Yüzde 34’ü gerçekten yüzde 65 sanmak

AKP’lilerle konuşurken gerçekten çok şaşırıyorum. Kastettiğim gerçek AKP’liler. Oylarını bu partiye veren, yüksek politikalar yaparak bu işten çıkar sağlamaya çalışmayan, samimi, inançlı kişiler

Haberin Devamı

AKP’lilerle konuşurken gerçekten çok şaşırıyorum. Kastettiğim gerçek AKP’liler. Oylarını bu partiye veren, yüksek politikalar yaparak bu işten çıkar sağlamaya çalışmayan, samimi, inançlı kişiler. Yoksa demokrasi oyunu ile kendilerini tatmin eden bir kısım sözde aydın değil.

AKP’liler son derece samimi biçimde Tayyip Erdoğan’ın veya işaret edeceği bir başka AKP’linin Cumhurbaşkanı olacağına inandıkları gibi bunun aksini düşünmenin bile abes olduğunu söylüyor.

Onlara göre eğer demokrasi varsa Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkmak mümkün değil. Çünkü AKP seçim kazanmış, tek başına iktidar olmuş, o halde istediğini yapabilir.

Tabii burada demokrasi anlayışı konusunda bir tartışma oluyor aramızda bu sohbetlerde. Ben “Ama bu söylediğiniz sayısal güce dayanan bir demokrasi, o zaman bunun adı demokrasisizm olur” diyorum, gülüyorlar.

Neden bu sözlerime bu kadar anlamsız tepki veriyorlar diye kendi kendime düşünürken şu gerçeği fark ettim. Samimi AKP’liler, gerçekten AKP’nin Meclis’teki sayısal çoğunluğunu ülke genelindeki destek olarak algılıyorlar.

AKP’lilere “Seçimde yüzde 34 oy aldınız ama seçim sistemi gereği Meclis’in yüzde 65’ine sahip oldunuz. Aslında bunu bile kibarlıktan söylüyorum. Partiniz gerçeğine bakarsanız Türkiye genelinin yüzde 25’i bir desteğe sahip, o zaman Cumhurbaşkanını dilediğiniz gibi seçme düşüncesi demokrasiye pek uygun düşmüyor” dediğimde yüz ifadeleri değişiyor ve sanki ilk kez duydukları bir şeyle karşılaşıyorlarmış gibi şaşırıyorlar.

Çünkü bu samimi ve inançlı insanların gönlünde demokrasi düşüncesi yatmıyor. Demokrasi onlar için “büyüklerin söylediği” bir şey. Büyükler demokrasi diyorlarsa ve kendi isteklerinin dışındaki görüşleri demokrasi dışı veya demokrasiye darbe olarak sayıyorlarsa bu inançlı insanlar da aynı şeyi söylüyor.

Bu samimi ve inançlı insanlar, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını istemenin demokrasiye ne kadar uygun olduğunu tekrarlarken, buna karşı çıkmanın da demokrasi gereği olacağını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü alt yapılarında demokrasi yok. Demokrasinin birbirine zıt görüşleri de barındırabileceği fikrini zihinlerinde oturtamıyorlar. Onlar için mutlak doğrular ya da yanlışlar var. Şu anda doğru yerde olduklarına inanıyorlar ve böyle davranıyorlar.

Böyle bir yapı, daha güçlü bir kesimin “doğru budur” dayatması karşısında anında saf değiştirir. Örneklerini çok yaşamadık mı?

*****

Askerin siyasete müdahale etmesi
Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça “Asker siyasete müdahale etmemeli” tartışmaları da alevlendi. Hele Andıç olayından sonra AKP yandaşı koronun sesi bu konuda daha fazla çıkar oldu.

Çok merak ediyorum, askerin siyasete müdahalesinden kastedilen nedir?

Sözde demokrat aydınların söylemlerine bakınca kastedilen şu: “Tayyip Erdoğan isterse Cumhurbaşkanı olabilir, sakın buna karışmayın, engellemeye kalkmayın.”

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda askerin de görüş beyan etmesi siyasete müdahale midir?

Bazılarına göre bu sorunun cevabı evet.

Bana sorarsanız, bunu siyasi müdahale olarak görmüyorum.

