifletmeye yardımcı olmak için yüz kaslarınızı yumuşatmak ve gevşetmek için tasarlanmıştır. Bu aynı zamanda, bu duygularla ilişkili yüz ifadeleri yapmayı bırakmanıza da yardımcı olabilir. Yüzümüzde de aynı vücudumuzda olduğu gibi kaslar bulunmaktadır. 50’den fazla olan yüz kasları yaş ilerledikçe ve hareketsiz kaldıkça gevşer, sıkılığını ve diriliğini kaybeder. Nasıl vücudumuz için spor yapmamız gerekiyorsa, yüzümüzdeki kasları da doğru yönde çalıştırırsak, yüz masajı yaparsak yüzümüz çok daha sıkı ve dinç olacak olup, bu hareketler yüzümüzün yeniden şekillenmesini sağlayacaktır. Yaptığımız hareketleri nefes ile uyumlayarak yapmamız doğru olacaktır. Cildin 3 tana ana katmanı vardır ve yüz yogası ile bu katmanlardaki kan dolaşımı hızlanmış, oksijenlenme artmış olacağından cilt daha temiz, sağlıklı ve ışıl ışıl görünecektir. Epidermisin (Dış Katman, derinin en üst tabakası ve cildin dış yüzeyidir, hücrelerin bulunduğu katman) altında dermis bulunur. Orta katta bulunan dermis (bağ dokunun olduğu katman), epidermisten daha kalındır. Dermis ter ve sebum yani yağ denilen, cildin kurumasını önleyen maddeyi üretir. Kolajen ve elastin adı verilen belirli proteinler, dermisin yapısında bulunur ve cildin gergin görünmesini sağlar. Yaşlandıkça bu protein üretimi azaldığı için, cildimiz kırışmaya başlar. Bir alt katman da hipodermistir yani kasların ve yağ dokularının bulunduğu katman." ifadelerini kullandı.BAŞ AĞRILARINI YOK EDEBİLİYOR!Yüz yogasına başlayanların belki de ilk amacı daha gen görünmek. Ancak yüz yogasının pek çok farklı faydası da bulunuyor. Düzenli aralıklarla yüz yogası yaparak bazı baş ve boyun ağrılarının da geçebileceğini dile getiren Acar, yüz yogası ve egzersizlerinin faydalarını şöyle sırladı;- Herhangi cerrahi bir işlem gerekmeden dinç, sağlıklı ve parlak bir cilt elde etmemizi sağlar.- Ciltteki kasların sıkılaşmasına yardımcı olarak çizgilerin ve kırışıklıkların giderilmesini sağlar-Kolajen ve elastin artacağı için sarkmalar toparlanarak cilt çok daha dolgun görünür.- Çalışmayan kasları çalıştırarak, kaslarımızı aktif hale getirir.- Yüz yogası ve egzersizleri yüzümüz ve boynumuzdaki kan dolaşımını hızlanmasını sağlar.- Bazı baş ağrılarının azalmasını veya yok olmasını, boyun ağrısı, gece bir kısmımızın diş sıkma/diş gıcırdatma sorunlarını en aza indirmemizi sağlayarak çok daha kaliteli bir uyku uyumamız için faydalıdır.- Doğal gençlik ve güzellik, dirilik, sıkılık sağladığı için özgüvenimizin daha da artmasını sağlayacaktır.