AKP ve yandaşı çevreler günlerdir bir “yüzde 40” tutturdular. İçinde saygın isimlerin bulunduğu bazı araştırma kuruluşları da yaptıkları anketlerle bu oranı onayladıkları için kamuoyunda ciddi bir beklenti oluştu.
AKP’ye oy verecek çevreler “yine tek başına iktidarız, o zaman herkes gününü görecek” havasındayken, AKP iktidarının gitmesini isteyenleri ise derin bir umutsuzluk havası kaplıyor.
Çünkü şöyle bir anlayış hakim oluyor: “Yüzde 40 eşittir 400 milletvekili.”
AKP aslında tam bir psikolojik harp sürdürüyor. Bir yandan anketlere dayanarak “yüzde 40” oranı pompalanıyor, diğer taraftan toplama insanlarla hemen her yerde büyük kalabalıklar oluşturuluyor, öte yandan kentler sadece AKP bayraklarıyla donatılıyor.
Sanki herkes AKP’li
Bu kadar yoğun bir propaganda baskısı altında olan çok geniş bir kesim “Ne yapsak boşuna, artık dağ taş AKP olmuş” zannına kapılıyor.
Bunun sonucu umutsuz bir kesimi sandıktan uzak tutabilir ki, AKP’nin birinci amacı bu. İkinci olarak ise yine geniş bir kesimin “Bu durumda oylarımızı tek partiye yönlendirelim” inancına kapılmasını sağlamak. Böylelikle yine iki partili bir Meclis oluşacak ve doğal olarak AKP yine hak etmediği ölçüde milletvekili çıkararak tek başına iktidar olacak.
Yüzde 40’la hüsran
Cumartesi günü Bülent Tanla ile konuşuyorduk. “Yüzde 40” konusunu sordum. O da bu oranın abartıldığı görüşünde.
Ancak Bülent Tanla ilginç bir başka saptamada bulundu. Dedi ki “Milletin anlamadığı bir nokta var, AKP yüzde 40 alsa bile tek başına iktidar olmayabilir. Yani yüzde 40 eşittir 400 milletvekili asla geçerli olmayabilir.”
Tanla bu görüşünü şöyle anlattı: “Baraj sisteminin uygulandığı seçimlerde, barajı geçen her parti aritmetik dengeyi tamamen değiştirir. Bugün sadece AKP ve CHP barajı geçerse, daha çok oy alan hangisi ise muhtemelen tek başına iktidar olur. Tabii bunda bile oy alınan bölgeleri göz önünde tutmak zorundayız. Örneğin İstanbul’da yüzde 30 oy almak, Anadolu’daki pek çok ilde yüzde 50 oy almaktan daha kazançlı olur.”
Hesaplar altüst olur
Bülent Tanla barajı üçüncü bir partinin geçmesi durumunda, illere göre oy dağılımının hesabı çok değiştireceğini belirterek bir partinin tek başına iktidara gelmesinin çok zorlaşacağını belirtti..
Ancak dördüncü hatta beşinci partinin de barajı geçmesi halinde herhangi bir partinin yüzde 40’la bile iktidara gelemeyeceğinin altını çizen Tanla “Kimsenin umutsuzluğa kapılmadan ve propaganda baskılarına aldırmadan yapacağı en iyi iş kendisini hangi partiye yakın görüyorsa gidip oyunu ona atmasıdır” dedi.
“Kime oy vereceğiz?”
Tanla ile konuşmamızdan sonra konuyu bir daha düşündüm. Kendi çevremde de “yüzde 40” endişesini gördüğüm için “Kime oy vereceğiz?” diye soran herkese şunu tavsiye etmeye karar verdim. Kesinlikle hepimiz aynı partiye yüklenelim diye düşünmeyin. CHP dışında barajı geçme ihtimali olan üç parti var. MHP, GP ve DP. Kendisini bu partilerden herhangi birine yakın hissedenler “oylar bölünmesin” endişesine kapılmadan sandık başına gitmeli.
