OKURLA SOHBETLER
Sevgili okurlar, sıra dışı biçimde bugün sizlere kendimi “zorunlu hissettiğim” bir konuda yazmak istiyorum. Çünkü “hayasız” bir saldırı ve “komplo” ile karşı karşıyayım. Buna sessiz kalmak, cevap vermemek ne yazık ki “kabullenmek” olarak niteleniyor. Hoş bu hayasızlar ordusu siz ne söylerseniz söyleyin yine bildiğini okuyor, o da ayrı konu.
Bir yalan haber
Geçen hafta tetikçiliği ile bilinen, hiçbir ahlak, namus, haysiyet kuralı tanımayan bir gazetenin bir yazarı, benim Genelkurmay’a gittiğimi, ismi de verilen iki generalle konuştuğumu, bana bir dosya verildiğini ve benim de “Balyoz davasını sulandırmak için” yayına başlayacağımı yazdı. Baştan aşağı yalan olan bu yazıyı birkaç gün önce cevapladım.
Yalana devam
Ancak aynı gazetenin yazarı aldığı cevabı “yok sayarak” bir yazı daha yazdı ve bu kez yalanlarını katmerli hale getirdi. Konuya başkalarını da ortak ederek Genelkurmay’da bir ekip kurulduğunu ve buradan bazı belgelerin servis edileceğini ileri sürdü. Ardından da kurulan bu ekipleri deşifre edeceğini, Genelkurmay’dan bilgiler aldığını yazdı.
Net cevap vereyim
Gazetecilikle ilgisi olmayan, ar, haya, namus, vicdan, haysiyet duygularından yoksun olanları ciddiye almamak gerekir elbette ama hazırlanan komployu bozmak ve kayda geçirmek amacıyla bir kez daha net cevap vermek istiyorum. Çünkü bu cevaplar verilmedikçe bu hayasızların cesareti ve küstahlığı daha da artıyor. Bu önlenmeli.
Genelkurmay’a gitmedim
Gazetecilik yaşamım boyunca (35 yıl) Genelkurmay’a ya da herhangi bir kuvvet komutanlığına, sadece bir kere, işgal ettiğim makamın gereği ve tamamen nezaket ziyareti amacıyla yıllar önce gittim. Bunun dışında hiçbir yerde ve hiçbir şekilde asker kişilerle buluşmadım, konuşmadım, dolaylı yoldan olsa bile hiçbir ilişki kurmadım.
Şimdi de gitmedim
Bu garip gazetenin yazarının iddia ettiği gibi kısa bir süre önce de Genelkurmay’a gitmedim, konuşmadım. Yazıda adı geçen Tümgeneral Muharrem Mutlu Arıkan ve Tümgeneral Caner Bener’i görmediğim gibi ne isimlerini biliyorum ne de kendileriyle konuşmuşluğum var. Bu generallerin varlıklarını bile malum gazetenin yazarından öğrendim.
20 saniyelik görüşme
Hayadan yoksun yazarın diline doladığı Genelkurmay Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Başkanı Tuğgeneral Tayyar Süngü ile telefon konuşması tamamen iradem dışında oldu ve sadece 20 saniye sürdü. Gazete santralinden adı geçen generalin aradığı söylendiğinde telefona çıktım. Sadece generali dinledim ve herhangi bir soru bile sormadım.
Bilgilendirme telefonu
General Süngü sadece 20 saniye süren görüşmede Donanma Komutanlığı’nda bulunan belgelerle ilgili Genelkurmay Başkanlığı sitesine bir açıklama konduğunu bildirdi. Ardından “Eleştirilerimin çok ağır olduğunu ve karargâhta üzüntü yarattığını” söyledi. Hiçbir cevap vermedim. “Sitenize bakarım” dedim ve telefonu kapattım.
Başka yazarlar aranmış
Daha sonra General Süngü’nün tıpkı benim gibi konuyla ilgili eleştiri yazan çok sayıda gazeteci ve yazarı arayıp açıklama ile ilgili haber verdiğini öğrendim. Nitekim bazı yazarlar General Süngü’nün kendilerini arayarak bildiriyi haber verdiğini yazdı. General Süngü’nün bana bir ayrıcalık tanımadığı ortadadır.