İLK UYGULAMADAN İTİBAREN SONUÇ ALMAYA BAŞLIYORSUNUZYüz yogasının pek çok faydası bulunuyor. Ancak bu faydalara ulaşabilmek için bir süre aralıksız devam etmek gerekiyor. Peki ne kadar sürede sonuç almak mümkün? Acar şöyle açıklıyor;"Genelde; İlk dersten sonra farklılık hissedilmeye başlar.2-4 hafta arası yüze canlılık, ışıltı gelmeye başlar. 2-4 ay arası, mimik çizgilerimizde rahatlama ve azalma görülür. 6-8 ay arası daha diri, daha dinç, daha genç ve sağlıklı görünmeye başlarsınız.""KISA ZAMANDA GÖZLE GÖRÜLÜR OLACAK"Yüz yogasını yaparken dikkat etmemiz gerekiyor. Yüz yogası rutini kişinin günlük takvimine göre değişiklik gösterebiliyor. Yüz yogası'nın hangi günler ve kaç dakika yapılabileceğiyle ilgili de Yüz yogası Egzersizleri Eğitmeni Oya Acar, "Yüz yogasını ilk başladığınızda ilk hafta 2 günde 1, daha sonra eğer isterseniz haftada 5-6 gün yapıp, yüzünüzü 1-2 gün dinlendirebilirsiniz. Günde en az 20 – en çok 30 dakika yeterli fakat eliniz alışana kadar 5-10 dakikalık egzersizlerle başlayıp ardından yapılacak 1-2 dakikalık yüz ve boyun masajı ile farklar kısa zamanda gözle görülür olacaktır." yanıtını verdi.Peki yüz yogası yaparken nelere dikkat edilmesi gerekiyor? Yapılan egzersizlerin tam olarak öğrenilene kadar eğitmenler eşliğinde yapılması gerektiğini ifade eden Acar, "Yüz kasları ince ve ufaktır. Eğitmenin verdiği tekrar adetlerinden fazla yapıldığında kaslar yorulacağı için ters tepki verebilirler. Kas kaybı oluşacak olursa daha fazla sarkmaya ve kırışıklığa sebep olabilir. Hareketler çok fazla sayıda yapılmamalıdır! Yüz yogasını; oturarak, yatarak veya ayakta yapabilirsiniz. İlk başlandığında mutlaka bir ayna karşısında yapılmalıdır. Yüzümüze uyguladığımız basılar hafif kuvvette olsa uygun olur. Ellerimizin ve yüzümüzün temiz olması gerekmektedir ve en en önemli nokta düzenli, istikrarlı olarak yapmaktır. Egzersizleri tam anlamıyla öğrenene kadar bilen bir eğitmenle yapılmasını çok doğru buluyorum." diye konuştu.YÜZ YOGASI ESTETİĞE RAKİP DEĞİLBirçok kişinin kafasında 'Yüz yogası yaparsak estetiğe gerek olmaz' algısı var. İleriki yaşlarda yaşıtlarından iyi görünmeyi sağlayacak olan yüz yogası ile ilgili Oya Açar şunları söyledi;"Estetiğe alternatif olduğunu söylemek doğru olmaz, Çünkü her ikisinin hedef kitlesi farklıdır. Estetik cerrahi veya medikal estetik kitlesi kısa sürede yaşının çok altında görünmeyi ve ifade değişikliğini hedefleyen kişilerin tercihi olmalıdır. Yüz yogası ise kendi yaşının güzeli olmayı vadeden doğal bir gençlik manevrasıdır. Yani kişi 20 yaşında ise ileriki yaşlarda yaşıtlarından iyi görünmeyi garanti edecektir. 