Çok basit bir aritmetik hesap söyleyeyim. Oylar dağılmasın diye düşünen yüzde 5’lik bir kesim, gidip CHP’ye oy verirse, bu CHP’yi beş puan artırır. Ama milletvekili sayısı olarak bakarsanız ancak 25-30 milletvekili daha fazla çıkarır.
Üç parti 150 milletvekili
Oysa bu beş puan diğer üç partiye giderse, üçü de barajı aşar. Bu durumda o üç partinin çıkaracağı milletvekili sayısı 150’yi geçer. CHP yüzde 20 ve üstü bir oranla 150 milletvekili çıkarır. Üzerine üç partinin 150’sini koyun, eder 300 milletvekili. 20 de bağımsız deyin. Etti mi 320. Ne kalır geriye, 230 milletvekili. Demek ki AKP yüzde 40 oy alsa bile en fazla 230 milletvekilinde kalır ve tek başına iktidar olamaz.
Son bir not daha vereyim: Göreceksiniz AKP 230’un da altında kalarak iktidardan iyice uzaklaşacaktır.
AKP reklamları
Seçimlere iki hafta kala partiler gazete reklamlarına yüklenerek propaganda yapıyor. CHP, MHP ve DP’nin tam sayfa ilanları gazeteleri süslüyor. GP ise zaten aylardır gazete sayfalarında. Sonunda reklam atağına AKP de katıldı.
AKP’nin tam sayfa ilk reklamında Türkiye’nin dış politikada kazandığı başarılar anlatılıyordu. Kıbrıs’ın nasıl kurtarıldığı, bilmem kaç ülkeye ziyaret yapıldığı, onurlu bir politika izlendiği uzun ilan metninde yer alan unsurlardan bazıları.
Ancak dikkatimi çekti, dış politika için tam sayfa ilan verilirken bu ilanlarda Amerika ve Irak konusu hiç yok.
Tam 4.5 yıldır en çok Amerika ve Irak’ı konuşuyoruz, AKP seçime giderken bunlardan sanki habersiz gibi. Öyle geliyor ki bana, AKP’nin en yumuşak yeri Amerika ile ilişkiler. Bu nedenle adını hiç ağızlarına bile almak istemiyorlar.
Amerika’dan cevap geldi, bakalım ne olacak?
Tayyip Erdoğan Genelkurmay Başkanı’nın terörle mücadele amacıyla Irak’a yönelik bir operasyon için yetki istemesine karşı uzun süre direnmişti.
İki ayı aşkın süre geçmesinden sonra nihayet konuşan Tayyip Erdoğan “Amerika’dan haber bekliyoruz, ardından ben Başkan Bush’la konuşacağım ve gerekeni yapacağız” demişti.
Öyle anlaşılıyor ki Amerika Dışişleri Bakanı Rice Abdullah Gül’ü telefonla arayarak “Sakın Irak’a girmeyin” dedi.
Gazete haberlerine göre Rice, Gül’den beklediği cevabı alamadı. Yani Dışişleri Bakanımız Amerikan Dışişleri Bakanı’na bir anlamda rest çekmiş.
Acaba öyle mi, inşallah diyorum sadece.
Şimdi bundan sonrası önemli. Tayyip Bey daha önce söylediğine göre Başkan Bush’u aramak durumunda. Bakalım Bush ne diyecek. Daha da önemlisi bizim iktidar ne yapacak?
Yaygın bir siyasi söylentiye göre iktidar seçimlere bir hafta kala Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırıp Irak konusunda hazırlanan tezkerenin onaylanmasını isteyecek.
Meclis bu yetkiyi elbette verecek. Ancak ondan sonrası meçhul. Çünkü bir görüşe göre seçimlere bir iki gün kala silahlı kuvvetlere operasyon talimatı verilecek, böylece yaratılacak kahramanlık ortamından yararlanılmaya çalışılacak.
İkinci görüşe göre ise hükümet bu yetkiyi aldıktan sonra elinde tutacak ve seçime kadar gündemi elinde tutarak ortamı gerginleştirecek ama bir şey yapmayacak. Bakalım....
Yüzde 40 bile tek başına iktidar yolunu açmayabilir
Haberin Devamı

