AKP ve yandaşları Türkiye aleyhine olabilecek hiçbir fırsatı kaçırmıyor artık. Bir haftadır yazmıyordum ama doğal olarak neler olup bittiğini izleme şansım da vardı.
Okuduklarıma ve dinlediklerime göre Tayyip Erdoğan’ın “geçmişte bazı etnik kökenli vatandaşlarımızı kovduğumuzu, bunun da faşizan bir davranış olduğunu” söylemesi AKP çevrelerinde müthiş bir sevinç yaratmış durumda. Ne kadar AKP’li ve yandaşı varsa Erdoğan’ı alkışlamak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin aslında ne kadar kötü olduğunu, Türk olmanın ayıp sayılması gerektiğini, Türklüğünden utanmayanın insan da olamayacağını anlatıp durdular bir haftadır.
Tabii insan haliyle şaşırıyor. AKP ve Başkanı söylem olarak hep Türk olmaktan, milli değerlerden söz ediyorlardı ama belli ki AKP’ye oy verenler için gayrı milli olmak daha önemli hale gelmiş.
Ben de oldum olası milliyetçiliğin sömürüye açık olduğuna inanan biriydim. Bu nedenle milliyetçi duygularımın çok katı olduğunu söyleyemem. Ama bu kadar gayrı milli olmak, Türk milletine böylesine düşmanlık beslemek ve bunu bu kadar yüksek sesle söylemek de çok şaşırtıcı.
Demek ki AKP’ye oy verenler İslam ümmeti kavramına ve bu ümmetin Türkiye Cumhuriyeti’nde de egemenlik kuracağına o kadar inanır hale gelmiş ki, Türk milletine böylesine açık düşmanlık yapmaktan çekinmiyorlar.
Ülkenin yüzde 38’ini bu hale getirmek, Türk adından nefret ettirmek aslında çok büyük bir başarı. 20 yıl önce başlayan, 7 yıldır devletin tüm güçleri kullanılarak sürdürülen müthiş propaganda ve beyin yıkama operasyonu sonuçlarını veriyor artık.
Geldiğimiz nokta ve yükselen trend artık Türklük’ten nefret etmek ve bulunan her fırsatta ağır hakaretlerle saldırmak olmuştur. Bunu bir kenara yazmak gerek.
Hiç utanma da kalmadı
Değişen hiçbir şey yok yine. Hâlâ ne olduğu söylenmeden Kürt sorunu tartışılıyor ve “çözüme çok az kaldığı” nutukları atılıyor.
Elbette “çözümün ne anlama geldiği” yine belirtilmiyor, kimin ne istediğine ise hiç değinilmiyor.
Buna karşın utanmazlık had safhada. Bulundukları makamlar gereği adam yerine konan kimileri örneğin “ateşkesten” söz ediyorlar. Efendim PKK Haziran’a kadar ateşkes ilan etmiş, buna uyması lazımmış, ama Türkiye Ordusu da biraz özen göstermeliymiş.
Utanmazlığa, arlanmazlığa bakar mısınız? “Ateşkes” diyorlar. Üstelik bu ateşkesi ilan eden de bir terör örgütü.
Ama ülkemin utanmazları “PKK’nın ateşkes çağrısı barış için atılan önemli adımdır” diyebiliyor.
Bunun tercümesi şudur: Türkiye terör örgütüne teslim olmalıdır. Bu kadar açık söyleyemedikleri için henüz “çözüm” kelimesini kullanıyorlar.
Haydi AKP’nin bu yalaka takımı “vatana ihanet özgürlüğünü” kullanıyor diyelim.
Peki benim koca Silahlı Kuvvetlerim’in içine düştüğü yürekler acısı duruma ne diyeceğiz. Yok mudur bu Silahlı Kuvvetler’de “Siz ne diyorsunuz, ne ateşkesi, ateşkes savaşan iki devletin orduları arasında olur, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni PKK’ya karşı ateşkes yapmış gibi göstermeye çalışmak aslında teröre teslimiyet ve orduyu tamamen ortadan kaldırmakla aynıdır” diyecek bir babayiğit komutan?
Diyelim ki demokratik yolları izlemek gerekiyor, o zaman Milli Savunma Bakanı’na gidip “bir açıklama yapın” diye rica etmek de mi çok zor?