70 yaşında ise yaşıtlarından çok daha dinamik ve genç görünecektir. Kısacası hedef kitle farklı olduğu için biri diğerine rakip değildir. "Yüz yogasına başlamayı düşünenlerin en çok merak ettiği yoganın sonuçlarını zaman fark edebilecekleri. Sanılanın aksiye düzenli uygulamalarda çok uzun bir sürece ihtiyaç bulunmuyor.Oya Acar öğrencisinin iki buçuk aylık gelişimini şöyle anlatıyor;"Tüm yüzde iyileşme oldu. Bakışlar, alın, göz çevresi, gülme çizgileri, dudaklar, yanaklar, çene hattı ve boyun, dekolte çok daha sağlıklı ve dinç görünüyor."SONUÇLAR ÇOK DAHA BAŞARILI OLUYORVitamin uygulamasından sonra yüz yogasının yapılıp yapılmayacağıyla ilgili Oya Acar şunları söyledi;"Gençlik aşılarını incelediğimde aslında daha çok doku kaybına yönelik tercih edildiğini görüyorum. Yüz yogası ise kas bağ doku ve cildin oksijenlenmesinde etkilidir. Yani gençlik aşısı yapıldığında eğer yine ciltte gerekli oksijenlenme yoksa yine de cildin dinamik ve genç görünmesi pek de mümkün olmaz. Bu nedenle gençlik aşıları yüz yogası ile tercih edildiğinde sonuçlar çok daha başarılı ve uzun süreli olacaktır."'DAHA GENÇ VE GERGİN GÖRÜNMESİNİ SAĞLIYORUZ'Yüz yogası yaptıktan sonra masaj yapmak gerekiyor mu sorusuna ise Oya Acar, "Yüz yogası ile kasları kuvvetlendirip kaslara yapacağımız doğru stabilizasyonlarla da kası çalıştırırken kasa lifting etkisi yaptırıyoruz, bağ dokuyu da masajla uyardığımızda bağ dokunun elastikiyetini arttırarak cildin daha sıkı ve oksijenleme de arttığı için çok daha genç ve gergin görünmesini sağlıyoruz. Yani ikili etki sağlıyoruz, cilt hem içten hem dıştan bir iyileşme sağlamış oluyor. Ayrıca masaj, toksinleri atamaya, ödemi, şişkinliği azaltmaya, cildin genel görünümünü iyileştirerek, lenfatik drenajı da desteklemeye yardımcı olur." yanıtını verdi.Pek çok insan yüz yogasının olumlu etkilerinin yüze ne zaman yansıdığını merak ediyor. Yüz yogasının maksimum seviyede görülmesi için yüz yogasının ardından masaj yapılmasının uygun olduğunu söyleyen Oya Acar, "Yüzümüzü temizledikten ve üzerine nemlendiricilerimizi sürerken de 2-3 dakika dekolte, boyun ve yüze kasların yönünde masaj yapılabilir. Genelde yüz yogasının ardından tercih ediyoruz. Nedeni ise kas uyarımının ardından cildin ısınmış ve masaj için hazır hale gelmiş olmasıdır. Fakat zaman sıkıntısı yaşayanlar çok rahatlıkla masajı gündüz ve/veya gece bakım rutinine ekleyebilir. Cildi temizleyip bakım kremleri ile 5 dakika masaj yapmaları çok fayda sağlayacaktır." dedi.

