Sevgili okurlar; yine yoğun bir haftayı bitirip, nisan ayının ilk haftasına ulaştık. Geçen haftaya dışarıda Libya operasyonu ve Suriye’de giderek artan olaylar, içte ise yeni Ergenekon baskınları ve Ergenekon davasının en önemli savcısı Zekeriya Öz’ün “terfien” görevden alınması damga vurdu. Bunun yanı sıra Başbakan Erdoğan’ın Irak’ta artık açıkça “Kürdistan” diye tanıtılan bölgeye yaptığı ziyaret haftanın en önemli olayıydı.
Tarihi ziyaret
Türk medyası Erdoğan’ın önce Bağdat sonra Erbil ve çevresine yaptığı resmi ziyarete büyük önem verdi. Gazete ve televizyonlar geziyi “tarihi” ve her ne demekse “kritik” olarak niteledi. Hazreti Ali’nin türbesini ziyaret eden ilk Türk Başbakanı balonu ise gezinin en komik anlarıydı. Medyanın dikkatsizliği mi yoksa cehaleti mi, ama bir palavra bütün medyaya manşet oldu. Oysa Hazreti Ali’nin türbesini Menderes ve Demirel de ziyaret etmişti.
Orası artık Kürdistan
Her ne kadar ziyaret edilen bölge medyada “Kürdistan” olarak anılmadıysa da, gidenlerin hepsinin ortak kanaati şu ki “Kuzey Irak’ta resmen kurulmamış bir Kürt devleti var.” Bu devletin başkenti belli, merkez bankası ve bankaları var, paraları var, bayrak ve milli marş da kullanıyorlar. Bölgenin her tarafından yabancı yatırımlar fışkırıyor, ortaya çok modern görünümlü kentler çıkıyor. Her yerde Kürdistan yazıları bulunuyor.
Irak’ın toprak bütünlüğü
Türkiye Kuzey Irak’taki yapılanmayı elbette yakından izledi bugüne kadar ama temel politika “Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı” çerçevesinde yürütüldü. Türkiye’ye göre Irak hâlâ üniter yapıya sahip bir ülke. Teknik durum böyle olsa da fiili durum öyle değil. Irak artık 3 bölgeden oluşuyor ve bundan geri dönmek, Irak’ı yeniden tek ve bütün ülke haline getirmek çok zor. Buna karşın alt yapı tamamlanmadığı için gerçek ilan edilmiyor.
Türkiye fiili durum yarattı
Başbakan’ın Erbil gezisi ve buradaki temasları, Türkiye’nin teknik olarak “Irak’ın toprak bütünlüğünü tanımasına” rağmen, fiili durumun da gözardı edilemeyeceğini kabul ettiğini gösteriyor. Erdoğan’ın Barzani’ye “Başkan” diye hitap etmesi sembolik olmakla birlikte bir gerçeği de yansıtmaktadır. Görülüyor ki iktidar Kürdistan’ı resmen olmasa da fiilen tanımaktadır. Kurulan konsolosluk Irak adına olsa da o makam aslında Erbil Büyükelçiliği’dir.
Sivil itaatsizlik
Türkiye Kürdistan’ı adeta “tanır gibi” yaparken, bu bölgenin hemen üstünde, Türkiye sınırları içinde Kürt kökenli vatandaşların yaşadığı bölgede 10 günü aşkın süredir “sivil itaatsizlik” yaşanıyor. On binlerce kişi sokaklarda, sessiz, sakin biçimde eylem yapıyor. Medya bu gelişmeleri yansıtmaya pek yanaşmıyor, ama bu direniş eninde sonunda tüm Türkiye’nin gündemine gelecektir. Medya herhalde haber yapmak için çatışmalı eylem bekliyor.
Ne kadar dayanır
Erbil’deki Kürt yönetimine çok sıcak mesajlar veren, bölgeyi Türk yatırımları ile adeta ihya etmeye başlayan Türkiye’nin kendi sınırları içindeki Kürtlere ise “demokrasiyi yok etmek için eylem yapanlar” gözüyle bakmasının ne kadar sürebileceği şüpheli. Sözde Kürt açılımı yaparak ortalığı karıştıran, ancak geçmişte temelleri hazırlanan girişimler dışında hiçbir şey yapmayan iktidarın bu politikayı daha fazla yürütmesi çok zor.