Türkiye’nin teröre teslim olduğu gerçeğini belki asker de kabullenmiş durumda artık.
Yangın yok
Yıldırım Tuna’dan: Kadın itfaiyeyi aramış, “Bakın” demiş, “Yepyeni bir bahçe yaptırdım, ortasına nefis kokulu güller diktim, aman...” Görevli itfaiye eri “Hanımefendi” demiş, “Yangın nerede?” Kadın “Dinle” diye sürdürmüş “Çimlerimi daha yeni kestirdim, daha toprak oturmadı, kenardaki çiçekler de çok pahalı şeyler, onun için...” deyince itfaiye eri sinirlenmiş “Hanımefendi, yanlış aradınız herhalde, çiçekçiyi arasanıza” demiş. Kadın “Sus” diye kesmiş itfaiye erinin sözünü “Yanlış falan aramadım, tam yanımdaki komşunun evi yanıyor, öyle sağa sola deli dolu koşuşturup bahçemi rezil etmeyin!”
New York’ta gururlandıran manzara
Kısa tatil bitti, yine birlikteyiz. Bu bir haftanın 4 günü New York’taydım. Amerikan Türk Cemiyeti’nin Coca Cola ve Anadolu Grubu onuruna düzenlediği ödül törenine katıldım.
Bu törenle ilgili ayrıntılı haberleri geçen hafta Vatan’da okudunuz. Ben de özetleyeyim: American Türkish Society 1949 yılında kurulmuş. Bugün 60. yılını kutluyor. Cemiyet her yıl en iyi ilişki içinde olan Amerikan ve Türk şirketlerini seçiyor ve ödül veriyor.
Ödül töreni için düzenlenen akşam yemeğinin geliri de derneğin maddi kaynağı oluyor. Bu ödül töreni nedeniyle Amerika’da yaşayan Türkler ve cemiyetin Amerikalı üyeleri, Türkiye’den gelenlerle birlikte olma fırsatı buluyor.
Bu yılın ödülü Coca Cola ile Anadolu Grubu’nun oldu. 60 yılın en ilginç ödül gecesi herhalde bu yıl yapılandı. Çünkü ilk kez ödül alan biri Türk diğeri Amerikan şirketinin de başında Türkler var.
Ödül gecesin manzarası gerçekten çok güzeldi. New York’ta, kentin en eski otellerinden Pierre’in balo salonunun sahnesinde üç Türk yan yana duruyor. Biri dünyanın en büyük şirketlerinden Coca Cola’nın bir numarası Muhtar Kent. Diğeri Türkiye’nin en büyük iş adamı Rahmi Koç. Ve iş dünyasında çok başarılı 50 yılı geride bırakmış sürekli büyüyen bir holdingin yönetim kurulu başkanı Tuncay Özilhan. Aralarında da Amerika’nın efsane dışişleri bakanlarından Madeleine Albright.
İnsanın gerçekten hoşuna gidiyor ve gururlandırıyor.
Domuz gribi sadece bizde var galiba
Dünyayı kasıp kavurduğu söylenen domuz gribini galiba bir tek biz ciddiye alıyoruz. Amerika’ya gidip gelince böyle bir izlenim edindim.
Çünkü Amerika’da domuz gribi neredeyse hiç konuşulmuyor bile. Ülkeye girerken de hiçbir sorunla karşılaşmıyorsunuz, ne bir sağlık taraması yapılıyor ne de beyan isteniyor.
Oysa Türkiye için durum çok farklı. Türkiye’ye gelen tüm uçaklardaki yolcular birer form dolduruyor. Uçak alana indiğinde kapıya önce ağızları maskeyle kapalı görevliler geliyor. Yolcu sayısı ile form sayısı birbirini tutmazsa kimse uçaktan indirilmiyor.
Sağlık Bakanlığı domuz gribi konusunda gerçekten çok başarılı önlemler aldı. Bu sayede bazı hastalar da anında saptandı.
Buna karşılık Amerika’da hiçbir şey yokmuş gibi davranılması insanı huylandırıyor. Hastalığı ilk duyduğumda “Bu da SARS gibi uydurma bir şey mi çıkacak?” kuşkum giderek artıyor. Sanki birileri dünya çapında bir sağlık tatbikatı yapıyorlar gibi geliyor bana.