Devamını Oku

Kızamık vakaları salgına dönüşür mü? Uzmanlar uyarıyor

8 Haziran 2023

Pandemi sırasında aşı karşıtlığı artış gösterdi. Çocukluk çağı aşılama oranlarının düşmesiyle yıllardır görülmeyen kızamık vakalarının yeniden ortaya çıktı. Daha çok çocuklarda görülen kızamık vakalarının artması paniğe neden oldu. Kızamığa karşı yüzde 99 oranında koruyuculuk sağlayan aşının yaptırılmasını söyleyen uzmanlar pek çok uyarıda bulundu.Peki bu vakalar neden arttı? Kızamık hastalığının belirtileri ve tedavisi nasıldır? Pediatri Uzmanı Dr. Yasemin Can, kızamık hastalığının belirtileri, tedavisi ve salgına dönüşmemesi için neler yapılması gerektiği hakkında merak edilenleri sizler için anlattı.Kızamığın aşıyla önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doktor Yasemin Can, "Kızamık viral bir enfeksiyondur. Bir tür RNA virüsü olan kızamık virüsünün kaynağı insandır. Havada 1 saat kadar asılı kalabilen kızamık virüsü, bu havanın solunmasına bağlı olarak kişiden kişiye bulaşabilir. Enfekte bir kişiyle fiziksel temasta bulunmak ya da enfekte bir kişinin öksürmesi, hapşırması gibi etkenlere maruz kalmak hastalığın bulaşmasına yol açar. Pandemi sırasında çocukluk çağı aşılama oranlarının düşmesi ve düzensiz göçlerle aşı takiplerinin zorlaşması, yıllardır görülmeyen kızamık vakalarının yeniden ortaya çıkmasına neden olmuştur." dedi.Türkiye’de yüzde 98’lerde olan aşılama oranının son zamanlarda düşmesi kızamık vakalarının artmasına sebep oldu. Vakaların artışıyla insanların kafasında 'Bu bir salgına dönüşür mü?' sorusu oluştu. Salgına dönüşmemesi için hangi önlemlerin alınması gerektiğini Dr. Yasemin Can şöyle açıklıyor;Alıntı MetniKızamık daha çok çocukluk yaşlarında görülüyor. Kişi, kızamık geçirdiğinde virüse karşı bağışıklık kazanıyor ve bir daha aynı hastalığa yakalanmıyor. Daha önce kızamık geçirmemiş veya aşı ile korunur hale gelmemiş bir kişinin kızamık virüsü ile karşılaştığında hastalanma ihtimali çok yüksektir.Doktor Yasemin Can korunmada en etkili yolun aşı olduğunu söyleyerek Kızamık belirtileri ve tedavi yöntemleri ile ilgili şunları söyledi;"Kızamık virüsü kişiye bulaştıktan yaklaşık 8-12 gün sonra hastalığın ilk belirtileri ortaya çıkar. Döküntüler ise 14 gün sonra görülebilir. Hastalar döküntü başlamadan önceki 4 gün ve döküntü başladıktan sonraki 4 gün bulaştırıcı olabilir. İlk belirtiler genellikle hafif üst solunum yolu enfeksiyonuna benzer. Burun akıntısı, öksürük, hapşırık, halsizlik, yüksek ateş, boğaz ağrısı, gözlerde kızarıklık, ışığa bakamama gibi belirtiler 1 ile 3. günlerde görülür. Döküntü oluşmadan 2 gün önce yanak içinde alt azı dişler hizasında mavi beyaz renkli 1 mm’lik lekeler oluşur. Kızamık belirtilerinden 3-4 gün sonra yüz ve saç çizgisi hizasından döküntüler başlar. 3 gün içinde kollara, gövdeye ve bacaklara doğru yayılır. Yüz ve gövde kısmındaki döküntüler birleşme eğilimindedir. Deri ödemli bir hal alır. Hastalığın şiddeti döküntü yaygınlığıyla orantılıdır. Tüm vücuda yayılan döküntüler 4 gün kadar sürer. Yüksek ateşin 5 günden fazla sürmesi komplikasyon geliştiğini gösterir. Özellikle 1 yaş altı çocuklarda ve aşılanmamış yetişkinlerde komplikasyon riski yüksektir."Viral enfeksiyon olan kızamık hastalığının spesifik bir tedavisi yoktur. Önemli olan hastalıktan korunmaktır. Korunmada en etkili yol olan aşı, Sağlık Bakanlığı’nın uyguladığı çocukluk çağı aşı takvimi içinde yer alır. İlk dozu 1 yaş ve ek dozu 4-6 yaşlarda uygulanan kızamık aşıları yüzde 99 oranında koruyucudur. Kızamık vakalarının görülmesi durumunda yani salgın tehlikesi olduğunda aşının ilk dozu 9 aylıkken yapılabilir. Toplam aşı 3 doz şeklinde uygulanabilir. 