Yumurta kırılacaktır
Kuzey Irak’ta bir fiili bir Kürt Devleti kurulmuşken, hemen birkaç kilometre kuzeyde yaşayan milyonlarca insanın hiçbir şey olmuyormuş gibi davranması mümkün değildir. Dışarıdaki Kürtlere büyük sevgi ve muhabbet gösterilirken, içerdeki Kürtlerin neredeyse tamamına “terörist” gözüyle bakılması, hukuka uygun olmayan tutuklamalar ve baskılar yapılması eninde sonunda yumurtayı çatlatacaktır.
Temel politika ne?
Medyamızın önemli isimleri günlerdir Kürdistan gezisi üzerine güzellemeler yazıyorlar ama içerdeki Kürtlerin bu durumdan ne ölçüde etkileneceğini ve neler olabileceğini hiç söylemiyorlar. Bunda belki “kaçınılmaz bir bölünme yaşanacağı” gerçeğini bir türlü söyleyememenin etkisi vardır. İktidar büyük ihtimalle seçim kaygısı taşıyarak Güneydoğu politikasını bir türlü açıklayamamakta. Ama bu kaçış nereye kadar gidecektir ki?
Nasıl tutulabilir?
Türkiye Erbil’e yumuşak elini uzatırken Türkiye’deki Kürtleri nasıl tutacağını da hesaplamak zorunda. “Anayasa değişiklikleri” veya “oyunu bana ver rahat et” propagandalarının geniş kitleleri etkilemesi artık mümkün değil. Yaşanacak bir başkaldırıyı şiddet kullanarak önlemek de olacak iş olmadığına göre, acil önlemler alınması gerekiyor. Oysa iktidar her şeyi seçime endekslemiş biçimde Güneydoğu’da yaşananları “yok” sayıyor.
Bölünmeye doğru
Bütün bunları özetlersek, Türkiye’nin kaçınılmaz biçimde bir bölünmeye gittiğini söylemek yanlış olmaz. Hemen güneyinde Türkiye tarafından ihya edilen bir fiili Kürt devleti varken, binbir sıkıntı ve yoksulluk içinde yaşayan milyonlarca insanın iktidardan gelecek gıda yardımını ve sözde demokratik atılımları bekleyecek hali kalmamış görünüyor. Bölgenin yakın gelecekte daha da karışacağını söylemek kehanet sayılmamalıdır.
Suriye olayları
Peki fiili Kürdistan neden gerçek bir devlete dönüşemiyor? Belli ki bölge üzerindeki uluslararası pazarlıklar henüz bitirilemedi. Çünkü “Büyük Kürdistan” hayali aynı anda 4 ülkeyi birden kapsıyor. Irak, İran, Suriye ve Türkiye topraklarına yayılan Kürtlerin tek çatı altında toplanması şu anki dengeler nedeniyle gerçekten bir hayal gibi görünüyor. Suriye’de giderek artan olayları bu açıdan da değerlendirmek gerekir.
Nasihat para etmedi
Kuzey Afrika’da başlayan olaylar sırasında Türkiye’deki kamuoyuna yönelik “dünyaya ayar veren başbakan” havası yayan, ama dışarıda bir ciddiyetle karşılanmayan Erdoğan, Suriye konusunda da başarısız oldu. Tıpkı daha önce Kaddafi’yi bağrına bastığı gibi dünyanın diktatör kabul ettiği Esat’ı da “dostum” diye kucaklayan Erdoğan, Suriye Başkanı’na bu kez nasihatle ulaşmayı denedi ama başarılı olamadığı görüldü.
Suriye sıkıntıdadır
Erdoğan’ın nasihati aslında bir beklenti yaratmıştı. Çünkü Erdoğan “Konuştum, bazı önlemleri açıklayacak” demişti. Ama Esat tam tersini yaptı, ülkesindeki olayların yabancı ajanlar tarafından kışkırtıldığını söyledi. Halkı ayaklanmış bir liderin asla yapmayacağı biçimde sertliği seçti. Ama bir noktadan sonra sertlik de para etmiyor, nitekim Suriye’deki olayların daha da tırmanması (ve tırmanacağı) kimse için sürpriz olmayacaktır.
Kürt sorunu yaşayacaktır
Görünüşte Suriye’nin, Türkiye gibi ciddi bir Kürt terör örgütleri sorunu yok. Daha baskıcı olan Suriye bu terörü bugüne kadar önlemeyi başardı, hatta bunu Türkiye’ye yönelik hale bile getirdi. Ancak yaşanan olayların önemli bölümü Suriye’nin daha çok Kürtlerin yaşadığı bölgelerinde gelişiyor ve artıyor ki, Suriye’nin de bundan böyle bir Kürt sorunu olacağının habercisidir. Bu da Türkiye’nin sıkıntısını artıracaktır.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Yolun sonu artık bölünmedir
Haberin Devamı