Yazarın garip yorumu
Tetikçiliği ile ünlü gazetenin yazarı, bu samimi beyanı daha önceki yazımda yazmama rağmen, içindeki kin ve öfkeyi dile getirmek için “20 saniyede bir komutan telefonu açar, emrini verir, karşıdan emredersiniz yanıtını alır ve kapatır” yazacak kadar kendinden geçmiş. Herhalde kendi biat kültürü bunu gerektirdiği için herkesi öyle sanıyor.
Ve yankıları
Sevgili okurlar, bu yalan elbette bu tetikçi gazetenin sayfalarıyla sınırlı kalmıyor. Yalanın üzerine “mal bulmuş” gibi atlayan ne kadar AKP yanlısı, dinci ve maskeli faşist site varsa bana yönelik ağır hakaret ve tehditlere başladı. Ki zaten komplonun asıl amacının da bu olduğu anlaşılıyor. Çamur at izi kalsın, belki savcılar harekete geçer.
Neden yapıyorlar?
Bu komplonun neden kurulduğunu anlamamak mümkün değil. Kimseyle bağlantım yok, kimsenin gücünü arkama almış değilim. Özgürce, bana gazetem VATAN’ın ve bazı TV kanallarının tanıdığını olanaklar sayesinde fikir ve görüşlerimi yazabiliyor, ekranlarda söyleyebiliyorum. Buna müteşekkir olduğumu da belirtmeliyim.
Yıpratmanın yöntemi
Bu fikirlerime ve görüşlerime aynı biçimde karşılık veremeyenler ise kavga çıkarmaya çalışıyor. Özellikle ekranlarda sık başıma gelen şey, fikir ve görüşlerimle baş edemeyenlerin bel altı vuruşlarla olayı çirkinleştirmeleri. Bunların çoğunu savuşturmayı başarsam da zaman zaman tuzağa düştüğüm hissine kapıldığım da bir gerçektir.
Kurnazlığa bakın
Bana bu tuzağı hazırlayan gazete ve yazarı, sanıyorum yalanının ortaya çıkmasına rağmen komployu sürdürmek için bir de kurnazlığa başvurmuş. Bu kişi “Ben oyunu ortaya çıkardım, artık Can Ataklı zaten yazamaz” diyerek yarattığı şaibenin devamını sağlamaya çalışıyor kendince.
Sonuna kadar mücadele
Bu hayasız kesimlerle mücadele etmek sağduyu sahibi herkesin görevidir. Geçen yazımda da belirttiğim gibi namus, vicdan, ahlak, ar, haya, fazilet, şeref ve vicdan gibi duygulardan yoksun olan bu türle aynı mesleğin çatısı altında gibi görünmekten hicap duyuyorum. Gerçekten içim eziliyor, midem bulanıyor, ruhum kararıyor.
Bunları neden yazdım
Sevgili okurlar; gündemin çok yoğun olduğu şu günlerde, tamamen kişisel bir olayı yazdığım için rahatsızlık duyuyorum. Ancak bu çirkin komployu da hem açığa çıkarmam hem de her ihtimale karşı “kayda geçirmem” gerektiğinin bilincindeyim. Konuyla ilgili “eğer çok ağır bir tahrik” olmazsa bir daha yazmayı da düşünmüyorum. Anlayana bunun yetmesi gerek.
Medya kuruluşlarından rica
Son olarak, başta Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve diğer tüm medya kuruluşlarından da bir ricam var. Bu tür komploları lütfen “gazeteciler arası polemik” gibi değerlendirmeyin ve gerekeni yapın. Medya kuruluşları son günlerde moda olan “linç girişimlerine” tepki göstermesini beklemek herhalde fazla bir istek değildir.
Hepinize iyi bir hafta sonu dilerim.
Zorunlu bir yazı: Bu hayasızlığa karşı ne yapmalıyım söyleyin!
Haberin Devamı