Devamını Oku

Masa başı çalışanlar dikkat! 5 günden sonrası tehlikeli

6 Haziran 2023

Günümüzde birçok kişi boyun ağrılarından şikayetçi. Özellikle işi gereği oturarak çalışanlar boyun düzleşmesinden muzdarip. Peki boyun ağrısı çekenler ne zaman doktora başvurmalı? Tedavi süreci nasıl ilerliyor? Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Op. Dr. Candan Hundemir, konu hakkında merak edilenleri açıklayarak özellikle uzun saatler oturarak çalışanlara önemli tavsiyelerde bulundu.MASA BAŞI ÇALIŞANLAR DİKKAT!Günümüzde teknolojinin de gelişmesine paralel boyun ağrılarının arttığına dikkat çeke Hundemir, “Özellikle masa başı çalışan kişilerde bu durum daha da öne çıkar. İyi olan yanı bu yakınmaların büyük bir kısmı (nerdeyse yüzde 90’nı) altta ciddi sıkıntıların olmadığı ve “mekanik boyun ağrıları” olarak tanımladığımız grubun içine girer.” diye konuştu. 2 günden fazla boyun ağrısı sürüyorsa Candan Hundemir, 'Bu durumda olan kişilerin pek çoğu hiçbir şey yapılmasa bile kendiliğinden birkaç gün içinde düzelir. Ancak boyun ağrıları ve/veya tutulmaları hafifleme eğilimi göstermeyip, 2 günden fazla süreyle (inatla) devam ederse en yakın bir Beyin-Sinir Cerrahisi uzmanına başvurulması yerinde olacaktır.'  dedi.5 GÜNDEN SONRASI RİSKLİGünümüz iş hayatı, tüm gün bilgisayar başında çalışmak durumunda olan birçok meslek grubu yarattı. Özellikle tüm gün bilgisayar başında olan çalışanların boyun ve sırt ağrısı yaşama sıklığının daha fazla olduğu görülüyor. Ancak çalışma ortamınızda ve duruşunuzda yapacağınız basit düzeltmelerle, boyun ve sırt ağrısı yaşama riskinizi azaltmanız mümkün görünüyor. Bu hastalığın tedavisinin nasıl olduğunu ve hastayı nasıl bir süreç beklediğini Hundemir şöyle anlattı;Bizler bu yakınmayla gelen hastalara günlük poliklinik pratiğimizde oldukça sık rastlarız. Bu hastaların ayrıntılı nörolojik muayenelerini yapar, öykülerini dikkatle dinleriz. Şayet muayenede anlamlı bir bulgu (örneğin; kolda/kollarda ağrı, güç kaybı ve uyuşma olması gibi) saptarsak tetkik (genelde MR) isteriz. Ancak nörolojik muayene normalse (çoğu hasta böyledir) genelde konservatif tedavi (istirahat ve ilaç) ile rahatlıkla tedavi edilebilir. Hastalar bu yaklaşımla 3-5 gün içinde tamamen düzelirler. Tersi bir durumda MR çekilip, bakılır.SAAT BAŞI ARA VERİNİşi gereği pek çok kişi günün büyük kısmını oturarak ve hareketsiz olarak geçiriyor. Spor yapmayan, sürekli oturarak çalışan insanların boyun egzersizleri yapması konusunda tavsiye veren Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Op. Dr. Candan Hundemir şunları söyledi;Uzun süreli iyilik hali için konservatif tedavi sonrası düzelen hastalara mutlaka uygun boyun egzersizleri verilir. Ayrıca bu hastalar dahil tüm kişilere yüzme başta olmak üzere pilates, fitness gibi sportif faaliyetler önermekteyiz. Masa başı çalışanlara elbette işini bırakması gibi bir tavsiyede bulunulmaz. Aksine çalışırken yaklaşık olarak saat başı ara vermeleri ve dairesel boyun hareketleri yapmaları önerilir. Bilgisayar ve klavye göz hizasında olmalıdır. Bir diğer önemli faktör de fazla kiloların olmasıdır. Bu durumda kilo verilmesi de tedavinin önemli bir parçasıdır.