Çünkü, bu Cumhurbaşkanlığı seçimi Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimidir. Bugün iktidardaki parti;

1- Seçim sisteminin cilvesi nedeniyle halktan aldığı desteğin çok üzerinde bir güce kavuşmuştur.

2- Partinin en tepesinden en altına kadar savunduğu fikirlerle Cumhuriyet’in temel ilkelerine ve Atatürk devrimlerine karşı olduğu izlenimini yaratmaktadır.

3- Bu seçimi bir inatlaşma hatta 84 yılın hesabını sorma savaşına çevirdikleri yorumu toplumda endişe yaratmaktadır.

Böyle bir durumda her birey, her sivil toplum kuruluşu, siyasi partiler ve anayasal kurumlar görüşlerini söylemelidir. Buna asker de dahildir.

Ancak izlediğim kadarıyla korkunun kaynağı başkadır. İktidar ve yandaşları askerin darbe yapacağından korkmakta ve dolaylı yollardan bunu ima ederek askeri pasifize etmeye çalışmaktadır.

*****

Tayyip Bey Ağrı Merkezi’ne gitsin
Halk arasında güzel bir deyim vardır. “Çeken bilir” derler. Sonra “Damdan düşenin halini damdan düşer anlar” derler. Tayyip Bey’i bel rahatsızlığı ile ilgili en iyi anlayacak kişiler arasında sayılırım.

Çünkü neredeyse 20 yıldır belimden çekiyorum.

1992 yılında belimden ameliyat oldum. Her şey bitti sanıyordum. Aslında bitmişti, ama ben yerimde rahat duramadım, 2000 yılında sanki biliyormuş gibi bir gün heveslenip kayak yapmaya kalkıştım. Tabii olmadı ve belim yine yerinden oynadı.

Bazı doktorlar tekrar ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Ama bu bel işi bir tuhaf. Bazı doktorlar hemen ameliyat etmek isterken birçoğu da artık ameliyatın tarihe karıştığını, fizik tedavi ve sporla sorunun giderilebileceğini söylüyor. Ben tekrar ameliyat olmak istemedim. Spor da yapmadım, fizik tedavi de olmadım.

Belim kâh iyi oldu, kâh beni kahretti, günleri geçirdim.

Ancak geçen yıl dayanılmaz hale geldi. Sol bacağımı neredeyse yere basamıyordum. Bir dostum “Ağrı Merkezi’ne git” dedi. “Nedir?” diye sordum. Anestezi uzmanlarıymış ve onlar belden tutun ağır kanser ağrılarına kadar pek çok ağrıya çözüm buluyormuş.

Gittim, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Algeoloji Bölüm Başkanı Profesör Doktor Serdar Erdine’yi buldum. Meğer Serdar Bey bu konuda dünyanın en önemli isimlerinden biriymiş.

Anestezi altında belime bir iğne yaptı. Kalktım ve yürüdüm. Bana dedi ki “İş bununla bitmiyor. Eğer belini güçlendirmezsen, bu koca göbeği eritmezsen, dünyanın en güçlü ağrı kesicisi bile işe yaramaz.”

O gün karar verdim. Spora başladım. Yemeğime dikkat ediyorum. 8 kilo verdim. Spor sayesinde belim de tüm vücudum da güçlendi. Kendimi kurtulmuş sayıyorum.

Tayyip Bey’e tavsiye ederim. Boşuna eziyet çekmesin. Ağrı Merkezi’ne gitsin. Üstelik benim eskiden olduğu gibi göbeği de yok, hafif sporla bile kendini koruyabilir.

*****

* Türkiye koalisyonlardan korkmamalı

* Yarından itibaren üç gün sürecek bir yazı hazırladım.

* Bu yazılarda Türkiye’nin koalisyondan korkmaması gerektiğini anlatmaya çalışacağım.

* Bugün Türkiye’nin ihtiyacı güçlü bir koalisyondur.

* Tek parti iktidarları giderek tek parti diktatörlüğüne kayıyor. Türkiye demokrasiyi hazmetmek için güçlü koalisyonlardan ders almalıdır

* Koalisyon olduğunda ekonomik istikrarın bozulacağını sanmak büyük yanlıştır.

* Seçimlerden önce koalisyon kurulursa Türkiye demokratik bir devrim yapacaktır.

Yarından itibaren bu yazıları okuyun

DİĞER YENİ YAZILAR