Devamını Oku

Bella Hadid'in amansız hastalığı: Lyme

1 Haziran 2023

Modelliğe çok genç yaşlarda başlayan Hadid, kendi parasını kendi kazandı. Özel hayatını kameralardan uzak yaşayan ünlü model dışardan bakıldığında hiç derdi yokmuş gibi görünüyor. Ama durum pek de öyle değil. Objektiflere gülümseyen ünlü modelin yaşadığı sağlık sorunları onu zorluyor.SOSYAL MEDYADAN PAYLAŞIYORBella Hadid yıllar önce kaptığı ve keneden kaynaklanan Lyme hastalığı ile mücadele ediyor. 26 yaşındaki Hadid hastalığa bağlı komplikasyonlar yüzünden sağlık sorunlarla boğuşuyor. Bunlardan birini de geçtiğimiz haftalarda sosyal medya hesabından takipçileriyle paylaşarak sevenleri ile dertleşti. Aynı zamanda bazı tavsiyelerde de bulundu.ŞİKAYETLERİ KANAL TEDAVİSİ İLE BAŞLADIBella Hadid'in başı hastalık konusunda dertten kurtulmuyor. Hadid'e göre, geçen yıl kanal tedavisi yaptırdığı ön alt dişlerinden birinin altında bir enfeksiyon oluştu. Üstelik orayla sınırlı kalmadı yanındaki dişi ve genel olarak çenesini de etkilemeye başladı. Hadid'in söylediğine göre o enfeksiyon hafif çaplı da olsa yayıldı. Hadid paylaşımında "Kalbimin derinliklerinden sanki bu dişimin çekilmesi gerektiğini hissediyorum. Böylece geri kalanları kurtarabiliriz" dedi. "BU HASTALIK SİNİR SİSTEMİME SALDIRIYOR"Bella Hadid, daha sonra takipçilerine şöyle seslendi:Vücudunuzu dinleyin arkadaşlar. Benim yaşadıklarım, Lyme hastalığının alevlendiğini gösteriyor. Bu hastalık, acı çeken yerlere, yani dişime, çeneme, kemiklerime ve sinir sistemime saldırıyor.Bella Hadid, ayrıca herhangi bir ruhsal ya da fiziksel travmanın Lyme hastalığını harekete geçirdiğini ifade etti. 26 yaşındaki model, bazen fazla çalışmanın ya da stres yaşamanın genel sağlık durumunu etkilediğini sözlerine ekledi ve "Bazı günler sorun olmuyor. Ama baz günler zor" dedi. Bella Hadid, ön alt dişinin çekileceğini ve böylece bu sorundan kurtulacağını belirtti. Hatta diş doktoruna gitmek için hiç bu kadar heyecan duymadığını sözlerine ekledi.Bella Hadid, Lyme hastalığının bazı belirtilerini hayatının her gününde hissettiğini sözlerine eklemişti. Hadid'in söylediklerine göre bunlar arasında; kas spazmları, eklem ağrısı, karıncalanma, uyuşma ve yürüme güçlüğü. Yani bir başka deyişle uzaktan bakıldığında son derece sağlıklı görünen Bella Hadid, hemen hemen her gün bu acıları yaşıyor."GÖRÜNMEZ HASTALIK"Bella Hadid, söylediğine göre bu belirtilerin en az 10 tanesini her gün yaşıyor. Üstelik 14 yaşından bu yana. Ama 18 yaşını geçtikten sonra hastalığın belirtileri daha baskın bir şekilde kendini göstermeye başladı, daha saldırgan bir hale geldi.Hadid, Lyme hastalığının kendisine yaşattıklarını "Her gün tedavisi olmayan acılar çekiyoruz. Doğrusu, görünmez hastalık" sözleriyle özetledi.24 SAATTEN DAHA UZUN SÜRE GEREKLİLyme hastalığının ne olduğu toplum tarafından bilinmiyor. Keneler tarafından bulaşan bu hastalığın tedavi süreci ise ünlü modelin yaşadığı gibi zorlu olabiliyor. Prof. Dr. C. Elif Öztürk, Lyme hastalığı ile ilgili merak edilenleri gazetevatan.com'a anlattı. Elif Öztürk, "Borrelia burgdorferi , Borrelia mayonii , Borrelia afzelii ve Borrelia garinii dir. Lyme hastalığı, ülkemizde ve dünyada görülen vektör (eklembacaklı canlılar ile taşınan) kaynaklı en yaygın hastalıklardandır. Ixodes cinsi sert keneler ile taşınır.Kenelerin taşıdıkları hastalığı insanlara bulaştırabilmesi için 24 saatten daha uzun süre kan emmesi gerekir. Kenelerin insanları ısırması ve kan emmesi ağrısız olduğundan ve larva dönemindeki kenelerin çok küçük olması nedeni ile kene ısırığı fark edilmemektedir. Genellikle kan emerek büyümesi ile fark edilir hale gelirler. Keneler doğada ormanlık alanlarda yeşilliklerde otlarda bulunur. Buralarda yapılan yürüyüş, çimenlerde oturma, hayvanlarla temas gibi aktivitelerle insanlara geçerler." diye konuştu.  Öztürk Lyme hastalığının bulaşmasıyla ilgili ise şunları söyledi;"İnsanlara sadece Borrelia burgdorferi ve Borrelia mayonii taşıyan siyah bacaklı kenelerin (Ixodes ricinus) ısırması yoluyla ile bulaşır. Sivrisinek, sinek, pire, bit ısırıklarıyla bulaşmaz. Ayrıca havadan, gıdalardan ve sulardan bulaşmaz.KAN BAĞIŞINDA BULUNAMAZLARElif Öztürk, "Hastalık kan transfüzyonu ile bulaşır mı?" sorusuna şöyle yanıt veriyor;Hiçbir Lyme hastalığı vakası kan nakli ile ilişkilendirilmemiş olsa da, bu bakterilerinin bağış için saklanan kanda yaşayabildiğini gösterilmiştir. Aktif Lyme hastalığı olan bireyler kan bağışında bulunmamalıdır. Tedavisini tamamlamış bireyler kan bağışçısı olabilirler.EVCİL HAYVANI OLANLAR DİKKAT! Pek çok kişi Lyme hastalığının evcil hayvanlardan bulaşıp bulaşmayacağını merak ediyor. Doktor Öztürk, "Köpekler ve kediler Lyme hastalığına yakalanabilse de, enfeksiyonu doğrudan insanlara bulaştırmazlar. Ancak bu hayvanların üzerinde bulunan borrelia ile enfekte keneleri evinize veya bahçenize taşıyabileceği unutulmamalıdır." dedi. MUTLAKA TEST YAPILMALIDIR "Ateş, baş ağrısı, yorgunluk ve eritema kronikum migrans adı verilen karakteristik deri döküntüsünün hastalığın tipik semptomlar arasında yer aldığını ifade eden Öztürk şuları söyledi;"Semptomlar ortaya çıktığı ilk günlerde homojen, kırmızı iken, büyür, büyüdükçe etrafı daha kızarık, ortası soluk tipik halini alır. Bu döküntüye öküzgözü döküntüsü de denilmektedir. Bu lezyondan alınan biyopside bakteri gösterilebilir. Lezyonun olmadığı dönemde kanda borrellia antikorları saptanır. Bu antikorların bulunması tanı için yetmez. Mutlaka doğrulama testleri yapılmalıdır.Prof. Dr. C. Elif Öztürk hastalığın tedavisi ve korunma yöntemleri ile ilgili ise, 'Tedavisinde uygun antibiyotikler ile birkaç haftalık antibiyotik tedavisi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Doğa yürüyüşlerinde böcek kovucu kullanmak, açık renkli giysiler giymek, kene muayenesi yapmak ve varsa keneleri uygun şekilde hemen uzaklaştırmaktır.' diye konuştu. 

Devamını Oku